12/08/2026
Erbain Karivani
Bazı yolculuklar vardır, insan bir şehirden diğerine gider sanır.
Oysa vardığı yer, kendi gönlünün başka bir köşesidir.
Erbain yolculuğu da böyleydi benim için.
Iğdır'dan başlayan, şehirleri, yolları, sınırları aşarak Necef'e, Kerbelâ'ya ve nice mukaddes beldeye uzanan bu yolculukta yalnızca mekânları görmedik. İnsanları gördük. İnsanları tanıdık. Kimiyle uzun uzun konuştuk, kimiyle birkaç kelime ettik, kiminden bir ikram aldık, kiminden bir tebessüm... Kimi ise hiç konuşmadan bir iz bıraktı.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, Erbain'den aklımda kalanların yalnızca türbeler, yollar ve kalabalıklar olmadığını görüyorum.
İnsanlar kaldı.
Her biri ayrı bir hikâye, ayrı bir renk, ayrı bir hatıra...
Sessiz İdareci Esed Bey
Kafilemizin pek konuşmayan ama bir şekilde her şeyi idare eden insanıydı Esed Bey.
Bazı insanlar vardır; varlıklarını sözleriyle değil, yaptıklarıyla hissettirirler. Çok görünmezler, çok konuşmazlar ama işler yolunda gidiyorsa onların sessiz emeğinin payı vardır.
Sessizliğinin içinde bir sorumluluk, duruşunun içinde bir vakar vardı.
Gençliğin Umudu:
Zeynep kızımız ise bana genç nesil adına umut verenlerden biri oldu.
Yaşının çok üzerinde bir olgunluk taşıyordu. Az konuşuyor, çok düşünüyor; gerektiğinde kendi başının çaresine bakmasını biliyordu.
Seyit Müctebanın fotoğrafını hiç unutmadan günlerce sorumluluk bilinciyle üzerinde taşıması vardı.
Belki küçük bir ayrıntıydı ama insanı gülümseten, aynı zamanda onun dünyasındaki samimiyeti gösteren bir ayrıntı...
Bazen bir insanı anlamak için uzun uzun konuşmasına gerek yoktur. Küçücük bir davranışı, onun dünyasından koca bir pencere açar.Musul’da Türkmen kız çocuklarını öyle bir şefkatle sarıp sarmaladı ki, o an insan kendi en yakınını bile böyle yürekten kucaklayamaz diye düşündüm. Kollarındaki her çocuk, sanki ona emanetti; sevgisiyle sararken yalnız bedenlerini değil, yüreklerini de sarıp sarmalıyordu.
Anne Kız: Zeynep ve Özlem
Sonra anne-kız vardı.
Zeynep, annesine bolca naz yapan; bir o kadar da meraklı, çocuksu hâlleriyle etrafta dolaşan sevimli bir kızdı.
Annesi Özlem ise neşesiyle ona eşlik ediyordu.
Fakat Zeynep'in bir başka tarafını da yolculuk sırasında gördük.
Bir gün, hiç beklemediğimiz bir anda öyle güzel sinezenler okudu ki hepimizi şaşırttı.
Çocuksu hâllerinin ardında bambaşka bir gönül dünyası olduğunu o zaman daha iyi anladık.
İnsanın gönlü bazen yaşından büyük olur.
Belki de Zeynep'in sırrı buydu.
Ehl-i Beyt Kapısının Hizmetkârı: Aytekin Hoca
Aytekin Hoca ise kendini Ehl-i Beyt kapısının hizmetkârlığına adamış gibiydi.
Yolculuk boyunca ikramları dağıttı.
Kimin ihtiyacı var, kim bir şey ister, kim aç kalmıştır; gözü hep bunlardaydı.
Hizmet eden insanın güzelliği başka oluyor.
Çünkü hizmet, insanın kendisini geri çekip başkasını öne koymasıdır.
Aytekin Hoca'nın hâlinde de böyle bir teslimiyet vardı.
Maya teyzemiz, yolculuk serüvenimizde Kars ketesi ikramı ve sohbet etme isteğiyle aramıza katıldı. Rahmetli eşini, onunla geçirdiği mutlu yılları ve güzel hatıralarını anlattı. Anlattıkça, eşine duyduğu sevgi ve özlem hepimize yansıdı.
Ziyaret yerlerine yürümekte fiziksel olarak zorlanmasına rağmen sohbetimize eşlik etmek ve bizimle güzel vakit geçirmek için sonuna kadar çaba sarf etti. Samimiyeti, ikramı ve içten sohbetiyle yolculuğumuzda unutulmayacak güzel bir iz bıraktı.
Nevin Ablamız
Kafilede bulduğu herkesle konuşan, sohbet eden, tanışan ve her zamanki gibi yedi ceddini soran Nevin ablamız...
Onun olduğu yerde sessizlik uzun sürmezdi.
Bir insanın nereden geldiğini, kim olduğunu, ailesini, geçmişini merak etmek; aslında insanı insana bağlayan güzel bir meraktır.
Nevin ablamız da kafilede nice sohbetlerin kapısını araladı.Mobil sosyal iletişim ağıydı.
Kafilenin Muhafızı:
Türkmen Ali Bey
Kendini kafilenin muhafızı ilan etmiş gibiydi.
Gözleri etrafta, dikkati sürekli insanlardaydı.
Nihayet kafileden bağımsız, süre sınırlamasına tâbi olmadan İmam Ali’nin türbesine gider ayak ulaşmak için tek başıma yola koyuldum. Çarşının kalabalığına karışmış ilerliyorken arkadan duyduğum sesle irkildim.
“Abla! Nereye!”
Adımlarımı yavaşlatıp dönmeden önce içimde kısa bir tereddüt oluştu. Bu kalabalıkta bana seslenen kim olabilirdi? Döndüğümde,muhafız Ali vardı.
“Türbeye mi gidiyorsunuz?”
Şaşırdım.
“Evet.”
“Yalnız mı?”
“Evet, yalnızım.”
Başını hafifçe salladı. Sonra çarşının ilerisine, kalabalığın arasında kaybolan dar sokağı işaret etti.
“Bu taraftan giderseniz daha kısa.
“Bugün orası çok kalabalık. Kaybolabilirsiniz.”
Merak etmeyin kaybolmam deyip yürümeye başladım.
İnsan bazen kalabalıkta kaybolduğunu düşünür.
Ama Türkmen Ali Bey gibi biri varsa, çok da emin olmayın…
Sizi bir yerlerden mutlaka bulur.
Sorumluluk duygusu yüksek, çevresine karşı dikkatli bir yol arkadaşıydı.
Ak Sakallı Pîr-i Fânî
Ve Ayetullah Yakubî...
Onu görünce insanın aklına masallardan çıkıp gelen pîr-i fânîler geliyordu.
Ak sakalı, vakur duruşu ve yılların yüzüne bıraktığı izlerle sanki başka bir zamandan çıkıp Erbain kervanına katılmış gibiydi.
Bazı insanlar konuşmadan da geçmişi anlatırlar.
Onların yüzünde yılların hikâyesi okunur.
Ayetullah Yakubî de öyleydi.
Belgin hanım
Kafilemizde yol boyunca “Belgin, Belgin” sesini sık sık duyduk. Eşi, her fırsatta ona sesleniyordu. Belgin Hanım ise sessiz sedasız, sakin ve ölçülü tavrıyla var oldu.
Tez canlı ve konuşmayı seven eşini, halim selim ve dingin haliyle güzel bir şekilde dengeliyordu. Onların bu farklı ama birbirini tamamlayan halleri, yolculuğumuzun hoş ve tebessüm ettiren hatıraları arasında yerini aldı.
Kafilede ayrıca bir Master Chef ekibi de vardı. Onlar da yemekler için sofrayı kuruyor, yemek düzenini hazırlıyor ve yemek bittikten sonra sofrayı kaldırıp her şeyi toparlıyorlardı.
Yolun Sessiz Kahramanları
İstanbul'dan yola başlayıp onlarca şehir aşan şoförlerimiz...
Onlar da bu yolculuğun sessiz kahramanlarıydı.
Saatlerce direksiyon başında kaldılar.
Biz uyuduk, onlar yolu gördü.
Biz dinlendik, onlar sabırla sürdü.
Bazen yanı başımızda oldukları hâlde seslerini bile duymadık.
Belki de bazı hizmetlerin güzelliği, fark edilmeden yapılmasındadır.
Gençlerden yeğenim Ahmet Rıza...
Ağırbaşlılığı ve samimi duruşuyla dikkat çekiyordu.
Gençliğin gürültüsüne kapılmadan, kendine has bir sükûnet taşıyordu.
Bazen bir gencin olgunluğu, uzun konuşmalarından değil; susacağı yeri bilmesinden anlaşılır.
Ahmet Rıza'da da böyle bir hâl vardı.
Semra ve Küçük Cimcime
Kafilemizin en güler yüzlü ve hoşgörülü hanımı Semra...
Nereye gitsek yüzünde bir tebessüm.
Ve ona kedi yavrusu gibi yapışan sevimli cimcime kızı...
Anne-kızın hâli kafilenin ağır havasına çocukça bir neşe katıyordu.
Bazen insanın ruhunu büyük sözler değil, küçücük bir çocuğun gülüşü dinlendirir.
Onlar da yolculuğun neşesiydi.
Muhammet ve Abbas
Türkmen kardeşlerimiz Muhammet ve Abbas...
Her daim hizmete hazırdılar.
Bir iş olduğunda beklemeden koşan, ihtiyaç olduğunda elini uzatan insanlardandı.
Erbain'in ruhunda hizmet vardır.
Kervanlar yürürken herkes bir şey taşır: Kimi yükünü, kimi suyunu, kimi duasını, kimi de başka birinin yükünü...
Muhammet ve Abbas da kendi paylarına düşeni taşıdılar.
İbrahim Amca
Kafilenin en yaşlı ama belki de en genç ruhlusu...
Köylüm İbrahim amca.
Yolculuk boyunca beyaz pantolonuyla dolaşması bile hafızamda kalan ayrı bir ayrıntıydı.
Yaş, insanın bedeninde ilerliyor ama ruhunda aynı hızla ilerlemiyor.
İbrahim amca yaşının ağırlığını değil, ruhunun gençliğini taşıyordu.
Ehet Hoca
Kafilemizin muhterem hocası Ehet Hoca...
Halim selim yüzünde huzur ve sükûnet vardı.
Gittiğimiz yerleri sabırla anlattı.
Ne acele etti ne de usandı.
Bazen bir rehber yalnızca yolu göstermez.
Bazen gördüğümüz yerlerin anlamını da gösterir.
Ehet Hoca'nın rehberliği böyleydi.
Mekânları anlattı ama aslında bize hatırlamamız gerekenleri de hatırlattı.
İç dünyası yüzüne ve sesine yansımış meddahımız da onlardan biriydi.
Sesinde başka bir dünyanın yankısı vardı.
Anlattıkları yalnızca kulakta kalmıyor, insanın içine işliyordu.
Ruhlara nüfuz eden, sözleriyle gönüllere dokunan bir insandı.
İsmini Bilemediğim İnsanlar
Bir de isimlerini öğrenemediğim ziyaretçiler vardı.
Onlar da bu kervanın sessiz yolcularıydı.
Belki isimlerini hiç bilmeyeceğim.
Belki yüzlerini zamanla unutacağım.
Ama bazı insanların adı hafızadan silinse de hâli silinmiyor.
Onları belki bir daha görmeyeceğim.
Ama bazı karşılaşmaların hatırası, karşılaşmanın kendisinden daha uzun sürüyor.
Kervan Dağıldı, Hatıralar Kaldı
Şimdi düşünüyorum da...
Bu yolculukta herkes kendi nasibini taşıyordu.
Kimi hizmet etti.
Kimi sohbet etti.
Kimi sustu.
Kimi güldü.
Kimi anlattı.
Kimi dinledi.
Kimi çocukluğu ile, kimi olgunluğu ile, kimi yaşlılığı ile, kimi gençliği ile bu kervana ayrı bir renk kattı.
Aynı otobüste, aynı yollarda, aynı mukaddes beldelere doğru yürüdük.
Belki birbirimizi daha önce hiç tanımıyorduk.
Ama yolculuk insanları birbirine yaklaştırdı.
Çünkü bazı yollar mesafeleri değil, kalpleri kısaltır.
Erbain kervanı dağıldı.
Herkes kendi evine, kendi şehrine, kendi hayatına döndü.
Fakat insan bazı yolculuklardan döndüğünde eski insan olarak dönmüyor.
Çünkü yol boyunca gördükleri, duydukları ve tanıdığı insanlar gönlünde yeni bir yer açıyor.
Şimdi geriye baktığımda Kerbelâ'nın yolları kadar, o yollarda yürüyen yüzler geliyor gözümün önüne.
Bir tebessüm...
Bir selam...
Bir ikram...
Bir mersiye...
Bir sohbet...
Bir sessizlik...
Bir çocuğun neşesi...
Bir ihtiyarın vakarı...
Bir hocanın sabrı...
Bir kardeşin hizmeti...
Bir şoförün sessiz emeği...
Ve hepsinin üzerinde, aynı istikamete doğru yürüyen bir kervan...
Belki Erbain'in en büyük hediyesi buydu.
İnsanların birbirine emanet edildiğini görmek.
Yolun bizi aynı yere götürmesinden daha güzeli,
aynı duyguda buluşturmasıydı.
Ve şimdi içimde bir cümle dolaşıyor:
“Kervan geçti, yollar geride kaldı; ama gönülde kalanlar hâlâ yürüyor.”
Biz Kerbelâ'ya doğru yürüdük.
Fakat belki de o yolculukta birbirimizin gönlüne de küçük birer iz bıraktık.
Erbain'in sırrı biraz da burada değil mi?
Aynı yola düşen insanların, bir süreliğine aynı duada buluşması…
Aynı kıbleye dönmesi…
Aynı acının etrafında birleşmesi…
Ve sonunda birbirinin hikâyesine dönüşmesi…
Şimdi bu kafileyi düşündüğümde gözümün önünden uzun bir yol geçiyor.
O yolun üzerinde ise insanlar var.
Hepsi aynı yolun hatırası.
Belki yıllar sonra isimlerin bazılarını, ayrıntıların çoğunu unutacağız.
Ama eminim ki bir gün Erbain denildiğinde, hepimizin zihninde aynı şey canlanacak:
Uzun bir yol…
Tozlu yollar…
Kalabalıklar…
Ve o yolun üzerinde birbirine yoldaş olmuş güzel insanlar…
Çünkü Kerbelâ'ya giden bazı insanlar vardır;
yol biter, fakat hatıraları bitmez.
Allah bu yolculuğu kabul eylesin.
Bu kervanda emeği, hizmeti, duası ve muhabbeti olan herkesten razı olsun.
Bizleri Hz. Hüseyin'in yolundan, Ehlibeyt'in muhabbetinden ve Kerbelâ'nın çağrısından ayırmasın.
Ve bir gün yeniden…
Aynı niyetle, aynı sevdayla, aynı yola düşmeyi nasip etsin.
Selam olsun Kerbelâ'ya.
Av. Nahide ova