Bursa Mevlevihanesi

Bursa Mevlevihanesi Bursa Mawlavi House
www.mawlaviring.com
www.facebook.com/groups/mawlaviring Bursa Kütüğü’ne göre, Bursa’da 1514’te bir Mevlevi zaviyesi mevcutmuş. Müdürü Y. Md.

Bursa Mevlevihanesi

1310.1316 ile 1324 (1892,1898 ile 1906) tarihli salnamelere göre, Bursa Hüdavendigar vilayeti(Karahisar,Kütahya ve Eskişehir dahil) 39 dergahıyla en fazla tekkeye sahipti. Asitane olan mevlevihanesi bu dergahların en büyüğü, en geniş ve teşkilatlısıydı.arşiv kayıtlarına göre ,günümüzde hemen bütünüyle ortadan kalkmış olan olan II.Bursa Mevlevihanesinden en azından 100 yıl ka

dar önce Bursa’da bir başka mevlevihanenin kurulmuş olduğunu görmekteyiz. Mevlevi dervişlerinin oturması amacıyla Hayreddin b. Garib tarafından Kaplıca (Çekirge) yolunda Demirhisar mevkiinde yaptırılmış olan bu zaviye, daha sonra Divani Mehmed Çelebi tarafından onartılıp genişletilmiştir. Şer’iyye sicillerindeki kayıtlarda belirtildiğine göre Mustafa b. Ahmed 1519’da bu tekkenin postişinidir; ancak 1611’de tekke oturulamayacak kadar harap bir hale gelmiştir. Bu ilk mevlevihaneden sonra kurulan ikinci (Sakıb Dede’ye göre üçüncü) mevlevihanenin banisi olan Cünuni Ahmed Dede’nin Bursa’ya geldiğinde indiği yer “cami-i kebir civarında vaki zaviye-i kadime-i mevliyye”dir. Güldeste-i Rıyaz-ı İrfan’nın yazarı İsmail Beliğ ise Ahmed Dede’nin boş duran Setbaşı yanındaki Şeyh Yakub Efendi Dergahı’na inip, üçüncü Mevlevihane Pınarbaşı’nda kuruluncaya kadar geçici bir müddetle (1611-12 civ.)burasını Mevlevi ayinin icrası için kullandığını nakletmektedir. Ancak Sakıb Dede ve İsmail Beliğ’in kastettikleri ikinci Mevlevihane aynı mekan olabilir,zira Ulucami ile Setbaşı birbirine çok yakın semtlerdir. Larendeli Cünuni Ahmed Dede, Bursa’ya gelmeden önce 1610 yılına kadar Bağdat mevlevihanesinin postnişini olup hayatının son yıllarını kendi memleketinde geçirmek istediğinden 1611 civarında Konya’ya döndü. Konya’da Ebu Bekir Çelebi Bursa’ya bir Mevlevihane yapmanın gereğinden bahisle kendisine Bursa Mevlevihanesi’ni kurmasını teklif edince, yaşlılığını ileri sürerek kabul etmeyip Larende’ye dönmek istedi. birkaç gün sonra Çelebi’ye veda ziyaretinde bulunan Cünuni, onun “Burc-ı evliya olarak bilinen bir yerde Mevlevihane olmaması calib-i dikkat değil midir?”şeklindeki sitemkar ifadesi karşısında, Çelebi Efendi’yi ikinci defa reddedemedi; daha önceki yıllarda Bağdat’ta gördüğü bir rüyayı da hatırlayınca teklifi kabul etti. Rüyasında Ahmed Dede’ye taze latif, fakat kokusu olmayan bir gül verilmiş, “ah ne olaydı, bunun birde kokusu olaydı” demesi üzerine de, “bunun kokusunu Bursa’da duyarsın” cevabı gelmiş. Vefatından sonra posta oturacak olan yeğeni Pervane Salih Dede’yi yanına alarak Bursa’ya gelen Ahmed Dede, yukarıda söylediğimiz gibi yeni Mevlevihane yapılıncaya kadar setbaşındaki Yakup efendi tekkesini meblevihane olarak geçici bir süre için kullandı. İsmail Baliğ’e göre, Dede yaşlı dostu derviş Mehmed’den mevlevihaneyi nerede yapacaklarını istiare yoluyla tespit etmesini istemiş, bunun üzerine Pınarbaşı’nda dergahın yapılmasına başlanmıştır. Sakıb Dede’ye göre ise, mevlevihanenin yerini bizzat Dede seçmiştir. Bursa şer’iyye sicillerindeki kayıtlara göre, h.1020/M.18.7.1611 tarihinde sultan I.Ahmed, Bursa mukataasından 100.000 akçe harcanarak Pınarbaşı’nda Veziri Mahallesi’nde bir mevleviyehane yaptırılmasını emretmişti. H.1023/M.1614’te Tefsirhevan Mahallesinden Ali Bey’in karısı Fatma Hatun ise Mesnevi-i şerif okunmak şartıyla 20.000 dirhem akçeye satın aldığı hanı Mevlevi dervişlerine vakfetmiştir. Hayli’nin dergahla ilgili “Mevlevihaneyi Cünuni Dede/Eyledi hu diye diye ihya: 1024” (m.1615.) mısraları ve düşürdüğü tarihten anlaşıldığı gibi 1615’te Mevlevihane tamamlanmıştır. Pınarbaşı Veziri Mahallesindeki Hacı Sinan oğlu Mehmed Ef.’nin evi 10.000 gümüş akçeye Ahmed Dede tarafından satın alınarak h.1025/m.1616’da mevlevihaneye ilave edilmiştir. Cünuni Dede yaptırdığı âsitanede ancak 6 yıl postnişinlik ve mesnevihanlık hizmeti verebilmiş, H.1030/M1620’da vefat ettiğinde oraya gömülmüştür. Cünuni Dede’nin H.1026/M.1617 tarihli vakfiyesinde mevleviyehane varidatının ev,fırın,su küpü,hela ve ağaç gelirlerinden ibaret olduğu ve bunların “dervişan ile cemiyet,haftada iki gün Mesnevi-i şerif nakl u kıraati ile sema ve safa ile ayin-i Hz.mevlana icrası olmak üzere üç amaç için kullanılacağı belirtilmiştir. Ayrıca vakfiyede yer alan şu cümle de ilgi çekicidir: “bir gün gelirde Mevlevihane kapanır veya dergahta hiçbir derviş kalmayacak olursa, tekkenin bütün gelirleri Medine-i Müdevvere’de bulunan ve Ashab-ı Suffe olarak tanınan fukara ve süleha için harcanacaktır.” Bursa Mevlevihanesi ile ilgili olarak, Saray Mahallesi’nden Mevlevi dervişi Muhammed b.Yusuf el-Kalanisi tarafından kurulan aynı tarihli ikinci bir vakfiyeye göre, Dikencik köyü yakınında Çakal ormanı mevkiinde bulunan mal ve buradaki meyve ağaçları “mesnevihan ve halifeye günde 3 akçe, mesneviden sonra Kur’an da okuyacak kişiye günde 1 akçe, imama da günde 1 akçe”verilmesi şartıyla mevlevihaneye vakfedilmiştir. Ayrıca “vakıf gelirleri fazla olursa halife ve mütevellinin uygun göreceği yerlere harcanacak ve vakıf geliri, kendi amacı için kullanılması mümkün olamayacağı bir durumdan fukaraya harcanacaktır.” Ancak 15.2.1633’te Mevlevihane evkafı az olduğundan, gelen dervişlere taamiyesi kafi gelmediğinden ihtisab mukataasından günlük üç vukiyye et verilmesi fermanla emredilmiş ve 1758’de IV.Murad dönemindenberi verilmekte olan üç vukiyye koyun etinin aynen verilmesi te’kid edilmiştir.

17.yy.da Evliya Çelebi Bursa Mevlevihanesi’nin şehrin en önemli tekkesi olduğunu yazar. 4.postnişin Zihni Salih Dede zamanında,1714’te Bursa Mevlevihanesini ziyaret edip sema mukabelesini seyretmiş olan Piton de Tournefort ise, kitabının mevleviliğe ayırdığı sayfalarında, parmaklıklar arkasından gördüğü Mevlevi şeyhi ile iki semazenini dışarıda, Mevlevihane önünde tasvir eden bir gravürü de yayımlamıştır. Biz bu semahanenin Bursa Mevlevihanesi’ne ait ilk tasvirlerden biri olabileceğini düşünüyoruz. 6.postnişin Mehmet Şeyhi Arif Dede zamanında semahane kapısının üzerindeki “Şeyhî” mahlaslı Dedenin düşürdüğü “Teme beytu’llah sallü va’budû” tarihinden anlaşıldığı gibi H.1135/M.1722-23de dergahın geçirdiği bir onarım tamamlanmıştır. 8.postnişin Ataullah Dede zamanında,25.10.1775de Mevlevihane harab ve çökmek üzere olduğundan Cizyedarzade Hacı Hüseyin ve hassa mimarı İsmail Halife taraflarından yapılan keşfe göre 1268 kuruş 85 akçe harcanarak türbenin üstü ve bitişiğindeki meydan odası semahane döşemesi derviş hücreleri ile matbahı tamir ettirilmiştir. Yadigar-ı Şemsi’ye göre bu tamiratta H.1990/M.1776da sadrazam Derviş Muhammed Paşaya müracaatla Cizyedarzade Hacı Hüseyin Ağa nezaretinde Mevlevihane yeni denebilecek şekilde inşa edilmiş ve Ataullah Dede’nin isteği üzerine H.1208/M.1793de Miraciyye-i Sultanu’l- Enbiya okunması geleneği başlanmıştır. Ataullah Dede’nin oğlu 10. postnişin Salih Dede zamanında dergahın bir taraftan geliri olmayıp içinde oturan dervişlerin acı çektikleri 17/12/1815’de Hüdavendigar valisi Nurettin Paşa matbahın açılışıyla ihtiyaçlarını azaltmış ise de çalışanlara ayrıca görev ve maaş verilmesi yasak olduğundan Bursa paç pazarı ipek terazisi ve Mudanya gümrüğü mallarından günlük 100’er akçeden “cem’an 3’er pare olmak üzere 300 sağ akçe”yevmiye tayin edilmiştir.20.4.1819’da Mevlevihane dervişlerinin idaresi için 150 kuruş mutasarrıflara ait “mal i hazariyeden taamiye akis edilmiş” ve 4.11.1836’da ayda 250 kuruş taamiyye mansure hazinesine tahsis ve mazbut cizyelerin verilmesi emredilmiştir. Tanzimat’tan sonra vakıflar dışında devlet tekke ve mensuplarını “vezaif” adıyla maaş vermeye başlamış ve Abdulmecid döneminde H.1276/ M.1859de mevlevihaneye 150 kuruş maaş verilmiştir. Salih Dede zamanında da Hüdavendigar valisi ve Mevlevi muhibbi olan Nuri Paşa’nın gayretiyle H.1235/M.1820 de semahanenin son bulunduğu mevkide yeni bir semahane inşa edilip eski semahanenin yerine bir açık namazgah yapılmıştır. Bu yeni semahanenin inşaatına ait tahta üzerine kağıt yapıştırma olarak hazırlanmış talik hattıyla yazılmış üç levha kitabesi vd. Semahane ve türbe levhaları yıpranmış vaziyette Bursa Muradiye’nin deposunda bulunmaktadır. İlk kitabe 25 Zilhicce 1235 (Mart 1820) tarihli olup şair olan Eyyüb Efendi Dergahı’nın şeyhi Şemsi Ef.’nin söylediği ve meşhur hattat es-seyyid el hâc Abdurrezzak’nin yazdığı iki sütun halinde beş beyitlik 95×83 cm ölçüsündeki tarihtir. İkinci levha kitabesi de aynı şekilde iki sütun halinde, Yağcızade Mehmed Avni’nin hattıyla şair Said’in söylediği beş beyitlik 76×85 cm ölçüsündeki tarih; üçüncüsü ise şair Rıfat’ın söyleyip Mustafa Yıldırım Mütevellisizade’nin yazdığı 7 safer 1236 (Eylül 1820) tarihli iki sütun halinde yedi beyitlik 68×66 cm ölçüsündeki tarihtir. Salih Dede’nin hicazda vefatı üzerine yerine vekaleten bırakılan aşçıbaşı Mehmet Dede 11. postnişin olmuş ve onun zamanında mevlevihane Sultan Abdülmecid tarafından H.1260/M.1844’te tamir ettirilip bazı ilaveler yapılmıştır. Hasan Tayyip Ef.’ ye göre padişahın Bursa’yı teşrifi sırasında Serasker Rıza Paşa’nın yardımıyla türbe-i şerif, dede hücreleri, şeyh dairesi ve harem dairesinin yapımı 18 gün boyunca gece gündüz çalışarak tamamlanmıştır. Hünkar dairesi denen bu kısım o tarihten sonra bir daha onarım görmemiştir. Nizameddin Dede’nin zamanında ise H.1274(1857/58 M.) de matbah-ı şerif, ism-i celal hücresi (meydan-ı şerif) türbe ve o taraftaki hücreler Süleyman Ref’et Paşa tarafından tamir ettirilmiştir. Zühdi-i Çakeri’nin söylediği bu tamire ait beş beyitlik mermer kitabe eski matbah-ı şerifin üzerindeydi. Vali Münir Paşa zamanında tamir için gereken paranın keşfe göre 80,000 kuruş olacağı Evkaf Hazinesine bildirildiği halde para verilmemiş ve mevlevihanenin tamiri gerçekleşmemiştir. Ancak sonraki Hüdavendigâr valisi Mahmud Celaleddin Paşa (1839-1899) bizzat Sultan Abdulhamid’e müracaatla gerekli ödeneği temin edince, H.1309/M.24 Nisan 1891’de, son postnişin Mehmed Şemseddin Dede zamanında, harap olan mevlevihanenin geniş semahane meydanı ve mahfel-i humayunu (humayun mahfili, türbesi, matbah ve hücrelerinin yenilenme ve onarımına başlanmıştır. Hazine-i Hassa’dan 500 lira ihsan buyrulan bu H.1309 tarihli tamirata ait Mahmud Celaleddin Paşa tarafından söylenilen beş beyitlik tarih, iki sütun halinde hakkedilmiş bir mermer kitabe şeklinde dergahın eski cümle kapısının üzerindeydi; bugün ise kitabenin kırık parçaları türbenin önündeki küçük hâmuşan içinde yerde bulunmaktadır. Bursa “mekteb-i îdadî-i mülkiye-i şahane”sinin eski müdürü, ünlü Mevlevi (ihtifalci) Mehmed Ziya Bey’in (ö.1930) yardımıyla semahanenin eski mihrabı yeni tarzda süslenmiştir. I.Dünya savaşında kurulan Mevlevi alayına katılmak üzere Şenseddin Dede 67 müridiyle Konya’ya gitmiş, ancak şeyhlerin en kıdemlisi ve yaşlısı olduğundan Veled Çelebi tarafından Çelebi vekili olması uydun görülerek tekrar Bursa’ya dönmüştür. 1925 yılında mevlevihanenin ayin günü sadece Çarşamba olarak geçiyorsa da vakfiyesinde haftada iki gün Mesnevi-i şerifin okunup açıklanması ve ayinin icrası şart koşulmuş ve hem Evliya hem de P. De Tournefort (1714’te) mevlevihanede ayinlerin çarşamba ve cuma günleri icra edildiğini yazmışlardır. Ancak Mehmed Ziya Bey, Bursa’dan Konya’ya Seyahat’ında, Şemseddin Dede’nin postnişinliği zamanında mevlevihanenin mukabele günü Cuma olarak yazar. Çocukluğunda mevlevihaneye devam etmiş olan İsmail Baha Sürelsan’ın ifadesine göre de Cuma namazından sonra mukabele yapılırmış. Bursa Mevlevihanesi’nin yetiştirdiği mühüm zatlar arasında Galata Mevlevihanesi’nin 12. postnişini Gavsi Ahmed Dede (ö.1697) ve Mevlevi şairlerinden Derviş Saib ile Şeyhi Mehmed Dede bulunmaktadır. Tekkeler lağvedilince, selamlık dairesi askeri kışlaya dönüştürülüp harem dairesi şeyh ailesine bırakılmış, semahane mescid haline getirilip bir müddet burada son postnişin Şemsüddin Dede imam-hatiplik yapmıştır. Ancak dedenin vefatından sonra (1931) semahane bazen depo, bazen karakol, bazen de saman yığınları dolu bir at ahırı olarak kullanılmıştır. 5.5. 1939’da semahanenin kubbe içi badanalanırken Zeki Pınar, kubbe eteğine siyah boya ile yazılmış olan şairi bilinmeyen gazeli badana ile kapanmadan önce kaydetmiş ve Bursa Halkevi tarafından çıkarılan Uludağ dergisinde neşretmiştir. Zamanla bakımsızlıktan harap hale gelmiş olan mevlevihanenin yıkılmasından yana olan VGM, tarihi sorumluluktan kurtulmak amacıyla, Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü Anıtlar Şb. Mimar Ali Saim Ülgen’in, harap mevlevihanenin tamirinin çok büyük masrafı gerektireceği hususundaki kendi görüşlerine uygun olarak verdiği rapor, röleve, kroki ve fotoğrafları da ekleyerek Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı’na 30.4.1953 tarihli bir yazıyla müracaatta bulunmuş, böyle bir tamiratı yaptırmaya esasen bütçelerinin de elvermediği gerekçesiyle mevlevihanenin yıkılmasında mahzur olup olmadığının karara bağlanmasını istemiştir. Konu Anıtlar Yüksek kurulunda görüşülmekte iken Bursa Belediyesi de mevlevihanenin arsası üzerinde, üstelik tam semahanenin bulunduğu yerde 2000 metreküplük büyük bir su deposu yapmak istediğini, bunun şehir için hayati önem taşıdığını bildiren 11.8.1953 tarihli bir yazı ve krokiyi Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı’na vermiştir. Celal Esad Arseven başkanlığında 10.8.1953 günü Bursa’da toplanan Kurul; “Mevlenihane binası, mail-i inhidam olduğundan beş altı sene evvel Milli Eğitim Vekâletinin müsaadesiyle yıktırılmış olduğu cihetle, hadisenin bir zuhul eseri olarak Kurul’a intikal ettiği ve bu hususta verilecek bir karar bulunmadığı anlaşılmıştır.” cümlesi ile başladığı raporunu, Belediyenin yazısında da belirttiği gibi Mevlevi türbesinin muhafaza edilip istenen su deposunun yapılmasının uygun görüldüğü şeklinde bitirmiştir. Bu raporda dikkati çeken hususlar şunlardır: Milli Eğitim Bakanlığı Anıtlar Şb. Müdürü A.S Ülgen’in raporu 27.4.1953 tarihlidir.(yani Kurulun toplandığı tarihten üç buçuk ay öncedir.) ve bu rapora göre semahane de dahil olmak üzere mevlevihanenin binaları harap vaziyette olmakla beraber henüz ayaktadır. Bu durumda bu binaların Kurul raporunda belirtildiği gibi “beş altı sene evvel yıktırılmış” olduğu ifadesi gerçek dışıdır; beş altı yıl önce yıkılmış olan binaların üç buçuk ay önce ayakta olmasını mantık kabul etmez. Ayrıca, mevlevihane binaları beş altı yıl önce yıkılmış olsaydı, VGM bu binaların tarihi ve mimari durumunun incelenmesi için Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Gn. Anıtlar Şb.’den bir uzman raporu talebinde bulunmazdı. Kanaatimizce bu yıkım işi, Belediyenin buraya su deposu yapmaya karar verdiği tarihle Kurul’un toplandığı tarih arasındaki birkaç ay içinde gerçekleştirilmiştir. Nitekim Belediyenin su deposu yapma isteğinde olduğunu belirten yazısı, Kurul’un Bursa’da toplanmasından bir gün sonra ve muhtemelen Kurul’un isteği üzerine alelacele yazılıp kurula sokulmuştur. Bu kararın arkasından, eski semahane sahasına sular idaresi tarafından bir yer altı su deposu yapılmıştır. 1958’de türbenin yerine betonarme yeni bir türbe de inşa edilmiştir. Bugün kilit altında bulunan bakımsız türbe ancak dışarıdan görülebilmektedir. Barihüda Tanrıkorur’un doktora tezinden alınmıştır.

TÜRKÇE:Bu Sayfa;Dünyanın birlik ve beraberliğe, Aşka, şefkate, vefaya eskiden daha da çok ihtiyacı olduğu bu dönemde, tü...
17/08/2019

TÜRKÇE:

Bu Sayfa;
Dünyanın birlik ve beraberliğe, Aşka, şefkate, vefaya eskiden daha da çok ihtiyacı olduğu bu dönemde, tüm Mevlânâ Hudavendigâr Aşıkları ile Mevleviliğe ilgi duyanları buluşturmak için kuruldu.

Mevlevilik hakkında bilgi vermek, seyri sulûk yolunda hali paylaşmak; yolu bilenlerle, Aşk’ı ve tasavvufu Hz.Pir’in gölgesinde onun gösterdiği gibi yaşamak için yola çıkanları; suyu bulanlarla, suyu arayanları ez cümle tüm hemrehanları buluşturmak için var.

Gönlümüzden geçen; O’nun cân ve gönül oğlu olabilmek; O’nun feyz ve nûruyla; yüce himmet ve muhabbetiyle yaşayabilmek... O"nun cemâl tecellîsi nûrunun pervâneleri olan cânlarla, cânânlarla, hem-bezm, hem-dem olabilmek...
www.mawlaviring.com
www.facebook.com/groups/mawlaviring
----------------------------
ENGLISH:

This Page;
has been made to meet The Mawlavi lovers and the ones interested in Mawlawi teaching and practices being aware of the fact that the world recently needs unity, solidarity, love, compassion and fidelity more than anything else.

It is built not only to share information about Mawlavi teaching and practises and to share the attitude on the way of maturation but also to meet the beloved ones who already know the way with the ones who have just stepped on the way, to experience Love and Sufizm under the protection of Hz . Pir, for the ones who have ravened and who are searching, essentially to meet the fellow travellers.

What we wish to happen is to be able to one of his beloved ones and his dervish brothers, to be enlighted by his teachings and divine radiance, to live under his auspices and affection…To be in unity with the fellow travellers and with the beloved ones who are manifestations of his divine beauty.
www.mawlaviring.com
www.facebook.com/groups/mawlaviring

EDEB YA HU
28/01/2013

EDEB YA HU

28/01/2013

"MEVLEVÎHÂNELER"

Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled tarafından, muhterem babasının günlük yaşantısına, evrâd u ezkârına, gelenek ve göreneğine ait âdet, alışkanlık ve hatıraların kaybolmaması için ortaya konulan prensipler, " Mevlevilik " gibi yüce bir yaşama sevincini ve eğitim müessesesini insanlığa armağan etmiştir. Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar zamanında devletin geniş topraklarında şubeler açarak, misyonunu yerine getirmek üzere teşkilatlanmıştır. Tarihi boyunca ulaştığı her yerde hemen hemen bütün devlet yöneticileri ve halk tarafından alâka, yakınlık ve himaye görmüştür. 700 yıldan beri dünyanın çeşitli ülke, coğrafya ve kültüründe; dili, dini, ırkı, cinsi, mezhebi, meşrebi, mektebi, zamanı farklı milyonlarca insanın gönüllerini uyandırmıştır. Kuruluşunu tamamlayarak faaliyete geçtiği her sosyal ve kültürel ortamda Türk kültür ve tefekkürünü, fahrî ateşesi gibi hizmetlerde bulunmuşlardır. Girdiği her gönülü, sevgi, saygı, birlik, beraberlik, hoşgörü, düzen, âhenk ve huzur ortamını tesis yolunda eğitip olgunlaştırmışlardır.
Kaynağını Kur'an- Kerim ve Sünnet-i Şerif'ten alan Mevlâna'nın yüksek ve çağları aşan mesajları, İslam Dini'nin gerçek, gülen yüzüyle ve berrak mahiyetiyle tanınıp, benimsenmesini temin etmiştir. Günümüzde ileri ülkelerde Mevlâna ve Mevlevilik ile ilgili eserlerin satış rekorları kırmasındaki sır, işte bu ulvî, lâhûtî ve derûnî mesajlardadır.
Mevlevîhâneler bir ruh terbiye mimarisidir. Bir ahlak, fazilet, meziyeti edep mektebidir. Buralara noksan gelen tamam olur. Selçuklu, Beylik ve Osmanlı dönemlerinin hemen bütün sultanları Mevlevîliğe olan saygı ve bağlılıklarından dolayı; siyasi, sosyal gücü de arkalarında bulundurmak için Mevlevîliğe son derece önem ve değer vermişlerdir. Hemen hepsi de, Mevlevîhânelere önemli hizmet ve katkılarda bulunmaya özen göstermişlerdir. Dergâhların imar ve onarımı üstlenen nice beyler, paşalar, hatunlar, vezirler bu hizmeti kendileri için bir onur ve şans saymışlardır.
Bu müesseselere yapılan bağışlarla muazzam bir teşekkül olan "Celâliye Evkâfı" nın tesis edildiğini belirtmiştik. Arazi, dükkan, bağ, bahçe, değirmen gibi bol gelir sağlayan emlâkı ile son derece zengin imkânlarla donatılmışlardır. Dolayısıyla maddi yönden sıkıntı söz konusu olmadığı için vakıf gelirlerinin muntazam işlediği dönemler boyunca amacı doğrultusunda büyük hizmetler ifa etmişlerdir.
En büyük ve en önemli yatırımın 'insan' a yapılması gereken yatırım olduğu prensibiyle, kişi ve toplumlar üzerinde son derecede yapıcı etkiler meydana getiren Mevlevîhaneler, yüzyıllar boyunca kişi ve kitlelere yön vermiştir. Bütün bunlardan dolayıdır ki,"Dû cihanda eger altun ola dirsen nâmın / Sikkesi altına gir Hazreti Mevlâna'nın" tenbih, tavsiye ve tercihi, büyük alâka ve intisap görmüştür.
Mevlevîhaneler, kişinin iç dünyası ve kişiliği ile baş başa kalıp nefs, murakabe ve muhasebe imkanı sağlayan eğitim terbiye ekolleridir. Hücrede kalan kişi her işini kendisi yapardı. Başkasından bir şey istememek ve kimseye yük olmamak ana kuraklardan idi. Hücrede bekârlar kalırlardı. Evlenen dışarıya çıkarak eve yerleşirdi. Sabah gelir akşama doğru evine dönerdi. Mevlevîhânelerin kapıları Ramazan ayı dışında sabah namazı açılır, akşam ezanı ile seddedilirdi.
Günde iki öğün yemek çıkardı. Kalori derecesi yüksek olmayanlar yenirdi. Bazı mübarek gece ve günlerde hafif tatlı çıkarılırdı. Böylece "az yemek, az konuşmak, aza uyumak" prensibi ile bedene hafiflik, ruha incelik kazandırılırdı. Nefse sukûnet temin edilirdi. "Mide tehî ten dürüst; kese tehî can dürüst" prensibine göre hareket edilirdi.
Hücreler bir tefekkür, tezekkür ve teemmül mekanı olduğu gibi, sanat atölyesi gibi de hizmet yapardı. Güzel sanatlara vakıf bulunan dedeler bu sanatını burada icra ederek, eserler verirlerdi.Yapılan bu eserleri "Pazarcı" adındaki görevli dede çarşıya, pazara götürerek satar, bedelini sahibi olan dedeye teslim ederdi.Dede de özel ihtiyaçlarını bununla karşılardı.
Uygun gün ve saatlerde kendisine başvuranlara hücrede sanat öğretilirdi. Sanat tarihimizde Mevlevîhânelerden yetişmiş çok değerli, ünlü sanatkârlar biliyoruz. Bunlar arasında eserleriyle haklı şöhrete kavuşmuş nice mûsiki-şinas, hattat, ressam, mücellit, müzehhib, nakkaş, sedefkâr, oyma, katı', ebrû, âhâr, ustası bulunmaktadır. Bu kıymetli sanatkârlar isimlerinin sonuna ekledikleri "el- Mevlevi" ünvânı ile, bu büyük kapıya mensup ve müntesip olduklarını bildirmekten her zaman şeref ve kıvanç duymuşlardır. Mevlevîhâneler, liyâkatli, dirayetli,yöneticilerin elinde amacına uygun, kendisinden beklenilen kalite ve evsafta, büyük hizmetler yapmışlardır.
Mevlevîlik, Konya dışına taşmaya Mevlana'nın torunu Ulu Arif Çelebi'nin yönetiminde başlamıştır. XIV. yüzyıl Anadolu'sunun böyle bir ulvî sese ihtiyaca vardır. Çelebi, Anadolu'nun bir çok yerlerine giderek şubeler açılmasını sağlar. Lârende (Karaman), Beyşehir, Akşehir, afyon, Denizli, Birgi, Alanya, Niğde, Aksaray, Sivas, Tokat, Amasya, Erzurum, Bayburt Mevlevîhâneleri birbiri ardınca hizmete girer. Tebriz'e, Merend'e, Sultaniyye'ye kadar gidilir.
Daha sonra Afyon Mevlevîhânesi Şeyhi Dîvânî Mehmet Çelebi, yeni bir yayılma programı uygular. Kerbelâ ve Necef ziyaret edilir. Bağdat'ta Mevlevî Tekkesi kurulur; Şam ve Kahire Mevlevîhâneleri faaliyete geçirilir.
Diğer yıllar ve asırlarda yeni şubelerin açılışı birbirini takip etmiştir. Başlıca Mevlevîhâneler şunlardır;
Adana, Afyon, Akçahisar, Akşehir, Aksaray, Amasya, Ankara, Antakya, Antalya, Aydın, Ayntab (Gaziantep), Bağdat, Bahariyye, Bahriye, Belgrat, Beyşehir, Bilecik, Bingazi, Bosna-Saray, Bozkır, Burdur, Bursa, Çorum, Demirci, Denizli, Şam, Diyarbakır, Edirne, Eğirdir, Elbasan, Ermenek, Ertuğrul, Erzincan, Eskişehir, Filibe, Girit, Gelibolu, Galata, Halep, Hama, Humus, Isparta, İpek, İzmir, İzmit, Kahire, Çankırı, Karaman, Kasımpaşa, Kastamonu, Kayseri, Kerkük, Kırşehir, Kilis, Kriva-palanko, Kudüs, Kütahya, Lazkiye, Lefkoşe, Manisa, Maraş, Marmaris, Mavşil, Medine-i Münevvere, Mekke-i Mükerreme, Midilli, Mostar, Muğla, Musul, Niğde, Niş, Peç, Peşte, Piriştina, Sakız, Samsun, Sandıklı, Serizâr, Selanik, Siroz, Sivas, Tatar, Tavşanlı, Tebriz, Tekirdağ, Tirana (Albania), Tire, Tokat, Trablusşam, Ulukışla, Urfa, Üsküdar, Üsküp, Vadina, Vidin, Yenikapı, Yenişehir (Larizsa), Yozgat.
Birçok yerde Mevlevî Zâviyeleri de bulunmakta idi. Bazı yerlerde birden fazla Mevlevîhânenin faaliyette bulunduğunu biliyoruz. Mesela İstanbul'da altı tane şube vardı. Mevlevîliğin henüz ele alınmamış belgeleri incelendikçe bunlara başkaları da katılacaktır.
Hepsi de Konya Mevlevî Âsitânesine bağlı olarak hizmet görmüşlerdir. Bulundukları yöre halkına , Mevlâna'nın çağlar üstü mesajlarını ulaştırarak jeneratörlük yapmışlardır.
Bu şubelerin yöneticileri ve bazı görevlileri genellikle Konya Âsitânesi'nde yetiştirilip hazır edilerek gönderilmişlerdir. Bulundukları bölge halkından liyakatli, fedakâr, hizmet ehli şahsiyetleri yetiştirerek bazı işlerle görevlendirmişlerdir. Bu şubelerin büyük kısmı ayaktadır. Bir kısmı ise zamanla ilâve ve değişiklikler gördüğü için özel plânını büyük ölçüde kaybetmiştir. Yıkılarak kaybolanlar da vardır. Başka amaçlarla kullanılanları da bilinmektedir.
Tarihi belgelerde adı geçen bütün bu şubelerin yanı sıra dünyanın çok çeşitli ve farklı ülkelerinde "Çağdaş Mevlevîhâne" diyebileceğimiz toplantı mekânları süratle çoğalmaktadır. Japonya'dan Amerika'ya kadar uzanan coğrafyada bu yeni sohbet ve fikir yerlerinde çağın getirdiği, yüksek düşünce ve yaklaşımların, müspet ilmin ortaya koyduğu derin bilgi, bulguların ışığında Mevlâna ve Mevlevîliğin son derece önemli tetkik, tahlil ve tatbikleri yapılmaktadır. Müspet ilimlerin henüz yeni ulaşabildiği derin bilgilere Hz. Mevlâna'nın yedi yüz yıl önce ışık tutup tohum atmış olması büyük bir hayranlık ve teslimiyet uyandırmaktadır. Bu yakın ve sıcak alaka ve yöneliş, Mevlâna'nın eserlerine büyük rağbet meydana getirmektedir.
Mevlevîhaneler, Mevlâna'nın yüksek fikir, duygu ve düşüncelerinin yayılma noktası olan Konya Mevlâna Âsitânesi ve onun etrafındaki yörüngelerde yer alan şubeleri fert ve toplumlara yön veren eğitim müesseseleri olarak tarihe geçmişlerdir. Halihazırda ve istikbalde bu alanlarda araştırmalar yaparak yeni sonuçlar elde etmek isteyecek tetkikçilere bu tarihi mekanların sağlam, bakımlı ve mevcut orjinalitesi ile korunarak intikal ettirilmesi bize düşen ilmî ve insanî bir görevdir.

Address

Pınarbaşı Caddesi, Kavaklı Mahallesi
Bursa
16000

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bursa Mevlevihanesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share