Ahmet Tunalılar

Ahmet Tunalılar Lüleburgaz Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği
(1)

11/06/2026

PERŞEMBE GÜNÜ SALAVATI
(TÜRKÇE OKUNUŞU VE AÇIKLAMALARI)
Euzü billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Bismillahirrahmanirrahim.
(Kovulmuş (lanetlenmiş olan) Şeytanın şerrinden Allâh'a sığınırım. Rahmân ve Rahîm
olan Allah'ın adıyla başlarım.)
Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen
alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin'illezî tenhallü
bihi'l-ukadü, ve tenfericü bihi'l-kurabü, ve tugdâ bihi'l-havâicü,
ve tünâlü bihi'r-regâibü, ve husnü'l-havâtimi, ve
yüsteska'l-ğamâmü bi-vechihi'l-kerîmi, ve alâ âlihî ve sahbihî fî
külli lemhatin ve nefsin bi-adedi külli ma'lûmin lek.
Ey Allâhım, Mükemmel (en güzel) bir salât ve mükemmel (tastamam) bir selâm ile
Seyyidimiz (Efendimiz) Muhammed'e salât ve selâm eyle. Öyle ki, O'nun vesilesiyle
düğümler çözülür (müşküller, zorluklar hallolur, düzelir, yoluna girer). O'nun vesîlesiyle
hacetler yerine getirilir. O'nun vesîlesiyle gönülden arzu edilen dilek ve muradlar
gerçekleşir. Güzel âkibetler, hayırlı neticeler O'nunla elde edilir. O'nun yüzü suyu
hürmetine bulutlardan yağmur dökülür (yağar). Aynı salât-ü selâmı O'nun âl ve ashâbına
da eyle. Öyle ki her an ve her nefes Sana ma'lûm olan şeyler sayısınca…
Rabbi evzi'nî en eşküra ni'metekelletî en'amte aleyye ve alâ
vâlideyye ve en a'male sâlihan terdâhü ve aslih lî fî zürriyetî
innî tübtü ileyke ve innî minel müslimîn.
Rabb'im, bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş
yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana
döndüm. Ve elbette ki ben Müslümanlardanım.
Rabbenâğfir lenâ ve li ihvâninellezîne sebekûnâ bil îmâni ve lâ
tec'al fî kulûbinâ ğıllen lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfûn
rahîm.
Rabb'imiz, bizi ve iman ile daha önce bizi geçmiş din kardeşlerimizi bağışla,
kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabb'imiz, Şüphesiz ki Sen çok
şefkatli ve çok merhametlisin.
Rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel masîr.
Rabb'imiz, Sana dayandık, Sana yöneldik, dönüş Sanadır.
Rabbenâ lâ tec'alnâ fitneten lillezîne keferû vağfir lenâ rabbenâ
inneke entel azîzul hakîm.
Rabb'imiz, bizi inkâr edenler için bir fitne kılma, bizi bağışla. Ey Rabb'imiz, Yegâne galip
ve hikmet sahibi ancak Sensin.
Rabbenâ etmim lenâ nûranâ vağfir lenâ, inneke alâ külli şey’in
kadîr.
Ey Rabb'imiz, Nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Çünkü Sen her şeye kâdirsin.
Rabbiğfir lî ve li vâlideyye ve li men dehale beytiye mü'minen
velil mü'minîne vel mü'minât.
Rabb'im, Beni, ana babamı, imân etmiş olarak evime girenleri, imân sahibi erkekleri ve
kadınları bağışla.
Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul eûzü birabbil felak. Min şerri mâ
halak. Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. Ve min şerrin neffâsâti
fil ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.
Rahman ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla başlarım. De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden,
karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin
şerrinden ve kıskandığı vakit tüketen kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.
Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul eûzü birabbin nâs. Melikin nâs.
İlâhin nâs. Min şerril vesvâsil hannâs. Ellezî yüvesvisü fî
sudûrin nâs. Minel cinneti ven nâs.
Rahman ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla başlarım.
De ki: Cinden olsun, insandan olsun, insanların kalplerine şüphe ve tereddüd sokan
vesveseci ve sinsi (Şeytanın ve insanın) şerrinden insanların Rabb'ine, insanların
melikine (mutlak sahip ve hâkimine), insanların ilâhına sığınırım.
Sübhâneke Allâhümme ve tehıyyetühüm fîhâ selâmün ve âhiru
da'vâhüm enil hamdü lillâhi rabbil âlemîn.
(Cennet ehlinin Cennetteki duası) Yâ Allâh, Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz
(sözleridir). Orada birbirilerine sağlık dilekleri ise; Selâm'dır. Onların dualarının sonu da
şudur; Hamd âlemlerin Rabb'i Allâh'a mahsustur.
Allâhümme innî es'elüke bi ennekel evvelü fe lâ şey'e kableke
vel âhiru fe lâ şey'e ba'deke vez zâhiru fe lâ şey'e fevkake vel
bâtınu fe lâ şey'e dûneke en takdıye anned deyne ve en
tuğniyenâ minel fakr.
Ey Allâh'ım, Şüphesiz ben Senden istiyorum ki, ilk Sensin, Senden önce başka bir şey
yoktur, son da ancak Sensin, Senden sonra bir şey yoktur, zâhir de Sensin, Senin
fevkinde hiçbir şey yoktur, bâtın da Sensin, Senden gayrı hiçbir şey yoktur. Bizim
borcumuzu ödemeni ve bizi fakirlikten kurtarmanı istiyorum.
Allâhümme innî estehdîke li erşedi emrî ve eûzü bike min şerri
nefsî.
Ey Allâh'ım, Şüphesiz ben Senden işimde başarılı olmam için bana yol göstermeni,
(bana hidayet vermeni) istiyorum ve nefsimin şerrinden Sana sığınıyorum.
Allâhümme innî estağfiruke li zenbî ve estehdîke li merâşidi
emrî ve etûbü ileyke fe tüb aleyye inneke ente rabbî.
Ey Allâh'ım, Muhakkak ki ben Senden günahımı bağışlamanı ve işimde başarılı olmam
için bana yol göstermeni diliyorum ve Sana tevbe ediyorum. Benim tevbemi kabul eyle.
Şüphesiz Sen elbette benim Rabb'imsin.
Allâhümme fec'al rağbetî ileyke vec'al ğınâye fî sadrî ve bârik lî
fîmâ razaktenî ve tekabbel minnî inneke ente rabbî.
Ey Allâh'ım, Rağbetimi (meylimi), yalvarmamı (dilememi) Sana eyle. Zenginliğimi
kalbimde kıl, rızık olarak verdiğin şeyleri benim için bereketli eyle ve benden kabul et.
Muhakkak ki Sen benim Rabb'imsin.
Yâ men ezherel cemîle ve seteral kabîha, Yâ men lâ yüâhızü bil
cerîrati ve lâ yehtiküs sitra, Yâ azîmel afvi, Yâ hasenet
tecâvüzi, Yâ vâsial mağfireti, Yâ bâsital yedeyni bir rahmeti, Yâ
sâhibe külli necvâ, Yâ müntehâ külli şekvâ, Yâ kerîmes safhı,
Yâ azîmel menni, Yâ mübtedien niami kable istihkâkıhâ, Yâ
rabbenâ ve yâ seyyidenâ ve yâ mevlânâ ve yâ ğâyete
rağbetinâ. Es'elüke yâ Allâhü en lâ teşviye halkî bin nâr.
Ey güzelliği izhar eden ve çirkinliği örten, Ey suç için ceza vermeyen ve perdeyi açıp
yırtmayan, Ey afvı büyük olan, ey afvı güzel olan, Ey mağfireti geniş, Ey elleri rahmetle
açılan, Ey bütün fısıltı ve sırların sahibi, Ey bütün şikâyetlerin kendisine ulaştığı, Ey af ve
ikram eden, Ey iyiliği yüce, Ey nimetleri hak etmeden önce başlatan, Ey Rabb'imiz, Ey
Seyyidimiz, Ey Mevlâmız, Ey rağbetlerimizin gayesi ve en son varacağımız yer olan
Rabb'imiz, Ey Allâh'ım, Senden vücudumu ateşte kızartmamanı diliyorum.
Temme nûruke fe hedeyte fe lekelhamdü azume hilmüke fe
afevte fe lek elhamdü Rabbenâ vechüke ekremül vücûhi ve
câhüke a'zamül câhi ve atıyyetüke efdalül atıyyeti ve ehneühâ.
Tüta'u rabbenâ fe teşkürü ve tü'sâ rabbenâ fe tağfiru ve tücîbül
muztarra ve tekşifüd durra ve teşfis sekıîme ve tağfiruz zenbe
ve takbelüt tevbete ve lâ yeczî bi âlâike ehadün ve lâ yeblüğu
midhateke kavlü kâil.
Nûrun tamam oldu ve hidayet verdin, Sana olsun hamd. Hilmin (ve sabrın) yüce oldu,
Sana olsun hamd. Rabb'imiz, Senin vechin yüzlerin en kerimidir. Senin merteben
mertebelerin en yücesidir, Sana olsun hamd. Senin ikramın ikramların en faziletlisi ve en
yeterlisidir.
İtaat olunursun Rabb'imiz ve hemen şükürle karşılarsın (şükrü nasib edersin), âsî
olunursun Rabb'imiz ve bağışlarsın, zorda kalana icabet eder ve yardımına koşarsın,
zorluğu açarsın, hastaya şifa verirsin, günahı bağışlarsın, tevbeyi kabul edersin, Senin
nimetlerinin karşılığını kimse veremez ve söyleyenlerin sözü Senin medhine (hakkıyla)
ulaşamaz.
Allâhümme innî es'elüke min fadlike ve rahmetike fe innehû lâ
yemlikühâ illâ ente.
Ey Allâh'ım, şüphesiz ben Senin iyilik ve rahmetinden istiyorum. Zira buna Senden
başkası mâlik olamaz.
Allâhümmağfir lî mâ ahta'tü ve mâ teammedtü ve mâ esrartü
ve mâ a'lentü ve mâ cehiltü ve mâ alimtü.
Ey Allâh'ım, hata ile yaptığımda da, bilerek yaptığımda da, gizli yaptığımda da, alenî
yaptığımda da, cehaletle yaptığımda da, bilerek yaptığımda da benim günahlarımı
bağışla.
Allâhümmağfir lenâ zünûbenâ ve zulmenâ ve hezlenâ ve
ciddenâ ve hataenâ ve amedenâ ve küllü zâlike indenâ.
Ey Allâh'ım, günahlarımızı, zulümlerimizi, şakalarımızı, ciddilerimizi, hatalarımızı, kasten
yaptıklarımızı ve Senin katında (ve bilginde) olan bunların hepsini bizim için bağışla.
Allâhümmağfir lî hataî ve amedî ve hezlî ve ciddî ve lâ tahrimnî
berakete mâ a'taytenî ve lâ teftinnî fîmâ haramtenî, rabbiğfir
verham vehdinîs sebîlel akvem.
Ey Allâh'ım, benim hatamı, kasten yaptığımı, şakamı, ciddimi bağışla ve bana
verdiklerinin bereketinden beni mahrum eyleme, Rabb'im, Bağışla, acı ve beni en sağlam
yol olan (İslâm)'a hidayet eyle.
Allâhümme rabbe'n-nebiyyi Muhammedin sallallâhü aleyhi ve
sellemeniğfir lî zenbî ve ezhib ğayza kalbî ve ecirnî min
mudillâtil fiteni mâ ahyeytenâ.
Ey Allâhım ve ey Peygamberim Muhammed (s.a.v)'in Rabb'i, benim günahımı bağışla, kalbimin
kinini gider ve bana verdiğin hayat süresince fitnelerin karanlıklarından beni koru.
Allâhümme lekkınî huccete'l-îmâni inde'l-memât.
Ey Allâh'ım, Ölüm anında beni imân hücceti ile karşıla (beni imân hüccetiyle karşı
karşıya getir.)
Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen
alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin'illezî tenhallü
bihi'l-ukadü, ve tenfericü bihi'l-kurabü, ve tugdâ bihi'l-havâicü,
ve tünâlü bihi'r-regâibü, ve husnü'l-havâtimi, ve
yüsteska'l-ğamâmü bi-vechihi'l-kerîmi, ve alâ âlihî ve sahbihî fî
külli lemhatin ve nefsin bi-adedi külli ma'lûmin lek.
Ey Allâhım, Mükemmel (en güzel) bir salât ve mükemmel (tastamam) bir selâm ile
Seyyidimiz (Efendimiz) Muhammed'e salât ve selâm eyle. Öyle ki, O'nun vesilesiyle
düğümler çözülür (müşküller, zorluklar hallolur, düzelir, yoluna girer). O'nun vesîlesiyle
hacetler yerine getirilir. O'nun vesîlesiyle gönülden arzu edilen dilek ve muradlar
gerçekleşir. Güzel âkibetler, hayırlı neticeler O'nunla elde edilir. O'nun yüzü suyu
hürmetine bulutlardan yağmur dökülür (yağar). Aynı salât-ü selâmı O'nun âl ve ashâbına
da eyle. Öyle ki her an ve her nefes Sana ma'lûm olan şeyler sayısınca…

11/06/2026

"Gariplerin yol arkadaşı olmaktan çekinme..."
11/06/2026 Perşembe Köşe yazarı V.T
"Gönlü kırık, zavallı ve garip birini görürsen, yarasına merhem ol..."

Celvetî Abdülkerim Efendi Osmanlı dönemi şeyhlerinden fazilet ve irfan sahibi bir zat olup İstanbulludur. Pederi; Aziz Mahmud Hüdai'nin halifelerinden Karahisar-ı Şarkîli Şeyh Veliyyiddin Efendidir. Abdülkerim Efendi resmî ilimleri pederi ile zamanının büyük âlimlerinden tahsil ettikten sonra Lâleli yakınındaki Ahmedağa Camii vaizliğinde bulunarak halkın irşadı ve eser yazmakla vakit geçirdi. 1100 (m. 1688) senesinde vefat etti.

Bu mübarek zat, bir sohbetinde şunları anlattı:

"İnsanoğluna verilen mükellefiyet ve mesuliyet, mahluklardan hiçbirine verilmemiştir. İnsanın, bâzı ibâdet ve tâatleri yapmasıyla iş bitmez. Bunlarla berâber, kulluğa sımsıkı sarılmak, söz söylemekte, yemek yemekte, hattâ etrâfına bakınmakta fevkalâde dikkati gerektirir. Çünkü, her söz ve hareketinden mes'ûldür, hepsinden Allahü teâlâya hesap verecektir."

Sık sık şöyle derdi: "Allahü teâlâdan gâfil olmayan, O'nu unutmayan Cennet'tedir."

"İçinde hakîkî aşk acısı bulanmayan kimseye, bu yolda ilerlemek nasip olmaz."

"Allahü teâlânın velî kulları, meclislerinde bulunan kimseleri mânevî yönden faydalandırırlar."

"Gönlü kırık, zavallı ve garip birini görürsen, yarasına merhem ol. Onun yoldaşı ve yardımcısı olmaktan çekinme."

"Nefsin hastalıklarını tedâvî eden şeylerin aslı beştir: 1) Az yemek, mîdeyi fazla doldurmamak, 2) Başa gelen işlerden Allahü teâlâya sığınmak, 3) Fitne yerlerinden kaçmak, 4) Devâmlı istiğfâr ve Resûlullah Efendimize salat ve selâm okumak, 5) Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmeye, rızâsını kazanmaya çağıran kimse ile berâber olmak."

Zamânımızdaki insanlar şu beş şeye tutulmuşlardır: 1) Cehâleti, ilme tercih etmek, 2) İşlerde kızmak, 3) Mânevî perdelerin hemen açılmasını istemek, 4) Bidati (dinde sonradan ortaya çıkan şeyleri), sünnet-i seniyyeye tercih etmek, 5) Nefsin arzu ve isteklerine göre hareket etmek...

"Kulun Allahü teâlâyı sevmesinde samîmi olup olmadığı, başına belâ ve musîbet geldiği zaman ortaya çıkar. Bela ve musîbet geldiğinde sabır ve sükûn hâlini muhâfaza edebiliyorsa, o gerçekten Allahü teâlâyı seviyor demektir. Musîbet ve fakirlik zamânında sebat gösterebilmek bu sevgiye delil ve alâmet yapıldı. Birisi Peygamber Efendimize; 'Ben seni seviyorum' deyince; (Fakirlik için bir elbise hazırla) buyurdu. Bir başkası gelip Peygamber Efendimize; 'Ben Allahü teâlâyı seviyorum' deyince; (Belâ için elbise hazırla) buyurdu."

11/06/2026

Arkadaş seçmek...
11/06/2026 Perşembe Köşe yazarı S.A
M. Said Arvas Hocadan Hatıralar...

Hazret-i Ömer buyuruyor ki: "Salih ve iyi bir arkadaşın yüzüne bakmak bile insanın üzüntülerini giderir ve onu ferahlandırır.

Biz insanlar, hayvanlar gibi yalnız başımıza yaşayamayız, beraberce yaşamak zorundayız, birbirimize muhtacız.

Hayvanlar yalnız yaşayabilirler, onların terziye, ayakkabıcıya, berbere, aşçıya ve buna benzer şeylere ihtiyaçları yoktur. Yakaladığı rızkını yiyebildiği kadar yer, geriye kalanı ise bırakır gider, o başka bir hayvana nasip olur. Demez ki; ben böyle taze eti nerede bulabilirim, iyisi mi buralardan ayrılmayayım, acıkınca yine yemeye başlarım... Tevekkülleri bizden fazladır. Her acıktığında rızkı gönderilir.

Biz, bir ekmek için en az otuz kişiye muhtacız. Tarla sahibine, ekene, biçene, harmanlayana, değirmenciye, fırıncıya ve bu aradaki nakliyecilere ihtiyacımız vardır.

Toplu yaşamak zorunda olduğumuzdan, arkadaş edinmek mecburiyetindeyiz. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "Cenab-ı Hak bir kuluna hayır murad ettiği zaman ona hayırlı arkadaşlar nasip eder."

Hazreti Ali (radıyallahü anh) buyuruyor ki: "Hayırlı arkadaş edinin, çünkü onlar hem dünyada hem de ahirette işinize yarar ve size yardımcı olur. Garip insan, arkadaşı olmayan insandır."

Arkadaş seçerken çok dikkatli olmalıyız. Çünkü insan, istese de istemese de zamanla arkadaşı gibi olur. Mevlânâ Celâleddin-i Rumi hazretleri Mesnevi kitabında buna işaret buyurur:

Cahiller meclisinden sen her zaman uzaklaş,

Dâima ariflerin mutlu semtine yaklaş.

Nâ ehil kişilerle yoldaşlık etme sakın.

Yere düşen bir maden paslanır yavaş yavaş...

İnsanların çoğu, arkadaşından şikâyet eder; "Bana, bunu yapacağını hiç tahmin etmemiştim. Ben olsaydım ona bunu yapar mıydım" gibi. Menfaate dayalı dostluklar, menfaat bitince biter.

Arkadaş seçimindeki pişmanlık, dünyadan daha çok ahirette meydana gelir. Bizim kıyamet günü insanların arasında rezil ve rüsva olmamıza ve neticede cehennemde yanmamıza sebep olur. Bunun için ne kadar pişmanlık duyacağımız ve üzüleceğimiz kıyamet günü daha iyi anlaşılır. Bunu Âyet-i kerimeden öğreniyoruz. (Furkan suresi 29) Meâlen buyuruluyor ki: "Keşke ben falancayı arkadaş edinmeseydim."

Dünyadaki o sahte dostluk düşmanlığa dönüşür, birbirlerinin yakasına yapışırlar.

"İnsan, arkadaşının dini üzerindedir..." "Arkadaşını bana söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" atasözleri meşhurdur.

Hazret-i Ömer buyuruyor ki: "Salih ve iyi bir arkadaşın yüzüne bakmak bile insanın üzüntülerini giderir ve onu ferahlandırır.

Her şey para değildir. Birinin parası ne kadar çok olsa yine de, sıkıntılı zamanında onu teselli edecek, hasta olunca onu ziyaret edecek ve acısını paylaşacak birini arar, bulunca da çok huzur bulur. Para bunu temin edebilir mi?..

Arkadaş üç kısımdır: Birincisi gıda gibidir. (Hava, su ve diğer yiyecekler gibi) onsuz olmaz. İkincisi ilaç gibidir, insan hasta olunca lazım olur, başka zamanlarda aranmaz. Üçüncüsü ise; hastalık gibidir, hiçbir zaman talep edilmez...

11/06/2026

Cimrinin malı, kendine yâr olmaz
11/06/2026 Perşembe Köşe yazarı O.Ü
Sual: Halk arasında, "cimrinin malı kendine yâr olmaz" diye bir söz vardır. Bu sözün aslı var mıdır?

Cevap: Cimri diye, malının zekâtını, tarlasından kaldırdığı mahsulünün uşrunu, ramazan ayında sadakayı fıtrını vermeyen, vacip olduğu hâlde kurbanını kesmeyen ve çoluk çocuğunun nafakasını kazancına göre yapmayan kimseye denir. Böyle olan kimseler hakkında hazret-i Ebu Bekir buyuruyor ki:

“Cimrilerin malı, yedi beladan birine uğrar. Miras yiyen bir vârisi, malını israf eder, onu Allahü teâlânın taatinden başka yerde harcar. Veya Allahü teâlâ o cimrinin üzerine bir zalimi musallat eder ve onun malını, onu hor ve zelil ettikten sonra alır. O cimriyi bir şehvet, arzu harekete getirir ki, o şehvet ile uygunsuz işler yaparak malını telef eder. Onda bir düşünce meydana gelir, öğünmek için bir bina yapar veya faydasız bir harabeyi tamir eder, malını onlara sarf eder. Ya da dünya afetlerinden bir afet peyda olur. Malı suda gark olur, hırsız çalar veya ona daimi bir dert erişir, malını doktorlara yedirir. Yahut da, malını bir mekânda, bir yerde saklar ve sonra da unutur.”

Sual: Bazı kimseler, gökten ağır, zehirden acı olan nedir diye sorular sorarak, karşısındakini mahcup etmek istemektedirler. Gerçekten böyle sorular sorulmuş mu ve bunların cevapları var mıdır?

Cevap: Bu tip sorular, Hazreti Ali'ye de sorulmuş. Hatta Hazreti Ali'ye daha fazlası da sorularak; “Gökten ağır, yerden geniş, denizden engin, ateşten sıcak, taştan katı, zemherirden soğuk ve zehirden acı olan nedir” diye sorulmuş. Hazreti Ali de cevaben;

“Gökten ağır olan, temiz bir kimseye iftira etmektir. Yerden geniş olan; Hak, doğru olan şeydir. Denizden engin olan, kanaat eden kalbdir. Ateşten sıcak olan, zulmeden sultandır. Taştan katı olan, münafıkın kalbidir. Zemherirden soğuk olan; levm eden, kınayan kimseye ihtiyacını arz etmektir. Zehirden acı olan da, sabretmektir” buyurmuşlardır.

Sual: Din bilgilerinden herkes için lazım olanları öğrenmemenin, dinimiz açısından hükmü nedir?

Cevap: İman edilecek şeyleri ve farzlardan, haramlardan meşhur olanları, lüzumu kadar öğrenmek, her Müslümana farzdır. Bunları öğrenmemek haramdır. Bu bilgileri işitip de, öğrenmeye ehemmiyet, önem vermemek ise küfür olur, imanı giderir.

11/06/2026

"Kavuştuğunuz bu nimete lâyıksınız”
11/06/2026 Perşembe Köşe yazarı A.U
Tasavvuf ehlinin meşhurlarından olan Ebû Tâlib-i Mekkî hazretleri, 386 (m. 996) senesinde Bağdâd’da vefât etti.

Bu zât anlatıyor:

Kıyâmet günü, namaz kılanları, derecesine göre Cennete iletirler.

Birincilere sorarlar:

“Sizin namâzınız nasıldı?”

Onlar cevaben;

“Biz, ezânı işittiğimizde, hemen abdest almaya kalkardık” derler.

Melekler dinler.

Ve o kimselere;

“Siz, kavuştuğunuz bu nîmete lâyıksınız” derler.

Sonra ikinci grup kimseler gelir.

Bunların yüzleri daha parlaktır.

Melekler onlara da sorar:

“Sizin namâzınız nasıldı?”

Onlar da;

“Biz, namaz vakti girmeden abdestimizi alırdık” derler.

Melekler;

“Siz de kavuştuğunuz bu nîmete lâyıksınız” derler.

Sonra üçüncü grup kimseler gelir.

Bunlar, öncekilerden nurludurlar.

Yüzleri parlaktır.

Melekler onlara;

“Sizin namâzınızın husûsiyeti ne idi?” diye sorarlar.

Onlar da cevâben;

“Biz, her vaktin ezânını mescitte dinlerdik” derler.

Melekler onlara;

“Siz de şu kavuştuğunuz nîmetlere lâyıksınız” derler.

10/06/2026

ÇARŞAMBA GÜNÜ SALAVATI
(TÜRKÇE OKUNUŞU VE AÇIKLAMALARI)
Euzü billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Bismillahirrahmanirrahim.
(Kovulmuş (lanetlenmiş olan) Şeytanın şerrinden Allâh'a sığınırım. Rahmân ve Rahîm
olan Allah'ın adıyla başlarım.)
Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen
alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin'illezî tenhallü
bihi'l-ukadü, ve tenfericü bihi'l-kurabü, ve tugdâ bihi'l-havâicü,
ve tünâlü bihi'r-regâibü, ve husnü'l-havâtimi, ve
yüsteska'l-ğamâmü bi-vechihi'l-kerîmi, ve alâ âlihî ve sahbihî fî
külli lemhatin ve nefsin bi-adedi külli ma'lûmin lek.
Ey Allâhım, Mükemmel (en güzel) bir salât ve mükemmel (tastamam) bir selâm ile
Seyyidimiz (Efendimiz) Muhammed'e salât ve selâm eyle. Öyle ki, O'nun vesilesiyle
düğümler çözülür (müşküller, zorluklar hallolur, düzelir, yoluna girer). O'nun vesîlesiyle
hacetler yerine getirilir. O'nun vesîlesiyle gönülden arzu edilen dilek ve muradlar
gerçekleşir. Güzel âkibetler, hayırlı neticeler O'nunla elde edilir. O'nun yüzü suyu
hürmetine bulutlardan yağmur dökülür (yağar). Aynı salât-ü selâmı O'nun âl ve ashâbına
da eyle. Öyle ki her an ve her nefes Sana ma'lûm olan şeyler sayısınca…
Rabbi evzi'nî en eşküra ni'metekelletî en'amte aleyye ve alâ
vâlideyye ve en a'male sâlihan terdâhü ve edhılnî bi rahmetike
fî ibâdikes sâlihîn.
Ey Rabb'im, Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş
yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat.
Rabbi innî zalemtü nefsî fağfirlî.
Rabb'im, Doğrusu ben nefsime zulmettim (kendimi ziyana uğrattım). Beni mağfiret eyle
(bağışla).
Rabbi neccinî minel kavmi-z zâlimîn.
Rabb'im, Beni zalimler topluluğundan kurtar.
Rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr.
Rabb'im, Şüphesiz ben indireceğin her hayra muhtacım.
Rabbi-nsurnî alel kavmil mufsidîn.
Rabb'im, Müfsid toplumlara karşı bana yardım eyle.
Fe sübhânallâhi hîne tümsûne ve hîne tüsbihûn. Ve lehül
hamdü fis semâvâti vel ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhirûn.
Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi
ve yuhyil arda ba'de mevtiha. Ve kezalike tuhracun.
Akşama ulaştığınızda, sabaha kavuştuğunuzda, (gündüzün sonuna ve öğle vaktine
eriştiğinizde) Allah'ı ki; göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur, tesbih edin (namaz
kılın.) Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor, yeryüzünü ölümün ardından O
canlandırıyor. İşte siz de kabirlerinizden böyle çıkartılacaksınız.
Rabbi heb lî mines sâlihîn.Kulillâhümme fâtıra-s semâvâti vel
ardı âlimel gaybi veş şehâdeti ente tahkümü beyne ibâdike
fîmâ kânû fîhi yahtelifûn.
Rabb'im, bana sâlihlerden (evlât) bağışla. De ki: Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi ve
âşikârı da bilen Allah'ım, kullarının arasında ayrılığa düştükleri şeyin hükmünü ancak
Sen vereceksin.
Rabbenâ vesi’te külle şey'in rahmeten ve ilmen fağfir lillezîne
tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm.
Ey Rabb'imiz, Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve Senin
yoluna gidenleri bağışla ve onları Cehennem azabından koru.
Rabbenâ ve edhılhüm cennâti adninilletî vaadtehüm ve men
saleha min âbâihim ve ezvâcihim ve zürriyyâtihim. İnneke
entel azîzül hakîm. Ve kıhimüs seyyiât. Ve men tekıs seyyiâti
yevme izin fe kad rahımteh. Ve zâlike hüvel fevzül azîm.
Rabb'imiz, onları da, onların atalarından, zevcelerinden ve nesillerinden iyi olanları da
kendilerine va'dettiğin Adn cennetlerine koy, Şüphesiz azîz ve hakîm olan Sensin. Bir de
onları, her türlü kötülüklerden koru. Sen kimi kötülüklerden korursan, o gün muhakkak ki
onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur.
Allahümme ahsin âkıbetenâ fil ümûri küllihâ ve ecirnâ min
hızyi-d dünyâ ve azâbil âhırah.
Ey Allâhım, Bütün işlerimizde sonumuzu iyi eyle. Dünya belâlarından ve âhiret
azabından bizi koru.
Allahümmahfaznî bil islâmi kâimen vahfaznî bil islâmi kâiden
vahfaznî bil islâmi râkıden ve lâ tüşemmit bî adüvven ve lâ
hâsiden.
Ey Allâh'ım, İslam'la kâim olarak beni koru (ayakta durmamı İslâm'la eyle.) İslâm'la
oturmuş olduğum halde beni koru, İslâm'la uyumuş olduğum halde beni koru.
Düşmanlara ve hasetçilere karşı beni gülünç kılma.
Allahümme innî es'elüke min külli hayrin hazâinühû bi yedik.
Ey Allâh'ım, ben Senden hazineleri, Senin elinde bulunan her hayırdan istiyorum.
Allahümme innî eûzü bike min şerri mâ ente âhızün bi
nâsıyetihi ve es'elüke minel hayrillezî hüve bi yedike küllih.
Ey Allâh'ım, Başını tuttuğun şeylerin şerrinden Sana sığınıyorum ve hepsi Senin elinde
bulunan hayırdan da Senden istiyorum.
Allahümme lâ teda’ lenâ zenben illâ ğafertehü, velâ hemmen
illâ ferractehü, velâ deynen illâ kadaytehü, velâ hâceten min
havâicid dünyâ vel âhırati illâ kadaytehâ yâ erhamer râhimîn.
Ey Allâh'ım, Bizim için bağışlamadığın bir günah, gidermediğin bir keder, ödemeyi
mümkün kılmadığın bir borç, dünya ve ahiret ihtiyaçlarından yerine getirmediğin bir
ihtiyaç bırakma. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan (Allâh'ım).
Allahümme e'ınnâ alâ zikrike ve şükrike ve husni ibâdetik.
Allâh'ım, Seni zikretmeye, Sana şükretmeye, Sana güzelce ibadet etmeye bize yardımcı
ol.
Allahümme kanni'nî bimâ razaktenî ve bârik lî fîhi vahlüf alâ
külli ğâibetin lî bi hayr.
Allâh'ım, Bana rızık olarak verdiğine beni kanaatkâr eyle ve o rızıkta benim için bereket
kıl. Benim gıyabımda olan her şeyi de benim için hayra tebdîl eyle.
Allahümme innî es'elüke ışeten nakıyyeten ve mîteten
seviyyeten ve meradden ğayra muhzin ve lâ fâdıh.
Allâh'ım, Senden temiz bir yaşayış, düzgün (normal) bir ölüm, Senin huzuruna utançsız
ve ayıpsız bir dönüş diliyorum.
Allahümme innî daîfun fe kavvi fî rızâke za’fi ve huz ile’l hayri
bi nâsiyetî vec'alil islâme müntehâ rızâî.
Allâh'ım, Şüphesiz ben zayıfım, benim zaafımı Senin rızanda kuvvetlendir. Başımı hayır
(yolun)a tut ve İslâmı da razılığımın sonu eyle.
Allahümme innî daîfün fe kavvinî. Ve innî zelîlün fe eızzinî. Ve
innî fakîrun ferzuknî.
Allâh'ım, Şüphesiz ben zayıfım, beni kuvvetlendir. Şüphesiz ben zelilim, beni aziz kıl.
Şüphesiz ben fakirim, beni rızıklandır.
Allahümme entel evvelü fe lâ şey’e kableke ve entel âhiru fe lâ
şey’e ba'deke. Eûzü bike min külli dâbbetin nâsıyetühâ bi yedik.
Allâh'ım, Kendisinden önce bir şey bulunmayan evvel Sensin.
Allâh'ım, Kendisinden sonra bir şey bulunmayan Ahir de Sensin.
Alnından tuttuğun her hayvanın şerrinden Sana sığınıyorum.
Allahümme innî es'elüke hayral mes'eleti ve hayrad duâi ve
hayran necâhi ve hayral ameli ve hayras sevâbi ve hayral hayâti
ve hayral memâti ve sebbitnî ve sekkıl mevâzînî ve hakkık
îmânî verfa' deracetî ve tekabbel salâtî vağfir hatîetî ve
es'elüked deracâtil ulâ minel cenneti âmîn.
Allâh'ım, Senden en güzel şeyi, en güzel duayı isterim. İyi başarı, iyi ameli de dilerim.
Hayırlı sevap, hayırlı hayat ve hayırlı ölüm dilerim. Ayağımı kaydırma, terazimi ağır eyle,
imanımı gerçek eyle, derecemi yükselt, namazımı kabul et, hatamı bağışla. Senden
Cennetin en yüksek derecelerini dilerim. Âmin.
Allahümme innî es'elüke fevâtihal hayri ve havâtimehû ve
cevâmiahü ve evvelehû ve âhirahû ve zâhirahû ve bâtınehû ved
deracâtil ulâ minel cenneti âmîn.
Allâh'ım, Şüphesiz ben Senden hayrın başlangıçlarını, sonuçlarını ve hayrın toplandığı yerleri,
hayrın evvelini, âhirini, zâhirini, bâtınını ve Cennetin en yüksek derecelerini dilerim. Âmin.
Allahümme innî es'elüke hayra mâ âtî ve hayra mâ ef'alü ve
hayra mâ a'melü ve hayra mâ betane ve hayra mâ zahera ved
deracâtil ulâ minel cenneti âmîn.
Allâh'ım, Şüphesiz ben Senden yaptığım şeyin hayrını, işlediğim şeyin hayrını, amel
ettiğim şeyin hayrını, gizli olan şeylerin de hayrını, açık olan şeylerin de hayrını ve
Cennetin en yüksek derecelerini dilerim. Âmin.
Allahümme innî es'elüke en terfea zikrî ve tedaa vizrî ve tusliha
emrî ve tüdahhira kalbî ve tühassine ferci ve tünevvira kalbî ve
tağfira lî zenbî ve es'elüked deracâtil ulâ minel cenneti âmîn.
Allâh'ım, Şüphesiz Senden zikrimi arttırmanı, yükümü (üzerimden) kaldırmanı, işimi iyi
etmeni, kalbimi temizlemeni, namusumu korumanı, kalbimi nurlandırmanı, günahımı
bağışlamanı ve Cennetin en yüksek derecelerini dilerim. Âmin.
Allahümme innî es'elüke en tübârike lî fî sem'î ve fî basarî ve fî
rûhî ve fî halkî ve fî hulukî ve fî ehlî ve fî mehyâye ve fî memâtî
ve fî amelî ve tekabbel hasenâtî ve es'elüked deracâtil ulâ
minel cenneti âmîn.
Allâh'ım, Şüphesiz Senden kulağımda, gözümde, ruhumda, ahlâkımda, huyumda,
ehlimde, hayatımda, ölümümde ve amelimde benim için bereket kılmanı, iyiliklerimi
kabul etmeni istiyorum ve Cennetin en yüksek derecelerini diliyorum. Âmin.
Allahümmec'al evsea rizkıke aleyye ınde kiberi sinnî vankıtâı
umrî.
Allâh'ım, Rızkının en genişini bana yaşımın ilerlediğinde ve ömrümün kesildiğinde kıl.
Allahümme innî es'elükel ğınâ ve ğınâ mevlâye.
Allâh'ım, Şüphesiz Senden zenginlik ve dostumun zenginliğini dilerim.
Allahümmec'alnî sabûran vec'alnî şekûran vec'alnî fî aynî
sağîran ve fî a'yünin nâsi kebîran.
Allâh'ım, Beni çok sabırlı kıl, çok şükreden kıl ve beni kendi gözümde küçük, başkalarının
gözünde ise büyük kıl!
Allahümme da' fî erdınâ bereketehâ ve zînetehâ ve
sekenetehâ.
Allâh'ım, Yaşadığımız yerimizde bereket, zînet ve sükûnet (ihsan) eyle.
Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen
alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin'illezî tenhallü
bihi'l-ukadü, ve tenfericü bihi'l-kurabü, ve tugdâ bihi'l-havâicü,
ve tünâlü bihi'r-regâibü, ve husnü'l-havâtimi, ve
yüsteska'l-ğamâmü bi-vechihi'l-kerîmi, ve alâ âlihî ve sahbihî fî
külli lemhatin ve nefsin bi-adedi külli ma'lûmin lek.
Ey Allâhım, Mükemmel (en güzel) bir salât ve mükemmel (tastamam) bir selâm ile
Seyyidimiz (Efendimiz) Muhammed'e salât ve selâm eyle. Öyle ki, O'nun vesilesiyle
düğümler çözülür (müşküller, zorluklar hallolur, düzelir, yoluna girer). O'nun vesîlesiyle
hacetler yerine getirilir. O'nun vesîlesiyle gönülden arzu edilen dilek ve muradlar
gerçekleşir. Güzel âkibetler, hayırlı neticeler O'nunla elde edilir. O'nun yüzü suyu
hürmetine bulutlardan yağmur dökülür (yağar). Aynı salât-ü selâmı O'nun âl ve ashâbına
da eyle. Öyle ki her an ve her nefes Sana ma'lûm olan şeyler sayısınca…

10/06/2026

İnsan aklı noksan olduğu için doğru yolu bulamaz
10/06/2026 Çarşamba Köşe yazarı V.T
"Allahü teâlâ kullarına acıdığı için peygamberler (aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) gönderdi."

Arabî Alâeddîn Efendi Osmanlı Devleti şeyhülislâmlarındandır. Haleb'de doğdu. İlk tahsîlini Haleb'de yaptı. Sonra Bursa'da Molla Gürânî ve Hızır Çelebi'den dersler aldı. Edirne Fahreddîn-i Acemî'ye muid, asistan oldu. Halvetî Şeyhi Alâeddîn Halvetî hazretlerine mürid oldu. Tasavvuf yolunda ilerledi. Fâtih Sultan Mehmed zamanında Sahn-ı Semân Medresesine müderris tâyin edildi. Sultan İkinci Bâyezîd Han kendisini şeyhülislâmlık makâmına getirdi. 1496'da İstanbul'da vefât etti.

Bu mübarek zat, bir dersinde şunları anlattı:

Allahü teâlâ kullarına acıdığı için peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” gönderdi. Eğer bu büyük insanlar gönderilmeseydi, yolu şaşırmış olan insanlara, O’nu ve sıfatlarını kim bildirirdi? Beğendiklerini, beğenmediklerinden kim ayırabilirdi. İnsan aklı, noksan olduğu için, o büyüklerin davet nûru ile aydınlanmadıkça bunları bilemez ve ayıramaz. Anlayışımız tam olmadığı için, bu büyüklerin izinde gitmedikçe, bunları anlamakta şaşırır ve aldanırız...

Evet akıl, doğruyu eğriden ayırmağa yarayan bir âlettir. Fakat, tam olmayan bir âlettir. O büyüklerin daveti ile, haber vermeleri ile, tamam olmaktadır. Âhiretin azâbı, sevâbı, bu davet ve haberden sonra olur...

Allahü teâlâ, insanlardan bazısını peygamber olarak seçtiği gibi, meleklerden de bazılarını, peygamber olarak ayırmıştır. Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğu buyurdu ki: “İnsanların büyükleri, meleklerin büyüklerinden daha üstündür” İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Mâlik ve Şeyh Muhyiddîn-i Arabî; “Meleklerin büyükleri, daha üstündür” dedi. Bu fakirin anladığına göre, meleklerin evliyâlık tarafı peygamberlerin evliyâlığından üstündür. Fakat, Nebilerin ve Resûllerin yetiştiği bir derece vardır ki, melek oraya yetişemez. Bu şerefli derece, peygamberlere (aleyhisselâm) toprak maddelerinden gelmiştir. Bu da, insana mahsûstur. Yine bu fakire gösterildi ki, peygamberliğin yüksekliği yanında, evliyâlığın yüksekliği, hiç kalmakta, büyük deniz yanında bir damla kadar da görünmemektedir. Peygamberlik yolundan gelen üstünlük, evliyâlık yolundan kavuşulan yükseklikten, kat kat daha üstündür. O hâlde, her bakımdan, toplu üstünlük peygamberlerde, bir bakımdan üstünlük, meleklerdedir. Sözün doğrusu, Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunun dediğidir. Allahü teâlâ, onların çalışmalarının mükâfatını, bol bol ihsân eylesin!

Address

Lüleburgaz

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ahmet Tunalılar posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share