21/01/2023
Vaktiyle milleti Sadıka’dan, Konya’lı ekmekçi Hayk Efendi’nin veresiye defterinde Müslüman ismine rastlanmazdı. Durumdan rahatsız olup kıskanan Ermeni tebaadan Nubar efendiye şöyle bir açıklama yapmıştı Hayk efendi;
“Bunlarda kul hakkı korkusu var. Haram yemezler, onun için kayda gerek yok!”
Bundan 314 yıl önce, İsveç kralını ve adamlarını Rusların elinden kurtarıp, 5 yıl 3 ay misafir ettiğimiz dedelerin torunları, son Osmanlı döneminde yukarıda bahsettiğim güven ve eminlik timsali dedelerin, bugün ki torunlarının kutsalını yakıyorlar.
Oysa ki Hayk Efendinin, aldıklarını veresiye defterine yazmayı zul gördüğü dedelerin biz torunları yıllara sair medeniyet ve çağdaşlık adına yozlaşa yozlaşa;
Eminlik vasfımızı yakmadık mı?
Merhamet vasfımızı yakmadık mı?
Paylaşma vasfımızı yakmadık mı?
Adalet vasfımızı yakmadık mı?
İnsanlık vasfımızı yakmadık mı?
Samimiyet vasfımızı yakmadık mı?
AHLAK vasfımızı yakmadık mı?
Eğer biz bu vasıflarımızı yakmasaydık, kim Kuranı Kerimi yakmaya cüret edebilirdi ki?
Eğer biz bu vasıflarımızı yakmasaydık, kim kardeşlik ve sevgi dini olan İslam’ı, terörist diye tarif etmeye cüret edebilirdi ki?
Sahi Kuranı Kerim’i İsveç’li bir çukur sürüngen mi yaktı?
Yoksa modernleşme, çağdaşlaşma akımına kapılıp, kutsalımızı da bu akımın engeli gören sığ ufuklu biz zamane Müslümanları mı?
İsveç’te yapılan, bizim yıllardan beri kendi içimizde yaptığımızın somut bir çıktısı olarak suratımıza çarpılması değil de nedir?
Şimdi mi? Ne güzel çılgınlar gibi susuyoruz, Cihanı yakmamız gerekirken!
Çünkü, suçumuzun farkındayız. Bu da bir avantaj, bir merhale belki…
Umulur ki o yakılan ateş, uyuyan, yozlaşan, değerlerini yitiren İslam toplumunun uyanış fitilini ateşlemiş olsun…
(Murat USLU)