04/10/2026
, uzun süre maruz kaldığı ya da çok güçlü duygular beslediği durumları, kendisine zarar verse bile "güvenli alan" olarak kodlar. Bir insana, bir işe, bir unvana veya bir güce kalpten bağlandığımızda, onun bize sunduğu geçici konforu veya aidiyet hissini bir "nimet" (büyük bir şans, lütuf) olarak görürüz. Ancak o bağ, bizi özgürlüğümüzden, özgünlüğümüzden ve gelişimimizden alıkoyuyorsa aslında bir "zincirdir.
"Sahte" Nimetler
Hayatta nimet sandığımız ama bizi aslında prangaya vuran durumlara birkaç örnek:
: Bizi tüketen, değersiz hissettiren bir ilişkiyi "Beni seven/bırakmayan biri var" diyerek nimet saymak.
: Sadece iyi maaş veya unvan için ruhu öldüren bir işe katlanıp, o işi "hayatın güvencesi" (nimet) olarak görmek.
: Bize zarar veren alışkanlıkları, o anlık verdiği haz veya rahatlama hissi yüzünden vazgeçilmez birer ödül zannetmek..
şeylere bazen öyle sıkı sarılıyoruz ki, sırf tanıdık ve güvenli geliyor diye o esareti bir lütuf sanıyoruz. Bağımlı olduğumuz bir insan, bizi tüketen bir iş ya da egomuzu besleyen bir unvan... Kalbimizi neye bağladığımıza iyi bakmak gerek; çünkü insan, özgürlüğünü kaybettiren prangayı bazen hayatının şansı zannedebilir.
'vazgeçilmezleri' birer şans (nimet) olarak görürüz. Oysa bizi büyütmeyen, geriye çeken ve özgürlüğümüzü kısıtlayan her bağ, süslenmiş bir zincirdir. Kalbini neye bağladığına dikkat et; seni koruduğunu sandığın bağlar, belki de sadece hareket etmeni engelliyordur.
uçmayı bir güvenlik tehdidi olarak görür. İnsan da böyledir; kalbini bağladığı sahte konforları nimet zannederken, aslında kendi özgürlüğünün üzerine kilit vurur. Bağlandığımız şeyler bizi özgürleştiriyor mu, yoksa evcilleştiriyor mu? Esas soru bu.