Hulefa-i Raşidin Camii Şerifi

Hulefa-i Raşidin Camii Şerifi İstanbul Bahçelievler Kocasinan Merkez Mahallesi Hulefa-i Raşidin Camii Şerifi

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Benî İsrail'de birbiri...
21/12/2024

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Benî İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkârdı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu.
Âbid olan diğerine günah işerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi. Öbürü:
"Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü:
"Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi.
Bunun üzerine Allah ikisininde ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabbülâlemînin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâlâ Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kâdir misin?" dedi. Günahkâra da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün!" emretti."
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) der ki: "(Adamcağız Allah'ın gadabına dokunan münâsebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, âhiretini de heba etti." [Ebu Dâvud, Edeb 51, (4901).]

AÇIKLAMA:

Bu hadis, amele güvenmemek gereğinde canlı bir örnek sunmaktadır. Yapılan hayırlı amellere rağmen nasıl bir sonla karşılaşacağını kimse bilemez. Keza şer üzere olan kimselere karşı da peşin hükümlü olmamak, onların da hayırlı bir sonla bahtiyarlar zümresinden olabileceğini nazar-ı dikkate almak gerekmektedir. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir Müslim hadisinde "Kendisinden başka ilah olmayan zata yemin olsun, biriniz cennet ehlinin amelini işler işler, cennetle arasında bir zira'lık bir mesafe kala, kader galebe çalar, ateş ehlinin amelini işleyiverir ve ateşe gider. Biriniz cehennem ehlininin amelini işler işler, cehennemle arasında bir zirâ mesafe kala kader galebe çalar ve cennet ehlinin amelini işler ve cennete girer."
Şu halde dinimizde amele güvenmemek, ölünceye kadar, Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinden ümid, gadabından da korku üzere olmak esastır. Âlimler, kesinlikle "cennetliğim" veya kesinlikle "cehennemliğim" demeyü büyük günahlardan addetmişlerdir. Bir başkası hakkında verilecek hüküm de böyle. Kimse hakkında kesinlikle "cennetliktir", "cehennemliktir" gibi kesin hüküm verilemez. Bu gayba âşinâlık iddası olur. Dinimizde kesinlikle cennetlik olduğu belirtilen belli sayıda insan vardır, onlara Aşere-i Mübeşşere (on müjdelenmişler) denir.
Şu halde sadedinde olduğumuz rivayet, bu islâmî prensibi tesbit ve takrir etmektedir.

23/11/2024
Ebû Hüreyre’den (ra) nakledilmiştir:   Bir gün Resûlullah (sav) ile bir davette idik. Kendisine bir koyunun kolu ikram e...
20/11/2024

Ebû Hüreyre’den (ra) nakledilmiştir:
Bir gün Resûlullah (sav) ile bir davette idik. Kendisine bir koyunun kolu ikram edildi. O, etin bu kısmını severdi. Ondan bir lokma kopardı, sonra:
–Ben kıyamet gününde insanların efendisiyim. Bunun sebebini bilir misiniz, diyerek şöyle buyurdu:
–Allah Teâlâ, (gelmiş-geçmiş) herkesi kıyamet gününde, düz ve geniş bir sahada toplayacaktır. Öyle ki onları gözeten biri hepsini görebilecek, onlara seslenen biri de sesini hepsine duyurabilecektir. Güneş de insanlara yaklaşacaktır. O kadar ki artık mahşer halkının hüzün ve sıkıntısı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bunun üzerine insanlar birbirlerine:
–İçinde bulunduğunuz şu (dayanılmaz) hâli görmüyor musunuz? Rabbinize karşı size aracılık (şefaat) yapacak birine bakmayacak mısınız, diyecekler. Bunun üzerine içlerinden bazısı bazısına:
–Bu babanız Âdem (as) olabilir, der ve bunun üzerine Âdem’e (as) gelerek:
–Ey Âdem, sen insanların babasısın, Allah seni eliyle yarattı, sana kendi ruhundan üfledi (hayat verdi). Meleklere emretti ve sana secde ettiler (saygı gösterdiler). Seni cennete yerleştirdi. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu (dayanılmaz) hâli görmüyor musun, diyecekler. Âdem de (as):
–Rabbim bugün daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da hiç öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. Çünkü bana (cennetteki) o ağacın meyvelerinden yemeyi yasaklamıştı ben ise (ondan yiyip Allah’a) asi olmuştum. Bundan dolayı ben kendimi düşünüyorum; kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın; Nuh’a (as) gidin, diyecektir. Onlar da Nuh Peygambere (sav) gidip:
–Ey Nuh, sen yeryüzündeki insanlara gönderilen Resûllerin ilkisin. Allah seni (Kur’an’da) “çok şükreden kul” diye nitelendirdi. İçinde bulunduğumuz (dayanılmaz) vaziyeti görmüyor musun? Bizim için Rabbine aracılık edemez misin, diyecekler. Nuh da (as):
–Rabbim bugün daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da hiç öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. Çünkü ben vaktiyle kavmimin helâkı için dua etmiştim. Bundan dolayı ben kendimi düşünüyorum; kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın, İbrahim’e (as) gidin. Onlar da Hz. İbrahim’e varıp:
–Ey İbrahim, sen Allah’ın Peygamberi (sav) ve yeryüzündeki halk içinde Allah’ın dostusun. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu (dayanılmaz) hâlimizi görmüyor musun, diyecekler. İbrahim de (as):
–Rabbim bugün daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. Çünkü ben vaktiyle üç yerde yalan söylemiştim.{Dipnot} Bu yüzden ben kendimi düşünüyorum; kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın, Musa’ya (as) gidin. Onlar da Musa’ya (as) varıp:
–Ey Musa, sen Allah’ın Resûlüsün. (sav) Allah, sana peygamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu hâlimizi görmüyor musun, diyecekler. Musa (as) da onlara:
–Rabbim bugün daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. Çünkü ben vaktiyle, emrolunmadığım hâlde bir adamı (kazara) öldürdüm. Bundan dolayı ben kendimi düşünüyorum; kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın, İsa’ya (as) gidin. Onlar da İsa’ya (as) varıp:
–Ey İsa, sen Allah’ın Resûlü (sav) ve O’nun Meryem’e verdiği sözüsün. Allah’ın üflemesiyle vücuda gelen bir ruhsun. Sen ki daha beşikte iken insanlarla konuştun. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu hâli görmüyor musun, diyecekler. Hz. İsa da onlara:
–Rabbim bugün daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi, dedi ve herhangi bir günah söylemedi. “Ben kendimi düşünüyorum; kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın, Muhammed’e gidin!” diyecek. Onlar da Muhammed’e gelirler: (Bir diğer rivayette “Bana gelirler.” ve:)
–Yâ Muhammed, sen Allah’ın Resûlü (sav) ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladı. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu hâli görmüyor musun, diyecekler.
Bunun üzerine ben de hemen Allah Teâlâ’nın Arşı altına varıp Rabbime secdeye kapanacağım. Secdede, Allah benden evvel hiçbir peygambere ilham etmediği en güzel hamdü senayı bana ilham buyuracak. Sonra Yüce Allah bana: “Yâ Muhammed, başını secdeden kaldır! İste, dilediğin verilecek; aracılık et, kabul edilecek!” buyuracaktır. Ben de secdeden başımı kaldırıp: “Ümmetim, ey Rabbim; ümmetim, ey Rabbim; (onları bağışla!)” diyeceğim. Yüce Allah bana: “Yâ Muhammed, ümmetinden hesap ve sorguya lüzumu olmayanları cennet kapılarından olan sağ kapıdan koy. Onlar, cennetin diğer kapılarından girişte de diğer insanlarla ortaktırlar.” buyuracaktır, dedi.
Sonra Resûl-i Ekrem (sav) (bu hadisin sonunda):
“Bu canı bu tende tutan Allah Teâlâ’ya yemin ederim ki, cennetin kapılarındaki iki kanadın arası Mekke ile Hecer (Bahreyn), yahut Mekke ile (Suriye’deki) Busra arası kadar geniştir.” buyurdu.

(B3340, B3361 Buhârî, Enbiyâ, 3, 9, B4712 Buhârî, Tefsîr, (Benî İsraîl) 5; M480-M481 Müslim, Îmân, 327, 328)

Nevvâs b. Sem’ân’ın (ra) şöyle dediği rivayet olunmuştur:   Bir sabah Resûlullah (sav) sesini kâh alçaltıp, kâh yükselte...
18/11/2024

Nevvâs b. Sem’ân’ın (ra) şöyle dediği rivayet olunmuştur:
Bir sabah Resûlullah (sav) sesini kâh alçaltıp, kâh yükselterek (yahut Deccal’i aşağılayarak ve tehlikesinin büyüklüğüne dikkat çekerek) Deccal’den söz etti. Hatta biz Deccal’in Medine hurmalıklarına gelip dayandığını zannettik. Daha sonra Peygamber’in (sav) yanına geldiğimizde o, endişeye kapıldığımızı anladı ve:
–Hayırdır, bu ne hâl, dedi. Biz de:
–Ey Allah’ın Resûlü (sav), sabahleyin sesinizi kâh alçaltıp, kâh yükselterek (yahut Deccal’i aşağılayarak ve tehlikesinin büyüklüğüne dikat çekerek) Deccal’den söz ettiniz. Hatta biz Deccal’in Medine hurmalıklarına gelip dayandığını zannettik, dedik. Bunun üzerine:
–Sizin için asıl endişem, Deccal’in dışındaki başka şeylerdir. Şayet ben aranızda iken Deccal ortaya çıkarsa tek başıma ben ona karşı çıkarım. Eğer ben aranızda yokken çıkarsa artık herkes kendisini ona karşı savunsun. Ama benden sonra her Müslümanı (bu konuda) Allah Teâlâ’ya emanet ediyorum. Deccal, kıvırcık saçlı, gözü dışarı fırlayıp pörtlemiş bir gençtir. Ben onu sanki Katan oğlu Abduluzzâ’ya benzetiyorum. Her kim Deccal’e yetişirse, ona karşı Kehf sûresinin başındaki âyetleri okusun. Deccal, Şam (Filistin, Ürdün, Suriye Bölgesi) ve Irak arasındaki bir bölgeden çıkar, askeri birliklerini sağa ve sola gönderir. Ey Allah’ın kulları, (o zaman sakın) sarsılmayın, buyurdu.
–Ey Allah’ın Resûlü (sav), Deccal yeryüzünde ne kadar kalacaktır, dedik.
–Kırk gün kalacak. Bir günü bir sene, bir günü bir ay, bir günü de bir hafta kadar (sıkıntılı geçecek). Diğer günleri de sizin günleriniz gibi olacaktır, buyurdu. Bunun üzerine biz de:
–Ey Allah’ın Resûlü (sav), bir sene hükmünde olan o günde, bir günün namazı bize yeter mi, diye sorduk. Resûlullah (sav):
–Hayır, siz ona göre takdir edin, buyurdu.
–Yâ Resûlallah (sav), Deccal’in yeryüzündeki hızı ne kadardır, dedik. Resûlullah (sav):
–(Şiddetli) rüzgârın önünde sürüklediği bulut kadar hızlıdır. Bir toplumun yanından geçer, onları kendisine davet eder, onlar da ona inanırlar. O da bulutlara emreder, yağmur yağar; yere emreder ve otlar, çayırlar biter. Hayvanlar da otlaktan hayli besili ve sütlü olarak dönerler. (Bolluk olur, refah seviyesi artar.) Sonra Deccal başka bir topluma gelir, onları da kendisine inanmaya davet eder. Fakat onlar, bu daveti reddederler. Deccal onların yanından döner. (Bu defa) o toplumdan yağmur kesilir, otlar kurur. Mal namına ellerinde hiçbir şey kalmaz. Deccal harap olmuş bu yere gelir, oraya: “Definelerini çıkar” diye emredince, bal arılarının beylerini takip ettikleri gibi, defineler süratle Deccal’in peşinden gider. Sonra Deccal, yağız genç bir adamı kendisine inanmaya davet eder. (Kabul etmeyince öfkelenerek) hedefe atılmış ok hızında bir kılıç darbesiyle delikanlının vücudunu iki parçaya ayırır. (Onu tekrar hayata kavuşturup) yine kendisine inanmaya davet eder. Delikanlı güleç bir çehre ile yüzünü sıvazlayarak gelir. Tam o sıra Allah Teâlâ, Meryem oğlu Mesih’i gönderir. İsa (as) boyanmış iki elbiseye bürünmüş hâlde, ellerini iki meleğin kanatları üzerine koyarak Dimaşk’ın doğusundaki beyaz minareye iner. Başını eğince terler, kaldırdığında ise saçından inci taneleri gibi damlalar dökülür. Onun soluğunu koklayan kâfir ölür. Onun nefesi, gözün alabildiği yere kadar uzanır. İsa (as), Deccal’i aramaya koyulur.
Nihayet ona ‘Bâb-ı Lüdd’da (Beyt-i Makdis’e/Kudüs’e yakın bir beldede) yetişir ve onu öldürür. Sonra Hz. İsa, Deccal’in şerrinden Allah’ın koruduğu bir topluluğun yanına gelir. İsa (as) onların yüzlerini sıvazlar ve onlara cennetteki derecelerini haber verir. Bu sırada Allah Teâlâ, Hz. İsa’ya şöyle vahyeder: “Ben, kimsenin öldüremeyeceği kullar yarattım. Sen o kullarımı Tur Dağı’nda koru!” buyurur. Sonra Allah, Ye’cûc ve Me’cûc (denilen iki büyük millet)i gönderir. Bunlar, yüksek yerlerden akın ederler. İlk topluluk Taberiyye Gölü’ne uğrayıp oradaki suları tamamen içer, son topluluk da oradan geçer ve “Vaktiyle burada çok su varmış.” derler. Sonra İsa (as) ve ashâbı (Tur Dağı’nda) mahsur kalır. Kuşatma o kadar çetin geçer ki, bir öküz kellesi onlardan her biri için bugünkü paranızla yüz altından daha değerli olur. Bunun üzerine Allah’ın elçisi İsa (as) ve ashâbı, (onların belasından kurtulmak için) Allah’a yalvarırlar, (Allah onların dualarını kabul edip) Ye’cûc ve Me’cûc’un enselerine kurtçukları musallat eder. Sabahleyin tek bir kişinin ölümü gibi onların hepsi de bir anda helâk olur. Sonra İsa (as) ve ashâbı (Tur Dağı’ndan) aşağı iner. Yeryüzünde onların kokmuş leşlerinin olmadığı bir karış yer bulamazlar. Yine İsa (as) ve ashâbı Allah’a yalvarırlar da Cenab-ı Hak, deve gibi iri kuşlar gönderir. Bunlar, leşleri alıp Allah’ın istediği yere atarlar. Sonra Cenab-ı Hak, o kadar çok yağmur yağdırır ki hiçbir ev ve çadır bu yağmurdan korunamaz. O yağmur bütün yeryüzünü yıkar ve ayna gibi tertemiz, yemyeşil bir hâle getirir. Sonra yeryüzüne: “Meyvelerini bitir, evvelki gibi bereketini ver!” diye emrolunur. İşte o gün bir grup insan tek bir nar yiyerek doyar, onun kabuğu ile de gölgelenirler.
Otlağa gönderilen deve, sığır, koyun ve keçilerin de sütleri bereketli olur. Öyle ki sağmal bir devenin sütü, kalabalık bir cemaati; bir sığırın sütü, bir kabileyi; bir koyunun sütü de büyük bir aileyi doyurur. İşte bunlar böylece bolluk içinde rahat bir hayat geçirirken Yüce Allah hoş bir rüzgâr gönderir. (Bu rüzgâr) kollarından tutup, mümin ve Müslüman herkesin canını alır. Geriye en şerli insanlar kalır. Birbirleriyle halkın huzurunda alenen merkepler gibi çatışırlar/çiftleşirler. İşte kıyamet onlar üzerine kopar.

(M7373 Müslim, Fiten, 110)

Semure b. Cündüb’ün (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir. Resûlullah (sav) âdeti olduğu üzere çok defa ashâbına:    –İçi...
13/11/2024

Semure b. Cündüb’ün (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir. Resûlullah (sav) âdeti olduğu üzere çok defa ashâbına:
–İçinizden rüya gören var mı, diye sorar ve gören varsa, onun rüyasını Allah’ın dilediği şekilde tabir ederdi. Resûl-i Ekrem (sav) bir sabah bize şöyle buyurdu:
–Dün gece rüyamda yanıma iki kişi geldi ve bana:
–Haydi yürü, dediler, ben de onlarla yürüdüm.
Derken arkasına yaslanmış bir adamın yanına geldik. Onun başında iri bir taş taşıyan biri duruyor ve o taşı, arkasına yaslanan adamın kafasına indirip başını yarıyordu. Taş da yuvarlanıp gidiyordu. O geri dönünceye kadar da adamın parçalanan başı iyileşiyor, eski hâline geliyordu. Adam (bu şekilde) ilk yaptığı hareketi tekrarlayıp duruyordu. Ben yanımdakilere:
–Sübhânallâh, bu nedir, diye sordum.
–Sen devam et, devam et, dediler; devam ettik.
Derken sırt üstü yatan bir adamın yanına geldik. Baş ucundaki bir adam demirden çatal bir kanca ile ayakta duruyor ve yatan adamın yüzünün bir tarafına gelip kancasıyla ağzının, burnunun ve gözünün bir kısmını ta kafasına kadar yarıyor, sonra yüzünün öbür tarafına dönüp orasını da bu şekilde parçalıyordu. Bu arada, bir tarafını parçalayıncaya kadar daha önce parçalanan taraf iyileşip eski hâlini alıyor, sonra dönüp ilk yaptığı hareketi tekrarlayıp duruyordu. Ben:
–Sübhânallâh, bunlar nedir, dedim. Yanımdakiler:
–Devam et, devam et, dediler; devam ettik.
Fırına benzer bir yere vardık. Sözler, gürültüler birbirine karışıyordu. İçeride bir sürü çıplak erkekle kadın bulunduğunu öğrendik. Altlarından alevler geldikçe yürekleri parçalayan feryatlar, çığlıklar koparıyorlardı.
–Bunlara ne oluyor, diye sordum.
–Sen devam et, devam et, dediler; devam ettik.
Nihayet bir nehre vardık ki suları kan rengi gibiydi. Nehrin içinde bir adam yüzüyor, kıyısında da yanına birçok taş toplamış bir kimse duruyordu. Nehirde yüzen adam, bir hayli dönüp dolaştıktan sonra, adama yaklaşıyor ve ağzını açıyordu. Kıyıda duran adam ağzının içine bir taş atıyor, o da geri dönerek yüzmeye devam ediyor, sonra yine nehrin kenarına dönüyor, oradan atılan taşı yutarak gidiyordu. Ben yol arkadaşlarıma:
–Bu nedir, diye sordum.
–Sen devam et, devam et, dediler; devam ettik.
Görüntüsü gayet çirkin bir adamla karşılaştık, durmadan ateş yakıyor ve etrafında dönüp dolaşıyordu.
–Bu nedir, diye sordum.
–Sen devam et, devam et, dediler; devam ettik.
İçinde her çeşit bahar çiçekleri bulunan geniş bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında uzun boylu bir adam vardı. Göğe uzanan başını neredeyse göremeyecektim. Etrafında küme küme çocuklar bulunuyordu. Hayatımda bu kadar çok çocuk görmemiştim.
–Bu uzun boylu adam ve etrafındaki çocuklar kim, dedim.
–Devam et, devam et, dediler.
Gitgide büyük bir ormana vardık ki bu kadar güzel ve geniş bir orman görmemiştim. Adamlar, buraya girmemi söylediler. Birlikte buraya girdik ve ilerledik. Altın ve gümüş tuğlalardan kurulmuş bir şehre vardık. Şehrin kapısını bularak kapının açılmasını istedik. Kapı açıldı, biz de içeriye girdik. Bizi karşılayan adamların vücutlarının yarısı, gördüklerimin en güzeline, yarısı da gördüklerimin en çirkinine benziyordu. Yanımdaki iki adam bunlara: “Gidin ve şuradaki nehre girin!” dediler. Baktım ki suları enine akan bir nehir var ve suyu süt gibi beyaz. Hepsi bu nehre girip çıktılar, sonra bize dönüp geldiler. Yüzlerinin yarısını kaplayan çirkinlik tamamıyla yok olmuş ve hepsi de son derece güzelleşmişlerdi.
Resûl-i Ekrem (sav), sözlerine şöyle devam ediyor:
–Yanımdaki iki adam bana:
–Burası Adn cennetidir ve senin konağın da buradadır, dediler.
Gözlerimi kaldırarak baktım, beyaz buluta benzeyen bir köşk gördüm. Onu göstererek:
–İşte burası senin konağın, dediler. Ben bunlara:
–Allah sizden razı olsun; öyle ise beni bırakın da buraya gireyim, dedim.
–Şimdi değil, fakat buraya ileride gireceksin, dediler. Bunun üzerine ben:
–Bu gece birçok acayip şey gördüm, bunlar ne idi, diye sordum. Onlar da:
–Anlatalım, dediler: Taşla kafası ezilen adam, Kur’an’ı öğrendiği hâlde onu terk eden ve uykuyu farz namaza tercih eden kimsedir. Şakakları, gözleri ve burnu demirle yarılan adam, sabah evinden çıkıp her tarafa ulaşacak yalanlar uyduran kimsedir. Fırın içindeki çıplak kadınlarla erkekler, zina eden kimselerdir. Nehirde yüzen ve taş yutan adam, faiz yiyen (tefecilik eden) adamdır. Ateş tutuşturan ve onun çevresinde dönen çirkin görünüşlü adam, cehennemin bekçisi Mâlik’tir. Bahçedeki uzun boylu adam ise İbrahim’dir (as). Etrafındaki çocuklar da fıtrat üzere ölen yavrulardır. Berkânî’nin bir rivayetinde “Fıtrat üzere doğan yavrulardır.” denilmiştir.
Müslümanlardan bazıları:
–Ey Allah’ın Resûlü (sav), müşriklerin çocukları da bunlara dahil midir, diye sordular. Resûlullah (sav):
–Müşriklerin çocukları da onlara katılacaktır, cevabını verdi. Vücutlarının yarısı güzel ve diğer yarısı çirkin olan kimseler de, güzel ve hayırlı işlere fena işler karıştırdıkları hâlde (yaptıkları hayırlı işler hürmetine), kötülükleri Allah tarafından bağışlananlardır, dediler.

(B7047 Buhâri, Ta’bîr, 48)

‮وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ ‬‮اللّٰهِ ‬‮صَلَّى ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ:...
21/10/2024

‮وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ ‬‮اللّٰهِ ‬‮صَلَّى ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «اَلْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ، وَلاَ يُسْلِمُهُ، مَنْ كَانَ ف۪ي حَاجَةِ أَخ۪يهِ كَانَ ‬‮اللّٰهُ ‬‮ف۪ي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ ‬‮اللّٰهُ ‬‮يَوْمَ الْقِيَامَةِ» مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ.‬

İbn Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Müslüman, Müslümanın (din) kardeşidir. Müslüman, kardeşine zulmetmez ve onu haksızlık edenin eline bırakmaz. Her kim, Müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını giderirse, Allah da ona yardım eder. Her kim, Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Allah buna karşılık onun kıyametteki sıkıntılarından birini giderir. Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.”

(B2442 Buhârî, Mezâlim, 3; M6578 Müslim, Birr, 58)

Resûlullah’ın (sav) kâtiplerinden birisi olan Kâtip Ebû Rib’î Hanzala b. Rebî’ el-Üseyyidî’den (ra) rivayet edildiğine g...
20/10/2024

Resûlullah’ın (sav) kâtiplerinden birisi olan Kâtip Ebû Rib’î Hanzala b. Rebî’ el-Üseyyidî’den (ra) rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir:

Bir gün Ebû Bekir (ra) bana rastladı ve:
–Hanzala, nasılsın, dedi.
–Hanzala münafık oldu, dedim.
–Sübhânâllah, sen ne diyorsun, dedi.
–Resûlullah’ın (sav) huzurunda bulunuyoruz, bize cennet ve cehennemi hatırlatıyor, sanki onları gözlerimizle görüyor gibi oluyoruz. Allah Resûlü’nün (sav) huzurundan çıkıp da çoluk çocuğumuza ve işimizin başına dönünce (bu öğütlerin) çoğunu unutuyoruz, dedim.

Ebû Bekir (ra):
–Vallahi biz de aynı hâldeyiz, dedi. Sonra Ebû Bekir’le beraber yürüdük, Peygamber’in (sav) huzuruna girdik.

–Yâ Resûlallah (sav), Hanzala münafık oldu, dedim.

Peygamber (sav):
–O nasıl söz, buyurdu.

–Yâ Resûlallah (sav), senin yanında bulunuyoruz, bize cennet ve cehennemi hatırlatıyorsun, onları gözümüzle görür gibi oluyoruz. Senin yanından çıkıp da çoluk çocuğumuza ve işimizin başına dönünce çoğunu unutuyoruz, dedim.

Bunun üzerine Resûlullah (sav) şöyle dedi:
–Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki yanımda bulunduğunuz hâl üzere kalıp, zikre devam edebilseydiniz, hem yataklarınızda hem de yollarınızda melekler sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ey Hanzala! (İnsan bu) Bazen öyle, bazen böyle! (Bir müddet ibadetle, bir müddet de işlerinizle uğraşmanız yeterlidir), diye üç defa tekrarladı.

(M6966 Müslim, Tevbe, 12)

Ebû Hüreyre (ra), Peygamber’den (sav) şöyle dediğini işittiğini nakletmiştir:   İsrailoğullarında biri alacalı, diğeri k...
20/10/2024

Ebû Hüreyre (ra), Peygamber’den (sav) şöyle dediğini işittiğini nakletmiştir:

İsrailoğullarında biri alacalı, diğeri kel ve öbürü kör olan üç kişi vardır. Allah Teâlâ, bu insanları sınamak ister. Onlara bir melek gönderir. Melek, alacalıya gelir, “En çok ne istersin?” diye sorar. Alacalı “Güzel bir renk ve güzel bir cilt, beni insanlara iğrenç gösteren şeyin giderilmesini isterim.” der. Melek hemen onu sıvazlar, iğrenç hâl kendisinden gider ve rengi güzelleşir. Melek ona, “En sevdiğin mal nedir?” diye sorar. Alacalı adam, “Deve yahut inek” cevabını verir. (Bunun hangisini söylediği hakkında ravinin şüphesi vardır.) Ona on aylık bir gebe dişi deve verilir ve melek, “Allah, bunları senin için bereketli kılsın.” der.

Sonra kel olan adamın yanına gider ve “En çok ne istersin?” diye sorar. O da “Güzel bir saçım olmasını ve insanları iğrendiren bu hâlin benden giderilmesini isterim” der. Melek hemen onu da sıvazlar, iğrenç görüntü gider ve güzel saçları çıkar. Sonra melek ona, “En sevdiğin mal nedir?” diye sorar. “İnek” der. Ona gebe bir inek verilir. Melek, “Allah, bunu senin için bereketli kılsın.” der.

Sonra kör olan kişinin yanına gelir ve “En çok ne istersin?” diye sorar. Kör, “Cenâb-ı Hakk’ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görebilmeyi.” der. Bunun üzerine melek onun da gözlerini sıvazlar, Allah Teâlâ yeniden görmesini sağlar. Melek, “En sevdiğin mal nedir?” der. (Adam,) “Koyun.” der. Bunun üzerine kendisine gebe bir koyun verilir.

Hayvanlardan deve ile inek yavrular, koyun kuzular. Bu üç kimseden her birinin bir vadiyi dolduracak kadar develeri, inekleri ve koyunları olur.

Melek alacalının önceki hâline bürünerek tekrar yanına gelir ve “Fakir bir adamım, yola devam etme imkânım kalmadı, bugün ulaşmak istediğim yere, önce Allah’ın sonra senin yardımın sayesinde varabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren zâtın hakkı için senden bana bir deve vermeni istiyorum; ta ki onunla yolculuğumu tamamlayabileyim.” der. (Daha önce alaca hastalığına yakalanan) adam, “Verilmesi lazım gelen haklar çoktur!” karşılığını verir. Bunun üzerine melek, “Ben seni tanır gibi oluyorum, sen alacalı biriydin, insanlar senden iğrenirlerdi, fakirdin, Allah sana mal verdi, öyle değil mi?” der. Alacalı adam, “Bu mal bana dededen, babadan miras olarak intikal etti.” der. Melek, “Eğer yalan söylüyorsan Allah seni önceki hâline döndürsün” der.

Melek daha sonra kelin kılığına girerek onun yanına gelir, ona da ötekine söylediği gibi söyler. Adam ala tenli gibi cevap verir. Melek buna da “Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni evvelki hâline çevirsin.” der.

Sonra körün kılık ve kıyafetine girerek onun yanına gelir ve “Yolcu ve fakir bir adamım, yola devam etme imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın, sonra senin yardımın sayesinde gideceğim yere varabileceğim. Sana tekrar görmeyi bahşeden Allah hakkı için senden bir koyun istiyorum; ta ki onunla yolculuğumu devam ettirebileyim.” der. Bunun üzerine daha evvel kör olan kişi, “Ben kördüm, Allah görmemi sağladı. İstediğini al, istediklerini bırak. Allah’a yemin ederim ki Allah için hiçbir şeyi senden esirgemeyeceğim.” der. Melek, “Malın senin olsun, bu sizin için bir imtihandı. Allah, senden razı oldu ve arkadaşlarına gazap etti.” der.

(M7431 Müslim, Zühd, 10; B3464 Buhârî, Enbiyâ, 51)

‮وَعَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ ‬‮اللّٰهِ ‬‮صَلَّى ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَلَيْهِ وَسَلَّم...
18/10/2024

‮وَعَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ ‬‮اللّٰهِ ‬‮صَلَّى ‬‮اللّٰهُ ‬‮عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «صَلاَةُ الرَّجُلِ فِي جَمَاعَةٍ تَز۪يدُ عَلَى صَلاَتِه۪ فِي سُوقِه۪ وَبَيْتِه۪ بِضْعاً وَعِشْر۪ينَ دَرَجَةً، وَذٰلِكَ أَنَّ أَحَدَهُمْ إِذَا تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ أَتَى الْمَسْجِدَ لاَ يُر۪يدُ إِلاَّ الصَّلاَةَ، لاَ يَنْهَزُهُ إِلاَّ الصَّلاَةُ، لَمْ يَخْطُ خُطْوَةً إِلاَّ رُفِعَ لَهُ بِهَا دَرَجَةٌ، وَحُطَّ عَنْهُ بِهَا خَط۪يئَةٌ حَتّٰى يَدْخُلَ الْمَسْجِدَ، فَإِذَا دَخَلَ الْمَسْجِدَ كَانَ فِي الصَّلاَةِ مَا كَانَتِ الصَّلاَةُ هِيَ الَّت۪ي تَحْبِسُهُ، وَالْمَلاَئِكَةُ يُصَلُّونَ عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ فِي مَجْلِسِهِ الَّذ۪ي صَلَّى ف۪يهِ، يَقُولُونَ: اَللّٰهُمَّ ارْحَمْهُ، اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لَهُ، اَللّٰهُمَّ تُبْ عَلَيْهِ، مَالَمْ يُؤْذِ ف۪يهِ، مَا لَمْ يُحْدِثْ ف۪يهِ» مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ.‬

Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Kişinin (camide) cemaatle kıldığı namaz, evinde veya dükkanında kıldığı namazdan yirmi küsur kat üstündür. Şayet bir kimse güzelce abdest alır, sırf namaz kılmak maksadıyla camiye gelirse, camiye girinceye kadar attığı her adımla onun derecesi yükselir ve günahı bağışlanır. Camiye girince de namaz için oturduğu müddetçe sanki namazdaymış gibi sayılır. Namazı kıldığı yerde kaldıkça kimseye sıkıntı vermediği ve abdesti bozulmadığı (yahut günah işlemediği) takdirde, melekler onun için şöyle dua eder: “Allah’ım, sen bu kişiye rahmet et. Allah’ım, onu bağışla. Allah’ım, onun tövbesini kabul et.”
(M1506 Müslim, Mesâcid, 272; B477 Buhârî, Salât, 87)

15/10/2024

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vessalam buyurdular ki: "Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekabet etmeyin, hasedleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun.

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihanet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez.

Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müsiümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır.

Allah sizin suretlerinize ve kalıblarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır -eliyle göğsünü işaret etti- :

Sakın ha! Birinizin satışı üzerine satış yapmayın. Ey Allah'ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz.

Buhari, Nikah 45, Edeb 57, 58, Feraiz 2; Müslim, Birr 28-34, (2563 - 2564); Ebu Davud, Edeb 40, 56, (4882, 4917); Tirmizi, Birr 18, (1928).

13/10/2024

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalatu vesselam'ın yanına girmek üzere izin istedi. Bu sırada Aleyhissalatu vesselam yatağı üzerinde yatmakta idi. Üzerinde benim bürgüm vardı. Resûlullah halini bozmadan izin verdi. (Konuştular), meselelerini hallettiler. Hz. Ebu Bekr gitti. Bir müddet sonra Hz. Ömer girmek için izin istedi. Resûlullah aleyhissalatu vesselam aynı halini hiç değiştirmeden ona da izin verdi. Ömer'in ihtiyacını da gördü. Sonra o da gitti.

Bir müddet sonra Osman izin istedi. Bu sefer Aleyhissalatu vesselam yatağında doğrulup oturdu. Üstünü başını düzeltti. Bana da: "Elbiseni üzerine topla!" emretti. Ve ona da girmesi için izin verdi. Onun da ihtiyacını gördü. Osman da gitti.

O gidince ben dayanamayıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Ebu Bekir ve Ömer gelince istifini bozmadığın halde Osman gelince kendine çekidüzen verdin. Sebebi nedir?" diye sordum. Dedi ki:

"Osman çok utangaç birisidir. Ben istifimi hiç bozmadan eski halimde iken içeri aldığım takdirde arzusunu açmadan gideceğinden korktum."

Bir rivayette: "Kendisinden meleklerin haya duydukları bir kimseden ben haya duymayayım mı?" demiştir.

Müslim, Fezailu's-Sahabe 36, (4201).

03/10/2024

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

"Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp, mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında:

"sizi bu kayadan, salih amellerinizi şefaatçi kılarak Allah'a yapacağınız dualar kurtarabilir!" dediler. Bunun üzerine birincisi şöyle dedi:

"Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirini yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hala uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını beklliyordum. Derken şafak söktü:

"Ey Allahım! Bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!"

Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi.

İkinci şahıs şöyle dedi:

"Ey Allahım! benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kam almak istedim. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüzyirmi dinar verdim; kabul etti. Arzuma nail olacağım sırada:

"Allah'ın mührünü, gayr-ı meşru olarak bozman sana haramdır!" dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terkettim.

Ey Allah'ım, eğer bunları senin rıza-yı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar."

Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı.

Üçüncü şahıs dedi ki:

"Ey Allahım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi (bir farak pirinçten ibaret olan) ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kar ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve:

"Ey Abdullah! bana olan borcunu öde!" dedi. Ben de:

"Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler senindir. Git bunları al götür!" dedim. Adam:

"Ey Abdullah, benimle alay etme!" dedi. Ben tekrar:

"Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!" diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü.

"Ey Allahım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!" dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler."

Buhari, Enbiya 50, Büyü' 98, İcare 12, Hars 13, Edeb 5; Müslim, Zikr 100, (2743); Ebu Davud, Büyû' 29, (3387).

Address

Istanbul
34188

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Hulefa-i Raşidin Camii Şerifi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share