Vaizoğlu İlim Meclisi

Vaizoğlu İlim Meclisi Sayfa Battal Gazi Hazeretleri'nin torunu evladı resul Vazibaba olarak bilinen Seyyid Melik Muhammed

08/05/2026

VASİYYETİMDİR!!!
HASTALIĞIM SEBEBİYLE VEYA KAZA NEDENİYLE. HASTAHANEYE. KALDIRILIRSAM. İRADEM DIŞINDA iken YAKINLARIMA. "YOĞUN BAKIMA ALACAGIZ" DEDİKLERİ ANDAN İTİBAREN AZAMİ. 3 GÜN TIBBİ TETKİKLER VE UYGULANACAK TIBBİ MÜDAHALELER İCİN. MÜSADE EDİLSİN. ŞAYET VUCUDUM NORMALE DÖNMÜYORSA. 3.CÜ GÜNÜN SONUNDA. EVİME YATAĞIMA. GÔTÜRÜN.. EVİMDE DİRİLMEK MUKADDERSE DİRİLMEMİ.
ÖLÜMÜM MUKADDERSE MEVTİMİ. BEKLEYİN. ZİYARETİME GELENLERİ ENGELLEMEYİN. HER KİM Kİ GELDİ İSE ZİYARETİME. HAKKIM HELALDİR.
HASTAHANE DE ÖLMEK. ZİYARETE KAPALI MEKANDA. ÖLMEK İSTEMİYORUM. RABBİMİN DE CÜMLE ÜMMET İ MUHAMMED'E HAYIRLI ÖLÜMLER HANESİNDE ÖLÜMLER NASİP ETMESİNE DUALARIM DAİMDİR.
Mevlüt UÇAR

ALINTIDIR:
""YOĞUN BAKIMDA ÖLÜM.
Geçtiğimiz aylarda kıymetli bir hocanın muayenehanesinde uzun zamanlar yoğun bakım hemşireliği yapmış bir kardeşim ile tanıştım.Görüşmelerimiz sonunda ona bir soru sordum:
-Hiç ölümlere şahit oldun mu? Ölüm anında yalnız başlarına makinalar altında ne yapıyorlar?
Uzun uzun ellerine baktıktan sonra,yüzüme tokat gibi çarpan şu cevabı verdi:
-Evet.. sayamayacağım kadar çok ölüme şahit oldum..
Hepsinin ortak özelliği; son anlarında ağızlarındaki oksijen maskesini atıp, üzerlerindeki kabloları sökmeye çalışıyorlardı dedi..
Peki dedim,siz ne yapıyordunuz?
Biz kabloları geri takıyorduk, tekrarı olursa,bu defa ellerini bağlıyorduk! Böyle de can veriyorlardı dedi.
Allahuekber!
Anında aklıma tahrif edilmiş tevrattaki şu ayet geldi.
Yahudiler:
“Acıklı ölümlerle ölecekler” (Yeremya 16/4)
Diye bizim üzerimize yemin etmişlerdi!
Biz bugün her tıbbın bir dini vardır ve bugünün tıp anlayışı asla "İslam" değildir! Derken tam da bunu kast ediyorduk!
Biliyorsunuz ki, Yahudiler öyle sistemli çalışıyorlar ki bir santim boşluk bırakmadan yüzyıllar evvel yaptıkları planları aynen bugün üzerimizde uyguluyorlar.
Tekrar çınladı kulaklarımda..
"Son anlarında rahat can verebilmek için kabloları söküyorlardı, biz de ellerini bağlıyorduk" SubhanAllah!
Ne zaman Müslüman feraseti ile bakacağız? Daha başımıza ne gelmesi lazım ki?
Öyle bir sistem yerleştirdiler ki Müslümanların üzerine,akıl tutulması yaşar hale geldik.
Tabutlarımızın üzerinde "Ölüm ne bir dakika ileri,ne bir dakika geri" yazıyor, lakin hala öleceğini bile bile terk eder olduk sevdiklerimizi buz gibi odalara.
Çünkü bu empoze edildi zihinlerimize.
Evvelce yaşlıların vasiyetleri vardı, sımsıcak yatakları vardı, başında Yasin okuyanları, zemzemle ıslatılan dudakları, helallik almaya gelen eş/dostları vardı.
Sımsıcak,tevekkül dolu, İslam'i olan ölümümüz buydu bizim! Çünkü vuslat vardı işin ucunda kavuşmak vardı!
"3 gün yatak, 4. gün toprak" diyorlardı cesurca, ölümü "çare" bilircesine..
Bugün biz ne yapar olduk kendimize?
Yapayalnız, çırılçıplak, duasız terk ettik sevdiklerimizi yoğun bakım ünitelerine.
Ben bizzat morgda pek çok hastanın boğazının delindiğini gördüm.. Neden?
Nefes yolu açtıkları için.
-Zaten bu insan son nefesini vermeye çalışıyor neden bir de zulmedip nefes yolu açıyorsun?
-Bize böyle öğretildi..
Bunları dile getiren kardeşimiz gözyaşlarını tutamıyor,ve diyor ki; “Billahi durum sandığınızdan çok daha vahim!”
Burada asla doktorları suçlamıyorum çünkü onlara dayatılan sistem bu,öğretilenler bu..
Müslüman son nefesi verebilmek için çırpınıyor, biz ellerini bağlıyoruz..
Sadece bu kadarla kalsa..
Eskiden her ölü evinde yıkanır, kefenlenir, evinden çıkardı ölüsü. Bugün ölüler evlere sokulmuyor.. Kapının önünden görünse de iyi..
Öyle böyle helallik al gönder..
Yıkadıkları sabunlar kimyasal, sardıkları kefenler titanyum dioksit, döktükleri kafurlar sentetik..
Biz neyin telaşındayız kardeşler?
Dirimize sahip çıkamıyoruz, ölümüze hakim değiliz, peki biz bu hayatta neden varız?
Tv dizilerini bölüm bölüm mahşerde anlatmak,en güzel börek tariflerimizi Allah ve Rasulunun önüne koymak için mi?
Biz öyle büyük bir savaşın içerisindeyiz ki,tarifi yok zalimliğinin..
Ve biz bu savaşta uyuyoruz!
Düşman evlerimizde, evlatlarımızın ensesinde, yaşlılarımızın canına kast etmiş..
Biz ise esir düşmüşüz..
Hapsolmuşuz heveslerimizin peşinde..
Allah’ım sen bizlere hayırlı bir ölüm nasip et.. Âmin… 🤲🤲🤲

10/04/2026

Hayırlarla ve İyiliklerle Dolu Güzel Bir Cuma günü olması dileğiyle.
📚📚📚📚📚📚📚📚📚
SİZ SİZ OLUN.
Lübnan'ın en zengin insanı Eymen Bistani,
Beyrutu en iyi noktadan gören hakim bir tepede
Kendisine görkemli bir mezar yaptı,
Oraya gömülmeyi vasiyet etti.
İlahi kader farklı tecelli etti, özel uçağı denize düştü.
Milyonlara mal olan aramalar sonunda uçağı bulundu ama cesedine ulaşılamadı...

Lord Teshlid İngiltere'nin en zengin insanlarındandı, Zaman zaman devlete bile borç veriyordu.
Malikanesinde oldukça büyük ve korunaklı bir odayı Servet kasası olarak kullanıyordu.
Birgün hazinesine girdi ve yanlışlıkla kapıyı üstüne kapattı.
Oda çok özel inşa edildiği için, ne kadar bağırıp çağırdıysa, Yardım istediyse de sesini kimseye duyuramadı.
Zaman zaman eve gelmediği için, evdekiler arama ihtiyacı hissetmedi.
Günler sonra cesedi bulunan Lord, bir şekilde parmağını kesmiş ve kanıyla şu cümleyi yazmıştı:
"Dünyanın en zengin insanı, açlıktan ve susuzluktan ölüyor!"...

Dünya hayatında mal ve Servetin herşeyi çözdüğünü sananlara duyurulur...

İnsanoğlu hayatı boyunca evden çıkar, sonra tekrar döner, ama birgün çıkar bir daha da dönmez...

Hayatında kimseye zulmetmemeye, kimseden nefret etmemeye, kimseyi yaralamamaya, kimseden kendisini üstün görmemeye özen gösterenlere müjdeler olsun, ne güzel bir ahlaka sahipler?

Hepimiz gidiciyiz.
Unutmayın Unutturmayın....
📚📚📚📚📚📚📚📚📚
Mutlu Olun, Sağlıklı Olun, Sevgiyle kalın.

25/03/2026

ESKİ HARAFANE VE YENİ PİKNİK ANLAYIŞI

"Eskiden soframız yer sofrasıydı ama gönlümüz gökler kadar genişti; şimdi masalarımız yüksek, gönüllerimiz ise birer ada kadar yalnız."

Eskinin Herafane kültürüyle günümüzün piknik anlayışı arasında, sadece pişirilen yemekler kadar değil, paylaşılan niyetler kadar da büyük bir uçurum var.

​Eskiden Mongok Bağları’na gitmek bir haftalık bir "gönül hazırlığı" demekti. Muş köfteleri günlerce önceden dökülür, tandır ekmekleri tandırlarda o özel gün için pişirilirdi. Annelerimizin mutfaktaki o tatlı telaşı, aslında bir "ikram etme sanatıydı."

Bugün ise piknikler genellikle bir market reyonunda başlar. Hazır paketlenmiş etler, naylon poşetlerdeki ekmekler ve plastik tabaklar...
Hazırlığın zahmeti azaldıkça, o yemeğe katılan emeğin ve sevginin tadı da sanki bir miktar eksildi.
​Herafane bir paylaşma yarışıydı. Kimse kendi getirdiğini sadece kendi ailesine yedirmezdi.

Kilimler yan yana serilir, "benim böreğim" değil, "bizim soframız" denirdi. Yumurtada kızarmış jağ, herkesin çatalıyla ortak bir tabağa uzandığı bir bereket sembolüydü.

​Şimdi ise mesire alanlarında herkes kendi masasının, kendi mangalının başında. Aralara çekilen hayali sınırlar, yan masadaki komşunun kokusunu duymayı ama tadını paylaşmamayı beraberinde getirdi.

Eskiden "Hatırım kalır, bir lokma al" diyen o sıcak sesin yerini, telefonların ekranına gömülmüş sessiz bir kalabalık aldı.

​Mongok Bağları’nda çocuklar toprağın uyanışını, karıncanın yürüyüşünü izleyerek oyunlar kurardı. Büyükler ise semaverin tıkırtısında, suyun şırıltısında birbirlerinin dertlerini dinler, "gönül muhasebesi" yaparlardı.

Şimdiki pikniklerde ise doğanın sesi, yüksek sesli müziklerin ve egzoz dumanlarının gölgesinde kalıyor.

​Teknoloji soframıza konfor getirdi ama o eski "tadı" götürdü.
Unutmamalıyız ki; karın doyurmak için bir somun ekmek yeterlidir, ancak ruhu doyurmak için o ekmeği bir dostla bölüşmek gerekir.
Geleneği sadece bir anı olarak saklamak yetmez; o ruhu, yani "biz" olmajnk iradesini yeniden canlandırmak, en büyük insanlık vazifemizdir.

​Eskiden toprak uyanır, gönül harı başlardı,
Mongok’un yokuşunda bir sevgi yarışı vardı.
Ne plastik tabak vardı, ne "benim sofram" sözü,
Bir kilim serilince, gülerdi şehrin yüzü.

​Şimdi masalar yüksek, gönül alçakta kaldı,
Beton yığını ruhu, o bağlardan kopardı.
Herkesin mangalı ayrı, dumanı kendine has,
Komşu komşuya uzak, kalplerde gizli bir yas.

Karın doyurmak için bir somun ekmek yeterlidir, ancak ruhu doyurmak için o ekmeği bir dostla bölüşmek gereklidir.
20/03/2026
Namık Önder( Muş’lu)

19/02/2026

ŞEHR-İ RAMAZAN

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda Ramazanlar şimdiye göre daha fazla coşkuyla karşılanırdı.
Şimdiki gibi beş yıldızlı otellerde, lüks lokantalarda sadece gösteriş için hepsi zenginlerden oluşan güruha iftar yemeği veren, sonradan görmeler, paranın şımarttığı sahte dindarlar, siyasete yatırım için bu mübarek günleri kullanan, insan müsveddeleri yoktu o yıllarda. Hele hele siyasi ve mevkisel ikballeri için devlet kesesinden fakir fukara tüm halkımıza ait olan parayı lüks otel lokantalarında harcayan ve bunları televizyon vasıtasıyla insanların gözüne sokan, siyasetçi, devlet memuru ve sivil toplum örgütleri başkanları hiç yoktu.
Belki Belediyelerin iftar çadırları da yoktu ama hayır sahibi insanlar kimseyi aç ve açıkta bırakmazlardı.
Evlerin büyük çoğunluğunun iftar sofrasında mutlaka bir iki ihtiyaç sahibi iftar açardı.
Sanıyorum hepinizin hatıralarını o çocukluk günlerindeki Ramazanlar süslüyordur diye düşünüyorum. En azından benim Ramazan anılarım hep o yıllara ait.
60 lı yıllarda mukabele için güneydoğu illerinden hafızlar gelirdi. Bu hafızlar Malatya ekabirlerinin evinde cüz okurlar, hane halkı da takip ederdi. Bunların birçoğu gerçekten mağdur ve yoksul insanlardı. Bunların toplanma yeri de Söğütlü Cami olurdu. Rahmetli babam, Söğütlü Cami müezzini Hüseyin Hocaya iftar saatinde camiye gelen garip guraba kim varsa bize getirebileceğini söylemişti. Rahmetli Hüseyin Hoca da hayra vesile olacak olmanın vicdani huzuruyla çoğu akşam sekiz on kişiyi bizim eve getirir ve orucumuzu beraber açardık.
İftardan sonra misafirleri uğurlarken babamın yaptığı bir ritüel dikkatimi çekti:
Kapının dışında misafirlerini uğurlayan babam, misafirlerin cebine bir şey sıkıştırıyordu. Neden ellerine vermiyordu da ceplerine sıkıştırıyordu, neydi bu merak etmiştim.
Bunun "Diş kirası" denilen mükemmel bir gelenek olduğunu, el açarak veya uzatarak onların onurlarını zedelememek için ceplerine sıkıştırıldığını sonradan öğrenecektim.
Ne kadar mütevazı ve onurlu bir davranış değil mi.
Belediyelerin Ramazan eğlenceleri diye bir etkinlikleri olmazdı. Ramazan, ruhuna yakışır bir şekilde insanımız tarafından kutlanırdı.
Kadınlar, erkekler, gençler ve çocuklar kendi aralarında eğlence tertiplerler ve eğlenirlerdi.
İlk defa oruç tutmak isteyen ama tüm gün oruç tutamayacak yaştaki çocuklar için oruç öğle vaktinde açtırılırdı ve buna ‘Tekne Orucu’ adı verilirdi.
Tam gün oruç tutan çocuklar da, iftara yakın saatlerde büyükler tarafından sırtlarına alınarak gezdirilirlerdi.
İftarı haber veren sadece cami hopörlörleri değildi o yıllarda. Can kulağıyla atılacak topu ve Sümerbank’ta çalınan boruyu beklerdik.
Çocukken, iftarı yapar yapmaz kendimizi sokağa atardık. Mahallenin tüm çocuklarının toplanmasını bekler bu arada teravihi hangi camide kılacağımızı tartışırdık. Her zaman kazanan cami "jet imam" diye lakap taktığımız cami olurdu. Güle oynaya oraya gider namazı kılar biraz kıkırdar, büyüklerden fırça yer çıkardık.
Büyüyünce de çok bir şey değişmedi. Yine kaşığı bırakır bırakmaz kendimizi sokağa atardık. Mutlaka arkadaş gurubunun olduğu çay ocağına uğrar arka arkaya çayları yuvarlardık. Ardından teravihe giderdik. Hedef her gün bir camiye gitmekti. Otuz gün otuz farklı cami.
Teravih sonrası sohbet muhabbet bazan birkaç el oyun oynama derken sahur vakti gelir, Kabadayı Mustafa Dayının mis gibi kokan organik ekmeklerinden alır sahur için evin yolunu tutardık.
Kadınlar için de durum farklı değildi. Onlarda her akşam bir komşuda toplanır, ilahiler eşliğinde teravih namazlarını kılar, çaylarını içer, tatlılarını yer güzel sohbetler ederlerdi.
Hayır yapma duygusu bu ayda zirve yapardı. Genel olarak insanlar zekat hesabı için bu ayı başlangıç aldıklarından insanlar adeta hayırda yarışırlardı.
Beni en çok etkileyen bir hayır türlerinden Ramazan’ın en güzel geleneklerinden olan ve Osmanlı’dan süre gelen “Zimem Defteri” denilen bir olaydı.(Zimem defteri: Veresiye defteri)
İnsanlar arasında güven ön planda olduğu için, mahalle bakkalına çok güvenilirdi, zaten bakkal aileden biri sayılırdı.
Hayır yapacak olan kişi bakkala gelir, "hele şu defteri aç bakalım" derdi. Borçlular arasından en fazla ödeme güçlüğü çeken bir kaç kişi seçilir ve onların bakkala olan borçları ödenir, defter tamamen silinirdi veya durumu daha iyi olan hayırseverler komple bütün defteri satın alır ve yırtarlardı.
Haa önemli bir nokta borcu ödenene borcun kim tarafından ödendiği asla söylenmez, bir hayırsever denirdi.
Oruç tutan çocuklar, dedelerinin veya büyükannelerinin sırtında mahalle turu atarak iftar topunun atmasını dört gözle beklerlerdi.
İftar topunu bile özledik.
Üzerine bembeyaz örtüler serili, kalburlar içerisinde yassı kadayıf satan satıcıları, simitçilerin yağlı çöreklerini özledik...
Eşeklerle yağ, bulgur toplayan davulcuları özledik...
Güzel günlerdi vesselam...
İnsan onuruna önem verildiği, insanların da onurlu olduğu günlerdi.
Diyorum ya eski bana göre çok çok güzeldi.
Mübarek Ramazan ayı ülkemize huzur getirsin inşallah.
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...sn Attila kantarcı beyin ilgili yazısıdır.

09/02/2026

👇
🚫 KISIR & HİBRİT TOHUMLARA DUR DE!
🚫 İSRAİL MENŞELİ TOHUMLARI BOYKOT EDİYORUZ
🌍 Toprak bizim.
🌱 Tohum bizim.
✊ Gelecek bizim.
⚠️ Kısır tohum = Sürekli bağımlılık
⚠️ Hibrit tohum = Tohum esareti
✅ Yerli 🌾
✅ Atalık 🌱
✅ Sürdürülebilir ♻️
🚚 Tohum bizden, kargo sizden
🎁 20 çeşit tohum — ÜCRETSİZ gönderim
🌱 Bir kez al, bir ömür üret.
💛 Geleceğe altın değil, TOHUM bırak.
✊ Tohumuna sahip çık.
❌ Bağımlılığı reddet.
🌾 Üretimini savun.
🇹🇷 “Milli tarım, milli bağımsızlığın temelidir. Bu da bir avuç ata tohumuyla mümkündür.” 🌱
— Sürdürülebilir Ata Tohum Üretim Bahçesi 💙
📍 Malatya 🇹🇷 / TC Muharrem Erdoğan 🍁

1916 Osmanlı haritası Malatya
06/02/2026

1916 Osmanlı haritası Malatya

13/01/2026

📢 Emekli Dostlarımızın Dikkatine: 2026 Yılı Yeni Haklar ve Avantajlar Rehberi!

Değerli emeklilerimiz, hayatınızın bu yeni döneminde sosyal ve kültürel hayata daha aktif katılabilmeniz için 2026 yılı itibarıyla çok önemli düzenlemeler hayata geçti. Artık birçok avantajdan yararlanmak için 65 yaş sınırını beklemenize gerek yok! EYT’liler dahil olmak üzere, emekli kimlik kartı sahibi olan tüm vatandaşlarımız bu haklardan yararlanabiliyor.

İşte "Maliyeciler Kültür Sanat Gezi Paylaşım Platformu" dışındaki tüm emekli dostlarımızın da bilgilenmesi için hazırladığımız güncel avantajlar listesi:

🎭 Kültür, Sanat ve Doğa Artık Ücretsiz

Müzeler ve Ören Yerleri: Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Efes’ten Göbeklitepe’ye, Topkapı Sarayı’ndan Sümela Manastırı’na kadar tüm tarihi mekanlar artık emeklilere tamamen ücretsiz.

Devlet Tiyatroları: Sanatın tadını çıkarın! Devlet Tiyatroları’ndaki tüm oyunlar emekli kimlik kartınızla ücretsizdir.

Milli Parklar: Doğayla iç içe vakit geçirmek isteyenler için tabiat parkları ve milli park giriş ücretleri kaldırılmıştır.

🏨 Sosyal Tesislerde Konaklama ve İndirimler

Kamu Sosyal Tesisleri: Öğretmenevleri, polisevleri, DSİ ve Karayolları tesislerinde konaklama ve yemek hizmetlerinde %15 ile %50 arasında değişen ciddi indirimler sizi bekliyor.

Belediye Sosyal Tesisleri: Birçok belediyeye ait kafeterya ve sosyal marketlerde "Emekli Kart" ile indirimli hizmet alabilirsiniz.

🚌 Ulaşım ve Seyahat Kolaylıkları

Şehirler Arası Otobüsler: Bilet alırken emekli olduğunuzu beyan ederek yasal olarak %20 indirim hakkınızı kullanmayı unutmayın.

Demir Yolları (YHT): TCDD Taşımacılık, emeklilerimize özel dönemsel olarak %10 ile %20 arasında indirim fırsatları sunmaktadır.

Şehir İçi Ulaşım: 65 yaş sınırı genel kural olsa da, yerel belediyelerin genç emekliler için sunduğu özel indirimli kart imkanlarını mutlaka sorgulayın.

💰 Bankacılık ve Finansal Öncelikler

Promosyon ve Ücretsiz İşlemler: Maaş bankanızda yüksek promosyonların yanı sıra; aidatsız kredi kartı, ücretsiz Havale/EFT ve şubelerde sıra beklemeden öncelikli hizmet alma hakkınız saklıdır.

⚠️ ÖNEMLİ NOT: Bu hizmetlerin tamamından faydalanabilmek için e-Devlet üzerinden alabileceğiniz "Dijital Emekli Kimlik Kartı" veya SGK'dan temin edilen fiziksel kartınızı yanınızda bulundurmanız yeterlidir.

Rica: Bu kıymetli bilgilerin tüm emekli dostlarımıza ulaşması için; Maliyeciler Kültür Sanat Gezi Paylaşım Platformu grubumuz dışındaki diğer tüm emekli gruplarında ve tanıdıklarınızla bu yazıyı paylaşalım, herkes haklarından haberdar olsun!

Malatya’nın "Gönül Köprüsü": Tombul Ekmek Fabrikası Halkın Yanında!​Malatya’nın köklü esnaflarından iş insanı Atilla Tom...
08/01/2026

Malatya’nın "Gönül Köprüsü": Tombul Ekmek Fabrikası Halkın Yanında!

​Malatya’nın köklü esnaflarından iş insanı Atilla Tombul, ekonomik zorluklara ve baskılara göğüs gererek, vatandaşın temel gıdası olan ekmeği en uygun fiyattan sofralara ulaştırmaya devam ediyor.
​Yarım Asırlık Serüven, Bitmeyen Vefa
​Temelleri 1952 yılında atılan ve 1999 yılından bu yana Çavuşoğlu Mahallesi’ndeki yerinde hizmet veren Tombul Ekmek Fabrikası ve Unlu Mamülleri, sadece bir fırın değil, Malatya’nın zor gün dostu olduğunu bir kez daha kanıtladı. 2020 yılındaki pandemi kısıtlamalarında kapı kapı ekmek dağıtarak halkın imdadına yetişen işletme, 6 Şubat deprem felaketinde de yüz binlerce depremzedeye ücretsiz ekmek sağlayarak bölgenin adeta can damarı oldu.
​"Fakir Fukaranın Yediği Bir Ekmek Var"
​Piyasadaki zam baskılarına rağmen ekmek ve simit fiyatlarını 7 TL gibi sembolik bir rakamda tutmakta kararlı olan hayırsever iş insanı Atilla Tombul, bu duruşunun nedenini şu sözlerle açıklıyor:
​"Vatandaşın geliri belli, emeklinin hali ortada. Evine her gün 10-20 ekmek götüren aileler var. Biz bu ekmeği uygun vermezsek insanlar nasıl doyacak? Üzerimizde zam yapmamız için baskı var ama biz halkımızın yanında durmaya, zor şartlar altında da olsa bu hizmeti sürdürmeye kararlıyız."
​Anlamlı Teşekkür: Atilla Tombul’a Vefa Plaketi
​Tombul’un bu örnek davranışı toplum nezdinde de karşılık buldu. Pütürgebeyleri Derneği Başkanı ve Malatya Valiliği SYDV Mütevelli Heyet Üyesi Emin Ayten, Atilla Tombul’u ziyaret ederek topluma sağladığı katkılardan dolayı bir plaket takdim etti. Ayten, bu tür fedakarlıkların Malatya ruhunu ayakta tuttuğunu vurguladı.

​ Adres: Çavuşoğlu Mahallesi, Yeşiltepe Yolu Sokak No:14, Malatya
Hizmet: 1999’dan beri değişmeyen lezzet ve bitmeyen dayanışma.
Malatyaguncel.com Alıntıdır.

Yukarıda gördüğünüz eski bir mahalle resmi...          Son model  fotoğraf makinesinin çektiği bir fotoğraf gibi değil m...
25/12/2025

Yukarıda gördüğünüz eski bir mahalle resmi...
Son model fotoğraf makinesinin çektiği bir fotoğraf gibi değil mi?
Ama bu Halfettin Mahallesinin eski yıllardaki halini yansıtan resim hemşehrimiz büyük ressam Sadık Kınıkoğlu’nun fırçalarıyla hayat bulmuş ve birçok kitabın kapağını süslemiş bir orjinal eserdir...
Kuyumcu hassasiyetiyle detaylara girerek işlediği resimlerinde araştırmacı kimliğini ön plana çıkaran Sadık Kınıkoğlu, eserlerindeki taş binaların içine süzülen ışığın içeride bıraktığı keskin parlaklık ve bu parlaklığın altında bulunan eşyaların, ışıktan pay kapma çabası içimizi ısıtan bir anlam kazanmaktadır.
Resimlerinde, Arnavut kaldırımı etrafında sırayla dizilen cumbalı evlerin, geçmişte kalan ihtişamlı günlerine hayıflanmadan: "Evet buradayız ama artık yaşlıyız, sadece bize iyi davranın ve bir zamanlar var olduğumuzu hatırlayın" dercesine, dökülmüş sıvalarıyla birbirlerine yaslanarak sohbet ettiklerini hissedebilirsiniz... Taş kapılı duvarın dibine yığılmış oturan ihtiyarın, yılların birikmiş dertlerini bu tarihi yapıyla paylaştığı izlenimi içinizde bir hüzün bırakır…
Evet... Hemşehrimiz Sadık Kınıkoğlu’ndan bahsediyorum:
1941 yılında Malatya'da doğan hemşehrimiz, şehrimizin renkli simalarından Çilingir Yakup Beyin oğludur. İlk,orta ve lise öğrenimimi Malatya'da tamamladı. Ortaokul yıllarında ilk resim denemelerine başladı. Lise eğitimim sırasında okul duvar gazetelerini resimledi. Üniversite, yıllarında yağlıboya çalışmalarına devam etti. 1964 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. 1968-1976 yılları arasında Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi'nde Tasarı Geometri hocalığı yaptı.1975 yılında başlayan müteahhitlik ve yoğunlaşan toplumsal çalışmaları sebebiyle resim hayatına 30 yılı aşkın bir süre verdi. 2004 yılı başlarında Ressam Firdevsi FEYZULLAH'ın resim atölyesine devam etmeye başladı. İlk kişisel resim sergisini 7 şubat 2007 tarihinde Vakıfbank Ankara Atakule sanat galerisinde açtı. 4 kişisel resim sergisini de TBMM Mustafa Necati Kültür Evinde açtı.
43 yağlıboya üç kara kalem çalışmasının yer aldığı sergideki eserler unutulmaya yüz tutmuş kültürel değerleri, Anadolu'nun renkliliğini, doğanın ışıltısını ve din öğelerini içeriyor. Hacı Bayram Veli'nin kabrini ve Hacı Bektaş Veli Dergahı'ndaki semah törenini anlatan eserleri yanyana koyan Kınıkoğlu, bunu Anadolu topraklarında insanların birbirlerini inançlarına olan anlayışını hatırlatmak adına çizdiğini söylüyor. Kınıkoğlu, İslami öğeleri işlediği Dua, Cami-i Atik'te Kıraat, Cami-i Kebir'de Kıraat ismini taşıyan yağlıboya tabloları için şunları söylüyor: 'Kültürümüzde din en temel faktör, bu yüzden Türk kültürünün ana öğesi olan din faktörünü ön plana çıkardım.' Kınıkoğlu, kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi , insana yakın olan ahşap malzemelerin sıcaklığını önplana çıkaran çalışmalarında yeni nesile önemli aktarımlar yapmayı amaçladığını belirtiyor. Sanatçının resimlerinde taş kaplamalı sokaklar, ahşap evler, dantelli yastıklar, kurmalı saatler gibi hatırlarda derin izler bırakan unsurlar ete kemeğe bürünüyor.
Ressam Kınıkoğlu’nun kurtuluş savaşıyla ilgili bir tablosu Anıt Kabir’de sergilenmektedir...
Çeşitli gazete ve dergilerde siyasal konular ağırlıklı olmak üzere çok sayıda karikatür ve makalesi yayımlanan Sadık Kınıkoğlu 14 Temmuz 2020 tarihinde uzun süredir yatmakta olduğu hastanede hayata gözlerini yumdu...
Sanatçımıza Yüce Allah’tan rahmet diliyorum...
Yine bir değerimizi andık sizlere de hatırlattık..Attila kantarcı Alıntıdır..
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…

Address

Malatya

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Vaizoğlu İlim Meclisi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Place Of Worship

Send a message to Vaizoğlu İlim Meclisi:

Share