09/04/2026
KUR’AN-I KERİMİ OKUMANIN MERTEBELERİ
Yüce ALLAH Kur’an-ı Kerimi okusun anlaşılsın ve bizlere hayat nizamı olsun diye göndermiştir. Bu sebeple bizler Müslümanlar olarak Rabbimizin yüce kitabını güzel okumalı, iyi anlamalı ve hayatımızın vaz geçilmez prensibi haline getirmeliyiz Kur’an-ı Kerimin ilk muhatabı olan Rasulullah Efendimiz bizlere siz Kur’an’a sımsıkı sıralın ki sapkınlığa düşmeyesiniz diyerek ilahi kelamı hayatımızda uygulamanın bizim için ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Veda hutbesinde bizlere size ALLAH’ın kitabını emanet olarak bırakıyorum o kitaba uyun ki kurtuluşa erişeniz diye bizlere ilan etmesi de bizim için Cenab-ı ALLAH’ın kitabına tabi olmanın ne kadar önemli ve hassas olduğunu bizlere vurgulamaktadır. Rasulullah Efendimizden bize emanet bırakılan kitabın bu kutsal emanete riayet edilebilmesi için onun okunması anlaşılması ve hakkıyla yaşanması ve nesillerimize aktarılması gerekmektedir. Unutmayalım ki emanete riayet Müslüman olmanın gereğidir. Emanete ihanet ise münafık olmanın bir özelliğidir. Bizlerde münafıklardan olmadığımızı göstermek için kitabın hakkını vererek okumamız, anlamamız ve hayat nizamı haline getirmemiz gerektiği hususunu hep aklımızda, kalbimizde ve gönlümüzde tutmalıyız. Kur’an-ı okumak demek dünyayı, bizi kuranı yani düzenleyeni okumaktır. Kur’an-ı Kerim anda kur ve kerime eriş demektir. Her an Kur’an- Kerimi okuyup anlama gayretin olursa en önemli mesaj şu şekilde anlaşılmalıdır. Hayatını Kur’an’ göre kur ki ve her an Kerime ulaşabilesin. Bizler kendi hayatlarımızın kurucusuyuz. Hayatımızı Rabbimizin kelamı ile kuralım ki Rabbimizin Kerim sıfatı her daim bizimle olsun.
İlk gelen emir “oku” ifadesi dikkatle incelendiğinde Rabbimizin oku emrinin hikmetleri daha net anlaşılacaktır. Oku emrinden esas gaye sadece okumak değil Rabbin tarafından da okunmaktır. Çünkü Rabbimiz “Beni zikredin bende sizi zikredeyim” buyuruyor. Yalnız olmadığımızı her daim Rabbimizin bizimle olduğunu idrakini anlayabilmek için okumalı ve anlamalıyız. İlk oku emri geldiğinde okunacak bir kitap yoktur, sadece beş ayet vardır. Sadece beş ayet için oku emri verilmiş olamaz. Bu beş ayeti iyi okuyun, anlayın, idrak edin ki peşinden gelecek ayetleri anlamaya, yaşamaya daha hazır olabilesiniz. Oku emri kelime olarak anlamı irdelendiğinde dilin okuduğunu aklın anlaması olarak uzmanlar tarafından bildirilmektedir. Okuduğunu anlaman da emredilmiş oluyor. Anlamaktan esas gaye anlaşılanın hayata dönüşmesidir. Oku, anla diye emreden yüce yaratıcı okudun mu, anladın mı diye sormayacak mı hiç düşünmez miyiz? Oku diye emreden Rabbimiz sadece kuru kuruya dil ile okumayı emretmiş olamaz. Oku diye emreden Yüce ALLAH okuduğunu anlamasanız da olur, siz sadece okuyun yeter diye emretmiş olamaz. Oku diye emreden Cenab-ı ALLAH anlaşılmayı da emretmiş olmaktadır. İlk gelen ayetlere baktığımızda “yaratan Rabbinin adıyla oku, O insanı kan pıhtısından yarattı Oku Rabbin ikram sahibidir, kalemle yazmayı öğreten ve insana bilmediğin öğreten Rabbindir.” İlk gelen ayetler öğrenmek anlamak için okunması gerektiğini net olarak emrediyor. Kalemle yazabilmek ve bilmediklerini öğrenmek için oku diye emredilmektedir. Okuduğunu anlamazsan yazamazsın, okuduğunu anlamazsan öğrenemezsin. Rabbinin ikram sahibi olduğunu öğrenmek için de Yüce Kelamı okumalısın ve anlamalısın diye emredilmektedir. Rabbinin kelamını okuduğu halde anlamayan, idrak edemeyen Rabbinin cömert oluşunu ikram sahibi olduğunu nasıl anlayacak, nasıl bu hikmetleri hayat nizamı haline getirecektir. Rabbinin cömert olduğunu, sınırsız ikram sahibi olduğunu anlayamayan Müslüman, Rabbinin razı olmadığı yasakladığı, haram kıldığı yerlerde kendisine ikram arayacaktır. Rabbinin ikram sahibi olduğunu iyice idrak Müslüman ise Rabbinin razı olmadığı her türlü ikramdan uzak duracaktır.
Her kitap yazanın gayesi aynıdır. Yazdıkları okunsun, okunanlar anlaşılsın, anlaşılanlar hayata dönüşsün. Yüce Rabbimizde elbette sadece okunsun sevap kazanılsın ama anlaşılmasın diye bir kitap göndermiş olamaz. Kitabın esas mükâfatı o kitap hayatımızın nizamı olduğunda bize verilecektir. Yüce Kelamı anlamayı başardığımızda anladığımızı yaşamayı da başarabilmeyiz ki Rabbimizin hikmetine uygun hareket etmiş olalım. Bütün bunlara baktığımızda okunan ayetlerin hakkını vermek için o ayetlerin düzgün doğru okunması, okunan ayetlerin aklımızda iyi idrak edilmesi, aklımızla idrak edilen ayetlerin gönlümüzde, kalbimizde yoğrulması ve hayatımıza çok değerli anlamlar katması bizim için olmazsa olmaz bir hikmet olarak iyi anlaşılmalıdır. Böyle olduğunda ailemize, topluma ve yaşadığımız dünyaya canlı bir Kur’an sunarak insanların hakiki bilgiye ulaşmasını sağlamış ve kitabın indiriliş gayesini yerine getirmiş olacağız.
Kur’an-ı Kerimi hakkıyla okumanın beş tane mertebesi vardır. Rabbimizin Bakara suresinde emredilen hikmetin yerine getirilmesi ve Rabbimizin emrine tabi olunması için bu mertebeler iyi idrak edilmelidir. Rabbimiz Bakara suresinde şöyle buyuruyor: “Kendilerine kitap verdiklerimiz o kitabın hakkını vererek okurlar, onlar gerçekten iman eden kimselerdir. Onlar ahirette kaybetmeyecek kimselerdir” bu ayette anlaşıldığına göre okunan ayetlerin sadece dilde kalmaması gerektiğinin iyi anlaşılmasıdır. Okunan ayetlerin akla sirayet etmesi sonra, kalbimize nakşolması, daha sonra hayatımızı Rabbimizin razı olacağı bir güzelliğe eriştirerek evlatlarımıza, akrabalarımıza, komşularımıza ve ümmete güzel bir şuur oluşturabilmektir. Kur’an-ı Kerimi bu şekilde okuduğumuzda ilahi mesajların özünü idrak edip o mesajların ruhumuzun derinliklerinde hissedilmesi gerçekleşecektir. Bu mertebeleri iyi öğrenir anlar idrak edersek Kur’an-ı Kerimi daha doğru okumuş ve anlamış olacağız. Bu şekilde Kur’an- Kerimi okuduğumuzda lafızdan manaya, manadan hayata, hayattan topluma ve ümmete uzanan bir hikmet elde edilecektir.
1. Mertebe: Lafzen Tilavet: (Dilin Okuması) Bu ilahı kelamın zahiri kısmı olarak başlangıcıdır. Dilimiz ile Rabbimizin kelamını ikrar etmektir. Kur’an-ı Kerimi dil ile okumaktır. Kur’an-ı Kerimi dil ile okumak aynı zamanda bir ibadettir. Kur’an-ı Kerimi okumak Cenab-ı ALLAH ile konuşmaktır. Bir kitabın anlaşılması ve idrak edilmesi için okunması zorunlu bir hakikattir. Bu sebeple ilahi kelamı dil ile okuma sadece basit bir okuma olarak nitelendirilemez. Çünkü okumadığın kitabı anlayamaz, anlayamadığını idrak edemez, idrak edemediğini hayatına taşıyamazsın. İlahı kelamı kulun dili ile okuması Rabbinin kitabı ile tanışması ve kaynaşması için de önemli bir başlangıçtır. Cenab-ı ALLAH müzzemil suresinde Kur’an-ı ağır ağır oku buyurmak suretiyle kitabının okunmasını emretmiştir. Rasulullah Efendimizde “Kur'an-ı Kerimi güzel düzgün okuyan, seçkin ve itaatkâr meleklerle beraberdir..." (Müslim, Müsâfirîn)
2. Mertebe: Aklen Tilavet: (Aklın Okuması)Lügat ve mana demektir. Dilimizle telaffuz ettiğimiz ilahi kelamın aklımızda manasının anlaşılmasıdır. Rabbimizin emir ve yasaklarının zihnimizde tam olarak yer bulması ve gerekli dersleri çıkarabilmemizdir. Okuduğu ayetlerin zihninde yer bulması Müslümanın hakka hakikate daha kolay ulaşmasını sağlayacaktır. Mesela: Münafıklarla ilgili ayetleri okuyan ve anlayan, bunu zihninde canlandıran Müslüman o özellikler kendisinde var ise korkacak münafıklara benzediği için bu münafık özelliklerinden kurtulmayı aklından, zihninden geçirecektir. Böylece münafıklara benzemekten kurtulacaktır. Yüce ALLAH’ın kelamı ile hakka hakikate ulaşmış olacaktır. Münafıklara benzemiyorsa haline hamd edecek daha iyi Müslüman, daha iyi insan olması gerektiğini zihninde canlanacağı için Rabbinin yolunda gayretli bir Mü’min olarak daim olacaktır. Bu lafızdan manaya geçiş köprü gibidir. Dilin okuduğunu aklın anlayıp idrak etmesidir. Cenab-ı ALLAH Yusuf suresinde “o kitabı anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak gönderdik” diye buyurmak suretiyle kitabın anlaşılması için gönderildiğini bize ifade etmektedir. Rasulullah Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor. "Kim Kur’an’ı okur, onu ezberler, helâlini helâl, haramını haram kabul ederse, Allah onu bu sayede cennete koyar." (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân) Bu ayet ve hadisten anlıyoruz ki yüce kitabımızın manasının aklımızda yer etmesinin bizim için çok önemli olduğunu göstermektedir. Okuduğumuz Kur’an-ı Kerimin anlaşılmasının hikmeti şu şekilde anlaşılmalıdır. Okuduğunu anlamıyorsan, okuduğun ne kadar doğru, ne kadar güzel olursa olsun, okuduğun hakikati anlamadığın için o hakikat seni harekete, eyleme geçirmeyecek demektir. Eyleme dönüşmeyen bir okumanın çok bir faydası da olmayacaktır. Okuduğunu anlamadığında aynı zamanda iletişimin kopuk ve engelli olması anlamına gelmektedir. Okuduğumuz Kur’an-ı Kerimi anladığımızda iletişim engelleri kalkacak Rabbimizle olan iletişimimiz kesintiye uğramayacaktır. Rasulullah Efendimiz (sav) buyuruyor ki “Ümmetimden bir takım bir takım insanlar zuhur edecek, onlar Kur’an-ı Kerim’i okuyacaklar, fakat Kur’an-ı Kerim onların gırtlaklarından aşağı geçmeyecek. Onlar dinden çıkacaklar; ok bir daha kirişine dönmediği gibi, onlar da artık bir daha dine dönemeyeceklerdir.” (Buhari, Tevhid 57) bu hadisi şeriften anlaşılacağı üzere okunan ilahi kelamın dilimizde kalmayıp aklımızı girmesi bize Rasulullah (as) tarafından bizzat emredilmekte ve öğretilmektedir. Dilde kalan aklımıza gönlümüze girmeyen Yüce Kelam bizi Rabbimizden ve dininden uzaklaştıracaktır.
3. Mertebe: Kalbin okuması: Bu mertebe ilahi muradın iyi anlaşılması ve akılda oluşan niçin sorularına cevap verilmesini gerçekleştirecektir. Okunan ayetlerin kalbimiz ile derununa inmek. Tefekkuh ve tefekkür etmektir. TEFEKKUH: Okunan ayetlerin sadece emir ve yasaklarını değil ilahi hikmetlerini idrak edebilmektir. Misal: Namaz kıl emrini yerine getirme gayretiyle birlikte, biz namaz ibadetini yerine getirdiğimizde Rabbimizin rızasına nail olacağız faziletini iyi idrak edebilmektir. Yalan konuşmayın emrini yerine getirirken doğru dürüst olduğumuzda Rabbimizin gazabından uzak olacağımızı iyi anlayabilmektir. TEFEKKÜR: Okuduğumuz ayetlerden hayatımızı Rabbimizin rızasına ulaştıracak fikirlere ulaşabilmektir. Misal: Okuduğumuz ayetlerin uymamız gereken hakikatlerine odaklanıp, Yüce ALLAH’ın razı olacağı bir hayat nizamı ile imanımızı ahlakımızı daha güzel kılabilmektir. Kur’an-ı Kerimi kalbimizin okumasının en büyük kazanımlarından birisi de ayetlerin indiği zamandan günümüze kadar gelen zaman içerisinde bu hikmetleri düşünüp iyi anlamak ve iyi idrak etmektir. Bu şekilde nakilci olmaktan çıkıp ARİF olma makamına ulaşabilmektir. Bilginin eyleme dönüşmesine çok büyük katkı sağlayacaktır. Kur’an-ı Kerimi okuyup anlayıp idrak edilmediği ve ilahi kelamın hayatımıza, ahlakımıza, imanıza, aile hayatımıza, iş hayatımıza vb dönüşme süreci olmadığı zaman Cuma suresinde Rabbimiz tarafından uyarılan kitap yüklü merkepler ifadesi ciddi bir uyarı olarak, Yüce ALLAH’ın kelamına bağlılık konusunda gereken özeni göstermediğimizde kulluk şuurundan uzaklaşmış olabileceğimiz hususu hatırlatılmaktadır. Kulluk şuurundan uzaklaşmak ta aşağılık bir seviye olan kitabımızda araf suresinde belhum edal diye ifade edilen alçak seviyeye düşeceğimiz haber verilmektedir. Cenab-ı ALLAH kitabında kelamının anlaşılmasını, tefekkür edilmesini ve idrak edilip hayat nizamı haline getirilmesini zaten emretmektedir. Anlama gayreti olmayanları da Rabbimiz uyarmaktadır. “Onlar Kur'an-ı tefekkür edip anlamazlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?" (Muhammed Suresi) bu ayet Kur’an-ı Kerimi kalbimizle okumamız gerektiğini önemle ve özenle bizlere öğretmektedir. Cenab-ı ALLAH Sad Suresinde “bu mübarek kitaptır ki insanlar ayetleri üzerinde iyice düşünüp akıl sahipleri öğüt alıp tedebbür etsinler” TEDEBBÜR: Aklı başında düşünüp yapman veya yapmaman gerekenler konusunda tedbirli olmaktır. Tedebbür etmek yüce kitabımızda dünya ve ahiret hayatı için her zaman tedbirli ve aklı başında olmak olarak öğretilmektedir. Aklı başında olan insan her zaman tedbirli olmalıdır. Şeytana uymamak için tedbirli olmak, cehenneme girmemek için tedbirli olmak, harama düşmemek için tedbirli olmak, namaz vakitlerine dikkat etmek için tedbirli olmak, cennete girmek için tedbirli olmak gibi… Tedebbür aklın ve kalbin birlikte Yüce Kitabı okuması anlamına gelmektedir. Aklın anladığı ayetleri kalbimiz imanımızla yoğuracak, bizi Rabbimize yakınlaştıracak ve bize tedbir almamız gereken hususlarda etkili olmamızı öğretecektir. Kur’an-ı Kerimin ruhi ve ilmi hakikatlerine erişerek ruhumuzun huzura ermesi, ilme hakikatler ile aklımızın felaha ermesi gerçekleşecektir. Bu ilk üç mertebe Müslümanın iç dünyasını ihya eder, bu ilk üç kazanımın sonucu olan birikimler hayatımıza yansıdığında bizim ve yaşadığımız toplumun hayatının inşa ve ıslah edecektir. Kendi iç dünyasını inşa edemeyenin kendi dünyasını da yaşadığı toplumu da düzeltmesi pek mümkün olmayacaktır.
4. Mertebe: Ruhun Okuması: Kur’an-ı yaşamaktır. Azalarımız, organlarımız ile Kur’an-ı Kerimi iyice idrak edebilmektir. Bireysel olarak Kur’an ahlakını kazanabilmektir. Biz Kur’an ahlakını öğrenelim ki başkasına öğretebilecek kabiliyeti elde etmiş olalım. Temsil ve ahlak konumunda olmaktır. ALLAH’tan gelen ruhu en iyi ihya eden ALLAH’tan gelen kitaptır. "Hayat nizamı" ve "şahsiyet inşa rehberi" olarak Kur'an-ı Kerimin ete kemiğe bürünmesidir. Kur’an-ı Kerimin insan için, insanın inşa ve ihyası için geldiğinin fiilen ispat edilmesidir. Yüce ALLAH neml suresinde “size Kur’an okumak emredilmiştir kim o Kur’an-ı okur doğru yola erişirse kendi menfaatinedir.” Burada dilin okuması ile aklımız canlanacak, aklın anlaması ile kalbimiz anlaşılan manayı iyice idrak edecek, kalbin idrak ettiği mana ise hayatımızı anlamlandıracaktır. İç dünyamızda olanlar dış dünyamızı güzelleştirecektir. Bilgi yaşama dönüşmüyorsa bilgi yük olacaktır. Bilginin en güzeli, en doğrusu Cenab-ı ALLAH’tan gelen kitaptır. Bu bilginin yaşama, eyleme dönüşmesi de bizim için en güzeli ve en doğrusu olacaktır. Yüce ALLAH’ın kelamı olan kitabımız bizde sadece bilgi olarak kalır, yaşamımıza dönüşmez ise bir önceki madde ifade edilen ve Kur’an-ı Kerimde ağır itham olarak anlatılan kitap yüklü merkepler ithamıyla karşı karşıya kalacağız demektir. Böyle bir yük insanı dünya ve ahirette felakete, azaba sürükleyecektir. Cenab-ı ALLAH bizlere gönderdiği ilahi kelam ile şu mesajı net olarak vermektedir. Siz kullarım olarak size gönderdiğim kitabı iyi okuyun güzelce anlayın aklınızda, kalbinizde, gönlünüzde hakikatlerini idrak edin, hayatınızda yaşanır görünür kılın ve siz Kur’an-ı Kerimin dünyada görünür yüzü olun diye bizlere buyurmaktadır. Cenab-ı ALLAH enfal suresinde “Mü’minler öyle kimselerdir ki ALLAH anıldığında kalbi ürperir, onlara ALLAH’ın ayetleri okunduğunda onların imanları artar.” Rabbimiz Furkan suresinde ise “onlar ALLAH’ın ayetlerine karşı kör ve sağır değillerdir” Rabbimizin ayetlerine baktığımızda bizler ayetler karşısında imanımızı artıracak hikmete erişmeli, imanımızı Rabbimizin kelamı ile en üst seviyeye taşımayı bir kazanç olarak elde edebilmeliyiz. Müslüman bu kazanca ancak ALLAH’ın ayetlerine kör ve sağır kesilmediği zaman erişebilecektir. Rabbimizin kitabına karşı kör ve sağır olmayan ayetlerin hikmetlerine karşı aklını, gönlünü, gözünü, kulağını samimiyetle açan Müslüman elbette imanını zirveye taşıyacak, ahlakını en güzel makama ulaştıracak ve böylece ALLAH’u Teâlâ’nın rızasına muhabbetine nail olacaktır.
Rasulullah Efendimizin (Sav) güzel ahlakı ile ilgili Hz. Aişe validemize soru sorulduğunda şöyle cevap vermiştir. “Siz Kur’an okumuyor musunuz, O’nun ahlakı Kur’an ahlakı idi” diyerek cevap vermiştir. Kur’an-ı Kerimin hayatımıza yansıması bizim için bir tercih konusu değil zorunluluktur. Kur’an-ı kerimin hayatımıza yansıması aynı zamanda Rasulullah Efendimizin bize öğrettiği önemli bir hikmettir. Rasulullah Efendimiz veda hutbesinde size ALLAH’ın kitabına size emanet bırakıyorum ona sımsıkı sarıldıkça asla sapıtmazsınız hakikatinin imanımızda ahlakımızda gerçekleşmesidir. Kur’an-ı Kerimi hayatımıza yansıtmadığımızda Rasulullah Efendimizin bize bıraktığı emanete hainlik etmiş olacağımızı asla aklımızdan çıkarmayalım. Kur’an-ı Kerim okunmalı, anlaşılmalı, aklımızda gönlümüzde hikmetlerini idrak etmeli sonra hayatımızda o hikmetlerle Rabbimizin razı olduğu bir hayat yaşamalıyız. ALLAH’tan gelen rumuzun en iyi ilacı ALLAH’tan gelen vahiydir. ALLAH’u Teâlâ kuluna ruhundan ruh vermiş o ruhu inşa edecek vahyi de göndermiştir. Sen kendini hak ile inşa etmezsen batıl seni istila eder sözünü unutmadan kendimizi, ruhumuzu, bedenimizi, kişiliğimizi, benliğimizi hak olan ilahi kelam ile inşa etmeliyiz. Hak gelmeden batıl zail olmayacaktır. Cenab-ı ALLAH Kur’an-ı Keriminde hak geldi batıl zail oldu, batıl zail olmaya mahkûmdur, ayetiyle batılın yok olması için hakkın gelmesinin zorunluluk olduğunu bizlere öğretmektedir. Evimize, bedenimize, ailemize, işimize yüce ALLAH’tan gelen hak kitabı getirmez isek batıl bizi sarıp sarmalayacak ve bizi haktan uzaklaştıracaktır. ALLAH’u Teâlâ kitabında bizlere şöyle buyuruyor. “Kendilerine verdiğimiz kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz o ıslah edenlerin mükâfatını asla zayi etmeyiz.” (A'raf 170) Bu ayete baktığımızda ibadetin hakkını vermek içinde, iyilik yapıp mükâfata ve Rabbimizin rızasına nail olmak içinde Kur’an-ı Kerimi iyi anlayıp kitaba sımsıkı sarılıp kitabın hikmetlerini hayatımızda yaşamamız gerektiğini net olarak anlayabiliyoruz. İlk üç mertebe olan dilin okuması, aklın okuması ve kalbin okuması Müslümanın iç dünyasını inşa eder. Müslüman içinin inşa olmasıyla birlikte ruhunu, bedenini inşa edecek içinde var olan ilahi güzellikler, öğrendiği anladığı Rabbimizin hakikatleri hayatını da inşa ederek ruhunun, imanın güzellikleri yaşantısında görünür hale gelecek ve Rabbinin rızasına, sevgisine nail olacaktır. Bu şekilde yeryüzünde Kur’an-ı Kerimin görünen yüzü olacak, ilahi kelamın en güzel temsilcisi olacaktır. Yüce ALLAH’ın yeryüzünde halife yaratacağım ilahi hitabına uygun bir hikmeti Rabbimize arz ederek kulluğun liyakatine uygun, güzel bir iş yapmış olacak dünya ahiret saadetine nail olacaktır. İmam gazali bu konuda şöyle bir açıklama yapıyor. “Kur'an seni yasaklardan alıkoyduğu müddetçe Kur'an'ı oku. O zaman onu okumuş olursun. Eğer Kur'an, seni yasaklardan alıkoymazsa Kur’an-ı Kerimi okumuş olmazsın.” Sahabeden Abdullah İbn Mes'ud (ra) da şöyle demiştir: “Kur'an-ı Kerim insanlara onunla amel etmeleri için nazil oldu. Bizler Kur'an'ı amel etmek için okur ve idrak ederdik. Sizin herhangi biriniz ise, Kur'an'ı başından sonuna kadar defalarca okur, tek bir harfini dahi bırakmaz. Oysa onunla amel etmeyi tamamen terk etmiştir.”
5. Mertebe: Ümmetin, Toplumun Okuması: Bireysel kemalattan toplumsal kemalata geçiş yapabilmektir. Ruhumuzda var olan Rabbimizin kelamını yaşadığımız toplumun ruhuna taşıyabilmektir. Beşinci mertebe ilk dört mertebenin meyvesidir. Kur’an-ı Kerimin var olma sebebinin gerçekleşmesidir. Yaşadığımız Kur’an-ı Kerimi yaşatmaktır. İhya ve tebliğ sürecinin etkili biçimde yürütülmesidir. Salih olmaktan Muhlis olmaya geçiştir. Salih olmadan yani kendimiz ALLAH’ın razı olduğu iyilerden olmadan, başkasının muhlis olmasını, yani onunda ALLAH rızası yolunda iyi bir Müslüman olmasını sağlayamayız. Kendimiz yürüyen yaşayan Kur’an olacağız, başkasının da yaşayan yürüyen Kur’an olmasını sağlamaya gayret edeceğiz. “ALLAH’a çağıran, salih amel işleyen ve 'Kuşkusuz ben Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir” (Fussilet 33) Ayetiyle Rabbimiz bizi Salihlerden olup insanları iyiliğe çağırmaya davet ediyor. Bu şekilde gerçek Müslümanlardan olabileceğimizi bizlere ifade ediyor. Kişisel iman, ibadet ve ahlak faaliyetlerinden, toplumsal iman ibadet ve ahlak faaliyetlerine geçiştir. Kur’an-ı Kerimi sadece şahsımızın ruhunda değil toplumun, ümmetin ruhunda yaşaması için üzerimize düşeni yapmaktır. Kur’an-ı Kerimin hikmetlerinin bütün cemiyete ulaşmasını sağlamak ve böylece toplumsal ihya sürecine gerekli kazanımı, katkıyı sunabilmektir. Kur’an-ı Kerimi toplumun tamamında görünür kılabilmek, Cenab-ı ALLAH’ın hükümlerinin unutulmasına engel olmak ve o hükümlerin yaşatılması için üzerimize düşeni yapabilmektir. Kur’an-ı Kerimi toplumsal bir hafıza haline getirebilmektir. Bu işin en önemli hikmeti şudur. Kur’an-ı Kerimi yaşatmak, vahiyle kurulan bağın sadakasıdır ve Kur’an-ı Kerime gösterilmesi gereken sadakattir. Kur'an'ın adaletini, merhametini ve nezaketini ahlak kurallarını kurumsallaştırmak, sosyal projelerle hayata geçirmektir. Bu hizmet Kur’an-ı Kerimin güzellikleri her kalbe, her gönle, her eve, her sokağa, her topluma girene kadar sürmesi gereken kutlu bir hizmettir. Bu hizmet aynı zamanda bir bayrak yarışıdır. Bizden önceki nesiller nasıl bize Kur’an-ı nasıl dilden dile kusursuz bir şekilde ulaştırmışlarsa bizde bizden sonraki nesillere Kur’an-ı Kerim kusursuz bir şekilde ulaşsın diye gayretimiz tam olmalıdır. Bizden önceki nesiller, hafızlar, âlimler Kur’an öğretmenleri nesiller yetiştirdi, ALLAH’ın kitabının bu günlere gelmesine vesile oldular. Onların gayretleri vesilesi ile bugün bizler Yüce ALLAH’ın kelamını okuyor ve okutuyoruz. Bizlerde bu ulvi hizmeti bizden sonraki nesillere ulaştırabilmeliyiz ki sonraki nesillerde Cenab-ı ALLAH’ın kelamıyla, hikmetleriyle hayatlarını, dünya ve ahiretlerini saadete ulaştırabilsinler. Bizden sonraki nesillerin Kur’an-ı Kerimi gereği gibi okuması, anlamışı ve yaşaması için gerekli çalışmanın yapılmasıdır. Bu güzel çalışma lafızdan manaya, manadan hayata, hayatımızdan topluma ümmete uzanan kutlu bir süreçtir. Bu aynı zaman tekâmül sürecinin tamamlanmasıdır. Kur’an-ı Kerimin geliş amacı insanı yavaş yavaş olgunlaştırmak, iman ve ahlak güzelliğine ulaştırmak, Rabbimizin rızasına geden yolda onu mükemmeliyet (tekâmül) mertebesini kazandırabilmektir. Bu beş madde tam olarak yerine getirilmeye çalışıldığında Kur’an-ı Kerim tam olarak okunmuş, idrak edilmiş, Rasulullah Efendimizin güzel öğretilerine ve Yüce Kitabımızın hikmetlerine uygun hareket edilmiş olacaktır. Bu beş mertebe birbirinden koparılmadan bir bütün olarak icra edilmeye çalışılmalıdır ki bir eksiklik, kopukluk ve yanlışlık olmasın. Bu beş mertebe yerine getirilmeye çalışıldığında Müslümanın Kur’an-ı Kerim ile kurduğu bağın lafızdan başlayıp ruhun ihyasına, oradan hayatın inşasına ve oradan da toplumun ıslahına giden önemli bir yolculuktur. Bu şekilde okunan, idrak edilen, kalbimizde ve ruhumuzda yer bulan Kur’an-ı Kerim elbette nesillerimize de ulaşacaktır. Tıpkı bizden önceki nesillerin diliyle okuyup, aklıyla anlayıp, kalbiyle yoğurup, ruhuyla yaşayıp bizlere ulaştığı gibi bizden sonra ki nesillere ilahi kelamı okuyup, anlayıp, kalbimizde yoğurup, ruhumuzda yaşayıp onlara aktarmak bizim sonra ki nesiller için yapmamız gereken asli, mukaddes olmazsa olmaz bir görevdir. Bu görev ilahi kelamın her eve, her gönle, her akla girene kadar sürecek mukaddes bir görevdir.
CAFER KARA
Kur’an Kursu Öğrt
NOT: Bu yazı Diyanet İşleri Başkanlığı il Müftüsü Hüseyin DEMİRTAŞ’ın yazısından istifade edilerek hazırlanmıştır.