14/12/2025
Bir gün Mevlana Hazretlerine soruyorlar; "Efendim Siz Şems-i Tebrizi Hz.leri gelmeden evvel kimsenin şüphesi olmayacağı dört dörtlük bir mü'mindin, müderristin, Sen zaten her şeyi biliyordun, din ve fen ilimlerinde zirveydin,
“Peki, Senin ibadetlerinde bir eksiklik mi vardı?”, dediler. Mevlâna Hz.leri:
“Hayır”, diye cevap verdi.
“Peki, Sen Şems Hazretlerinden ne öğrendin ki böyle perişansın, şu haline bak, tenin sararmış, belin bükülmüş, zayıflamışsın… Şems Sana ne öğretti?
İşte o zaman Mevlâna Hazretleri bir mürşidi kâmile tabi olmanın ehemmiyet ve faziletini ifade eden, mânâ ilimlerinin ve Tasavvuf’un özünü izah eden şu muhteşem açıklamayı yaptı:
— Evet, dediklerinizin hepsi doğru... Ama Ben Şems'e rastlamadan önce üşüdüğüm zaman ocağa birkaç odun atar ısınırdım. Artık ne kadar odun atsam da ısınamıyorum. Biliyorum ki ümmeti Muhammed’den üşüyenler var! Eskiden açken bir tas çorba içince doyardım. Ama şimdi ne kadar çorba içsem de doymuyorum. Biliyorum ki ümmeti Muhammed’den aç olanlar var. İşte Şems Bana bunu öğretti. Anladım ki Üstadım Şems’in Bana öğrettiği Fahri Kâinat Efendimizin ahlâkının tâ kendisidir.
Kim ki Rasulullah (sav) Efendimizin ahlakıyla ahlaklanmak isterse her ne olursa olsun bir mürşid-i kâmilin eteğine yapışması şarttır. Mevlana Hazretlerinin, Ayım Şems, Günüm Şems, Hayatım Şems; Sen olmasa idin ne Allah’ı (cc) ne de Muhammed’i (sav) bulurdum.”sözleri bunu çok manalı bir şekilde ifade etmektedir.