26/09/2026
ÖLÜMÜ HATIRLAMAK, HAYATI ANLAMAKTIR
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.”
Ölümü hatırlamak, hayattan uzaklaşmak değildir. Aksine, hayatın kıymetini bilmektir.
İnsan ölümü hatırladığında sahip olduklarının geçici olduğunu anlar. Malıyla övünmez, makamıyla kibirlenmez, kimseyi küçümsemez. Çünkü bilir ki dünyada sahip olduğu her şey bir gün geride kalacak; kendisi ise Rabbiyle baş başa kalacaktır.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:
“Sizi topraktan yarattık, yine sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kez daha oradan çıkaracağız.”
(Tâhâ, 20/55)
Topraktan geldik, toprağa döneceğiz ve yeniden diriltileceğiz.
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, dünyayı kalıcı; kendisini ise sürekli zannetmesidir. Oysa ölüm, genç–yaşlı, zengin–fakir, güçlü–zayıf demeden herkesi bekleyen kaçınılmaz bir gerçektir.
Âlim Ebû Hâzım’a, “İnsanlar neden ölümden korkar?” diye sorulduğunda verdiği cevap düşündürücüdür:
“Dünyanızı imar ettiniz, âhiretinizi ise ihmal ettiniz. İnsan imar ettiği yerden harap ettiği yere gitmek istemez.”
Bu söz bize önemli bir hakikati hatırlatıyor:
Dünya için gösterdiğimiz gayretin ne kadarını âhiretimiz için gösteriyoruz?
Mal biriktiriyoruz, fakat iyilik biriktirmeyi unutuyoruz. Evlerimizi güzelleştiriyoruz, fakat gönüllerimizi ihmal ediyoruz. Geleceğimizi düşünüyoruz, fakat ebedî geleceğimiz için ne hazırladığımızı çoğu zaman unutuyoruz.
Oysa ölümü hatırlayan insan, hayatını daha dikkatli yaşar.
Nimet içindeyse şımarmaz.
Darlık içindeyse ümitsizliğe düşmez.
Kibirlenmez.
Kul hakkından sakınır.
Tövbeyi ertelemez.
İyiliği yarına bırakmaz.
Çünkü bilir ki “yarın” herkes için garanti değildir.
Ölümü hatırlamak karamsarlık değildir.
Ölümü hatırlamak; kalbi uyandırmak, nefsi terbiye etmek, dünyaya haddinden fazla bağlanmamak ve âhirete hazırlanmaktır.
Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız.
Geride mallarımız, makamlarımız, evlerimiz ve sahip olduklarımız kalacak.
Bizimle gelecek olan ise imanımız, amellerimiz ve geride bıraktığımız hayırlardır.
Öyleyse ölümden kaçmaya çalışmak yerine, ona hazırlıklı bir hayat yaşayalım.
Çünkü önemli olan ne kadar uzun yaşadığımız değil; bize verilen ömrü nasıl yaşadığımızdır.
Allah’ım! Bize ölümü unutmayan, fakat hayatın da hakkını veren kullarından olmayı nasip eyle. Son nefesimizi imanla vermeyi, huzuruna yüz akıyla çıkmayı ve rahmetine kavuşmayı bizlere nasip eyle.
Âmin.
Seyyid Kazım GÜLYEŞİL