Mekteb-i Derviş

Directions Website Contact the place of worship

Mekteb-i Derviş Ehli Sünnet vel Cemaat Çizgisinde; İslam Dini, Gönül Dünyamızı Aydınlatan Tasavvuf ve Tarikatlar Hakkında Yetkili Ağızdan Bilgiler. BİZ KİMİZ? Allah’a iman edin.

Biz özüyle sözüyle Müslüman Türk Milletinin evladı, Alparslanların. Osman Gazilerin,Fatihlerin,Yavuzların evladıyız.Sizden biriyiz. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat'ten ayrılmamaya çalışan İtikatta İmam-ı Maturidi (r.a),amelde İmam-ı Azam Ebu Hanife(r.a)Hazretlerine, tasavvufda, tarikatda Eş Şeyh Es SeyyidGavs’ul Azam Abdulkadir Geylani (k.s) Hazretlerine bağlı kimliğe sahibiz.Bütün Ehl-i Sünnet tarikat Pirlerine ve mensuplarına saygı ve sevgisi olan,Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı bağlanmaya azmetmiş, elestbezminde verdiğimiz sözü unutmayan müslümanlarız. Sayımızın az veya çok olması önemli değil; önemli olan niyet ihlâs ve samimiyettir. Cenab-ı Mevlâ buyuruyor:"Nice az topluluk vardır ki çok olanlara galiptirler." (Bakara Suresi,249)
Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş seçkin insan Rahmet Elçisi, Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:"Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe katiyen sapıklığa düşmezsiniz; bunlar Allah’ın kitabı Kur’ân Kerim ve benim Sünnetim'dir." (Muvatta, Kader/3)
Kusurları günahları affedici Rabbimiz'dir. Duamız bizleri muvaffak etmesi, imandan sonra dalâlete düşürmemesidir. Bu anlayış doğrultusunda Kitâb, Sünnet, icmâ-i ümmet, kıyas-ı fukahâya ters düşen her türlü söz, fiil ve düşüncelerden uzağız. Duamız, Efendimiz(s.a.v) duası gibi olsun. O'na her hal ve durumda uymaya çalışalım.Zira ona uyanlar,onu sevenler kurtuluyor.
“Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne itaat edin.(Kur’an nasihatlarını) dinlediğiniz halde, Peygamberin emirlerinden yüz çevirmeyin.” (Enfal suresi, 20)
“Ey iman edenler! Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın” (Muhammed suresi,33)
“(Resulüm) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. De ki:Allah’a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirse bilsinlerki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-i İmrân suresi, 31-32)
“Kim, Allah’a ve Resulüne itaat ederse işte onlar,Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler,sıddîklar, şehitler, Salih kişilerle beraberdir. Bunlarne güzel arkadaştır.” (Nisa suresi, 69)
“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr suresi, 7)
"Ey Allah’ım, bana seni zikretmede sana şükretmede ve sana güzel ibadet etmede yardım et."(Ebu Davud/1522; Nesaî/1302; İbniHuzeyme/751; İbniHibban/2020; Ahmed, V/245)
"Dikkat ediniz; ancak Allah’ın zikriyle kalpler mutmain olur, rahat bulur/huzura erer." (er-Ra'd Suresi, 28)
“Bilesiniz ki, Allâhʼın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, îman edip de takvâya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da âhirette de onlara müjde vardır. Allâh’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.”(Yûnus, 62-64)
“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.”(el-Haşr, 19)
”Bilesiniz ki,Allah’ın dostlarına korku yoktur,Onlar üzülmeyecekler de.”(Yunus Suresi,62)
Çünkü Gavs-ul Âzam Pir Abdulkâdir-i Geylâni (k.s.) Hazretleri“Benim yolum kıyamete kadar devam edecektir” buyurmuştur.
ÖNCEKİ GÜNEŞLERİN HEPSİ BATTI VE GİTTİ
BİZİM GÜNEŞİMİZ BATMAYACAK EBEDİ! Ebubekir Tanrıkulu Hoca
Kadiriyye-i HalisiyyeHayriyye’nin
Hadimül Fukarası

05/10/2026
Kuluna şah damarından daha yakın olan Allahım!Maddi ve manevi sıkıntılarımızı rahmetinle hayra çevir.Din ve dünyamızı ma...
14/09/2026

Kuluna şah damarından daha yakın olan Allahım!Maddi ve manevi sıkıntılarımızı rahmetinle hayra çevir.Din ve dünyamızı mamur eyle.Amellerimizi salih,dualarımızı müstecap,rızıklarımızı helalinden geniş eyle.Ahir ve akıbetimizi hayr eyle.Amin,anin,ya Muin.Ebubekir Tanrıkulu Hoca.

10/09/2026

“EDEP İLEDİR KEMAL-İ ÂDEM. EDEP İLEDİR NİZAMI ÂLEM.
EDEP BİR TÂC İMİŞ NUR-U HÜDA’DAN. GİY, O TÂCI EMİN OL HER BELÂDAN.(1) Ebubekir Tanrıkulu Diy.İşl.Bşk.Emekli Uzmanı.
ElhamdulillâhiRabbil âlemin VessalâtüvesselâmüalâRasûlinâ Muhammedin ve alââlihî ve eshâbihiecmeîn.
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ ﴿4﴾Cenab-ı Hak:”Şüphesiz Habibim Muhammed Mustafa(s.a.v)sen, muazzam bir ahlâk üzeresin.” Buyurur.(Kalem:4)
Efendimiz(s.a.v)de:“Beni Rabbim terbiye etti ve en güzel bir şekilde terbiye etti. ”Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim. “Buyurmuştur.
Ebu Said Hudri (r.a): “Allah Rasûlü çadırdaki bakire kızdan daha çok haya sahibi idi. Hoşlanmadığı bir şey görmüşse, biz bunu yüzünden hemen anlardık. Der.(K.Sitte:5/295)
Herkes tertemiz, İslam fıtratı üzerine doğar. Değilse sorumlu olunmazdı. Allah, peygamber göndermez, kitap göndermezdi. Mükâfatın ve cezanın anlamı olmazdı. Ceza gören itiraz eder, Rabbim, sen beni kötü yaratmışsın, benim ne suçum var? Derdi…
Peygamberimiz(s.a.v): “Ahlakınızı güzelleştiriniz”diyor… İnsan eğitimle doğmaz, eğitimle yetişir.
Bir İslam büyüğü edebi şöyle ifade eder; “Edep, insanın eline, diline, beline sahip olmasıdır” der. İnsanın iyi insan, faydalı Müslüman olması, edepli olmasına bağlıdır. Şair şöyle demiştir:
“Edep iledir kemal-i âdem. Edep iledir nizam-ı âlem.
Edep bir tâc imiş nur-u Hüda’dan.Giy, o tâcı ‘emin ol her belâdan”
Edep, şairin dediği gibi insanın olgunlaşmasıdır. Edep, toplumda huzurun, düzenin sağlanmasıdır. Hayâlı, edepli insan, zararda görmez, zararda vermez. Edepli insan, Kur’an’ın tarif ettiği kimsedir.
Hz. Aişe (r.anha)validemize peygamber (s.a.v)ın ahlakı nasıldı? Diyenlere: “Onun ahlakı Kur’an’dı” cevabını vermiştir.
İnsanın iyi Müslüman olması, iyi ortamlarda, iyi insanlarla beraber olması, edepli ve terbiyeli insan olmasını sağlar. Kötü ortamlar, kötü insanlar ise insanı edepsizleştirir.
Edep kelimesinin çoğulu âdâb’tır. Âdâp, sosyal hayatta dinin güzel gördüğü, toplumun ortaya koyduğu kurallardır. Bunlar toplum düzenini sağlamak ve korumak için konmuştur. Edep, utanmayı, çekinmeyi gerektirir. Buna hayâ denir.
Hayâ, “utanmak” demektir. “ar” anlamına da gelir. Edep ve terbiyeye uymayan konularda rahatsızlık duymak, sıkılmak ve yüzün kızarması demektir. Hayâ sahibi kimse, açıktan günah işlemez. Kötü söz söylemez. İşlediği hata ile övünmez, kötü düşünmez. Günah işleyince, meleklerin kötülüğü yazmasından ve kendini terk etmesinden çekinir. Hayâsızlık insanın kalitesini düşürür ve manevi yolda ilerlemesine engel olur. Yaptığı kötülükten vicdanı sızlamaz, üzüntü duymaz. Allah ondan merhameti de alır.
Peygamber (s.a.v)Efendimiz: “utanmıyorsan dilediğini yap” demiştir.
Kaygusuz Abdul maneviyatı olmayan insan için şöyle demiştir:
“Şu âdem dedikleri,
El ayakta baş değil.
Âdem manaya derler.
Sûret ile kaş değil.”
Bir yerde hayâ kalkarsa, hayâsızlıklar yayılır.
Bunu Mehmet Akif şöyle ifade eder:
“Haya sıyrılmış inmiş öyle yüzsüzlük ki, her yerde.
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde.”
Abdurrahim Karakoç ise;
“- Kovuldu ülkeden ar, namus, hayâ,
Asrileştik güya uyduk modaya.
Beden açık, yüz yedi kat boya,
Sûret dinsiz, tarak deli, aynacılık,”
Kollar açık etek dizde,
Gençler zağar oldu izde,
Medeniyet budur bizde,
Güler misin, ağlar mısın?”
Açıklık ar hayâ noksanlığındandır. Örtü ise ar ve hayânın tezahürüdür. Normal insan kendini teşhir etmez.
“Allah Resûlüne soruyorlar: Ya Resûlüllah, hayâ dinden midir? AllahResûlü cevap veriyor: “Evet, hatta dinin tamamıdır. Hayâ, haramdan sakınmaktır…” buyurur. (Seçme hadisler.65)
Bir hadislerinde de: “Hayâ imandandır. Hayâsı olmayan kimsenin imanı yoktur.” Demiştir.(Seçme Hadisler.69)
İnsanın dünyası için de ahireti için de edep, en lüzumlu şeydir. Edepsizlik, insanı hayvanlaştırır. İnsanın hayvandan farkı edeptir. İnsanın davranışlarında ölçü ve edep gerekir, edepten yoksun hayat, tuzsuz yemeğe benzer. Kişinin edep ve adaba riayeti, eline, beline, diline sahip olması, kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi onun inancı ve ahlakının güzelliğindendir,
Ailenin, toplumun yok olup dağılmasına neden olan hallerden biri dehayasızlık, edepsizlik, müstehcenliktir. Tarih, yok olan milletlerin hatta imparatorlukların mezarlıkları ile doludur. Kur’an’ı Kerimde bize bunlardan haber verir. Ad Kavminin, ut Kavminin, Semud Kavminin helak oluşu. Yine tarih bize Roma İmparatorluğunun en büyük şehri Ponpeinin yok oluşunu haber verir. Bugün bile Ponpeide yapılan arkeolojik kazılarda birçok taşlaşmış insanın cesetleri ortaya çıkmaktadır.
Bugüne kadar milletimizi ayakta tutan, şanla şerefle yaşatan değerlerin kıyısından kenarından kemirenlerin sayısı artmıştır. Zaman aleyhimize işliyor. İnsanımıza zarar veren olaylar, haller her geçen gün artıyor. Açık yeri kapalı yerinden fazla. Bu ne? Denilince “Hava sıcak” mazeret hazır.
Son zamanlarda her şey her yer kirli; insan kirli, çevre kirli, kaldırımlar kirli, deniz kirli, gök kirli, yer kirli, basın kirli, ekran kirli, ses kirli, görüntü kirli, düşünce kirli. Bütün kirliliklerin sebebi, ar hayâ damarlarının çatlamış olması ve ortalığa müstehcenliğin yayılmasıdır.
Nedir müstehcenlik? Müstehcenlik: Kötü, ayıp, çirkin, iğrenç ve halkın ar hayâ duygularını inciten şey demektir. Sözlüklerde müstehcen kelimesi: Edep dışı, açık saçık diye tarif edilmiştir.
Müstehcenlik, aile millet düşmanlarının ve dünyaya hükmetmek isteyenlerin “San ’at” kılıfı içinde gizledikleri bir silahtır, imha silahıdır.
Milli şairimiz Akif’inde dediği gibi:
“Göster Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mucize:
Bir “utanma hissi “ ver, gâib hazinenden bize!”
Evet, yüce Allah, bütün canlıların arasında tek insana utanma duygusu vermiştir. İnsan utanır, insanın iffet ve namusunu korumasında, utanmasının büyük önemi vardır Hayâ, önce Hak’tan sonra halktan utanmaktır.
Sevgili Peygamberimiz(s.a.v) :“Hayâ hayır getirir.” (R. Salihın . 685)
“Utanmıyorsan dilediğini yap.” (Tecrid-i Sarih . 2002)
“Hayâ imandandır” (Seçme Hadisler. 68)
“Fuhuş bir şeyde bulunursa, onu mutlaka çirkinleştirir; hayâ bir şeyde bulunursa, onu mutlaka güzelleştirir. (Seçme Hadisler.71)
“Allah, bir kulu helâk etmek istediği zaman ondan utanma duygusunu alır. Hayâ ondan alınınca onu fenâ bir insan bulursun.” (Seçme Hadisler.72)
“Hayâ ile iman bir arada bulunur. Biri giderse diğeri de gider.” (Seçme Hadisler.76) buyurarak utanmanın önemine işaret etmiştir.
Atalarımız : “Kadını er zapt edemez. Ar (utanma duygusu) zapteder” demişlerdir.
Hayâ insanın vasfıdır. İnsanın ahlakî değerleri tahrip edilir, hayâ duygusu köreltilirse, insanın hiçbir değeri kalmaz.
Hz. Âdem(a.s) cennetten çıkarılarak yeryüzüne indirildiği zaman, Allah’u Zülcelal, Cebrail(a.s)’i ona göndermişti. Cebrail(a.s), Âdem(a.s)’e şunları söylemiş:”Cenab-ı Hak sana, birini seçmek üzere üç şey gönderdi: Hayâ, din ve akıl. Bunlardan birini seç, ikisini alıp gideceğim. Âdem(a.s) de şöyle demiş: Ey Rabbim, aklı seçiyorum.Bunun üzerine Cebrail(a.s), hayâ ile dine bakarak: Haydi gidelim, demiş. Fakat hayâ ile din: Gidemeyiz, demişler. Cebrail(a.s) sormuş: İsyan mı ediyorsunuz? Haşa! Ancak, Cenab-ı Hak bize akıldan ayrılmamayı ferman buyurmuştu.”
Allah, insanı en güzel biçimde yaratmış : “şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin” buyurmuştur. (Kalem Suresi. 4)
Allah Rasûlü(s.a.v)’de:“Sizin en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır.” (Buhari Edep . 38)
Ahlâk olmadan hiçbir şey güzel olmaz. Bizi iffetsiz, ahlaksız bir toplum haline getirmek isteyenler var. Soruyorum; iffetsiz ahlaksız hangi aile, hangi toplum, hangi millet ayakta durmuştur?
Mehmet Akif ne güzel söylemiş:
“Kızımın iffeti batmakta rezilin gözüne…
Acırım tükürüğe billahi, tükürsem yüzüne” demiştir.
Ar, hayâ toplumun sigortasıdır. Ahlaksızlaşan toplumlar yaşama şansını elde edememişlerdir.
İnsan, ahlakî değerlerini kaybettimi utanma duygusunu da kaybeder. Açılıp saçılmaktan utanmadığı içinde değerini kaybeder.
İmam-ı Gazali(r.a)şöyle demiştir: “Bir kadın edepten daha güzel elbise giymemiştir. Bir erkek de edepten daha güzel bir servet edinmemiştir.”
Utanma duygusunu Allah canlılar arasında yalnız insana vermiştir. Bu duygudur insanın şerefini, ırzını ve namusunu koruyan.
Edep sınırını aşan bazı kimseler “sen kalbe bak!” der. Kalbe Allah bakar. Hayâ, edep olmayınca, sıkıntılı bir hayat olur. Bela üstüne bela gelir. Hem sıkıntı çeker hem de etrafına sıkıntı verir. Başkalarına kötü örnek olur ve kötülük telkin eder. Her insanda aşağı yukarı, şöyle veya böyle kendini teşhir beğendirme arzusu vardır. Her insan ilgi çekmek, kendine baktırmak, kendini beğendirmek ister ve kendine hayranlık uyandırmak ister.
Vitrinde eşya ne maksatla teşhir edilmekteyse bazı kadınlar ve kızlarda kendilerini, açılıp saçılarak teşhir ederler. Psikologlar, kendini teşhir edenlerin ruhsal rahatsızlıkları olan kimseler olduğunu açıklamıştır. FransızPorfTony : “Çıplaklık sapıklıktır. Zayıf karakterli kimseler, açıklıkla kendini ispat etme ihtiyacı duyarlar. Bu duygu içinde ilgi çekmek amacıyla kendilerini teşhir ederler” demiştir. Müstehcen giyim, kadının vücudunu sergilemesi ve sınırsız özgürlük, kadını mutlu etmemektedir. Müstehcenlik, inançlı ve mazbut insanları tâciz etmektir. Genel ahlâka uygun davranmamak ise topluma saygısızlıktır.
Kadının güzelliği, bir manzaranın, bir hayvanın, bir çiçeğin, bir kuşun güzelliğinden farklıdır. Kadına başka şeylere bakıldığı gibi bakılmaz. Başka güzellikler, ruha hitap ederken, çoğu zaman tacize uğramasının nedenlerinden biri, kadının açılıp saçılmasıdır.”
“Bunalımlı Topluma Hayır” adlı kitabın yazarı Fransız Prof. TonyAnatrella, çıplaklığın tabuyu yıkmak değil, ilkelliği yüceltmek olduğunu söylemiştir.
Aynı zamanda psikanalist olan Tony, cinsellik özgürlükten öte felâkettir, çıplaklık sapıklıktır. İnsanın değerli varlığı olan ruhunu ve şahsiyetini satışa çıkarmasıdır. Açılmak zayıf karakterli insanlarda bir çeşit kendisini ispat etme duygusundan kaynaklanır. Bu güçsüzlüğün ve şahsiyetsizliğin sembolüdür. Demiştir.
Vahşet görüntüleri, vahşet fotoğrafları, başta çocuklar ve gençler olmak üzere insanımıza zarar vermektedir. Müstehcenlik ve çıplaklık ne ölçüde, ne maksatla olursa olsun kadını küçük düşürür.
23.04.1999 tarihli Sabah Gazetesi’nin bir haberinde :“Çıplaklık kadınları aptallaştırıyor: Bilim adamlarının bulgularına göre; abdal kadınlar çıplaklaşmıyor, çıplak kadınlar aptallaşıyor. Bu sonuca 350 kadına zekâ testi yapan Amerikalı psikolog ulaştı. Kadınlar tam giyimli, birde mayo, bikini ile teste tabi tutuldular. Şok sonuç: Çıplak kadınların zihinsel yeteneklerinde ani düşüş görülmüştür.”
13.08.2001 tarihli Türkiye Gazetesi’nin haberinde de :“Ünlüler bunalımda: Sinema ve müzik dünyasının pek çok ünlü ismi, yaşadıkları depresyon nedeniyle psikolojik tedavi görüyor. Yaşadıkları ayrılıklar nedeniyle depresyona giren ünlüler, tedavi altında. Şan, şöhret ve ışıltılı hayatın mutluluk vermediği ünlüler, ruhi sıkıntılarına da şifa arıyor…” İşte birçoklarının özendiği hayat…”
Vücudunu teşhir etmekten utanmayanların sonu çok acı oluyor. Ya alkol komasında, ya uyuşturucu komasında ölüyor, ya öldürülüyor. Ya da ileri yaşlarda toplum onu terk ediyor, etrafında dönen sinekler kayboluyor, kimsesizler, acizler yurtlarında hayatlarını noktalıyorlar veya akıl hastanelerinde çıldırarak ölüyorlar. Veya terk edilmiş viran yerlerde ölüp gidiyorlar.
Cenab-ı HakİsraSûresi’nin 32. ayetinde “Zina yapmayın” demiyor, “zinaya yaklaşmayın” diyor. Ateşe yaklaşanın içine düşmesi tehlikesi gibi, zinaya sebep olabilecek tahrik ve teşvik görüntüleri insanı istenmeyen işlere götürür.
Kur’an’da Allah’ın ikazı var :“İnanmış erkek ve kadınlar gözlerini harama bakmasınlar kapatsınlar.” (Nur Sûresi .31)Bu ikaza göre; günaha girmeden kendimizi kurtarmaya dikkat etmeliyiz.
Peygamberimiz(s.a.v) ne diyor : “Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle”diyor. Bakmanın günahı olduğu gibi baktırmanın da günahı vardır. Onun için; Uygun olmayan elbise, İçgıcıklayıcı ses tonu, Dikkat çekici yürüyüş, Bana baksınlar düşüncesi, edep ve iffetle bağdaşmaz.
Size şunu söylüyorum. Dikkat edin, kendinizi kollayın. Kalbinizi, gönlünüzü, hayalinizi günahla kirletmeyin. Ateşe dayanabileceğiniz kadar günah işleyin. Giyinirken, giyindirirken neye sebep olacağınızı düşünün de öyle giyinin, öyle giyindirin.
Açıklıktan melekler bile rahatsız olur. Açıklık evin bereketini ve manevi huzurunu alır götürür. Evde huzursuzluk hâkim olur, geçim darlığı çekilir.
İbn-i Abbas (r.a)ın rivayetinde, Efendimiz (s.a.v)’e bir hatun müracaat edip:”YaResûllallah, ben sâra illetine duçar oluyorum. Hem de sâra halinde açılıyorum. Allah’uTeâlâ’ya dua ediniz ki bu illeti benden izale etsin, dedi.
Rasûl-i Ekrem (s.a.v)Efendimiz kadına hitaben: Dilersen sabret, bu illet mukabilinde sana cennet verilsin. Dilersen sıhhat ve afiyetin için Allah’uTeâlâ’ya dua edeyim. Sonra o hatun: YaResûlallah böylece sabrederim. Yalnız sâra halinde açılmamam için Allah’uTeâlâ hazretlerine dua ediniz, dedi. Efendimiz(s.a.v) de o halinde açılmaması için dua buyurdular. Bakın derde razı oluyor, açılmaya hayır.
İnsanlar iki kısımdır: 1-Hayır kapılarını zorlar, hayra vesile olurlar.2-Hep şer kapılarını zorlar, şerre sebep olurlar. Biz hangisindeniz?
Mevsim, günah mevsimi, günahların herkese hücum ettiği mevsim. Dikkat etmek lâzım.
1-Tahrik ve teşhir etmemek lâzım.2-Tahrike ve teşhire kapılmamak lâzım.
Günahlar zorluyor. O zaman mânen güçlü olmak lâzım.Tahrik ve teşhircilik, insanda akıl bırakmaz, mantık da bırakmaz. Birde ilâhiikâzlarıda unutturur. Bu durumda çirkin şeyler olur. Duyarsınız, okursunuz veya görürsünüz “Neden yaptı bunu?” dersiniz. Evli kadın saldırıya uğruyor, kaçırılıyor, çocuk kirletiliyor. Neden?
Psikolog Prof. Dr. Bekir Grebene: Cinsel anarşi yaşanıyor. Ruhsal ve psikolojik bozuklukların ana faktörü, cinsel sapıklıklardır. Seks dergileri ve televizyonlar bu sapıklığı körüklüyor. Artık Türk mizahı bile müstehcenliğe dayandırılıyor” diyor.
Geçen yıl 4000 kadın üzerinde yapılan araştırmada, müstehcenliğin, kadınlara karşı şiddet uygulamayı, ırza geçmeyi, cinsi saldırıyı ve cinsi zorlamayı arttırıcı faktör olduğu tespit edilmiştir.
“Müstehcen yayın suça itiyor: Müstehcenlik zarar verici olarak tanımlanmış; ahlâkı yıktığı, saldırganlıkları arttırdığı ifade edilmiştir. (25.1.1986 Tercüman)
Müstehcenlikte tahrik vardır. Çıplaklık her zaman karşı cinsi etkilemiştir. Çünkü açıklıkta seks mesajı vardır. Açıklık akla kötü şeyler getirir, insanı kötü yola iter.
Rabbimiz, Kur’an’da : “Ey Âdemoğulları! Size ayıp yerlerini örtecek giysi, süslenecek elbiseler yarattık.” (A’raf Suresi, 26)
“Ey Âdemoğulları! Şeytan Ana babanızı ayıp, yerlerinizi açtırarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın.” (A’raf Suresi, 27)
“Ey habibim kadınlara elbiselerini giymelerini söyle. Bu onların tanınıp ezâ edilmemelerine daha uygundur.” (Ahzap Suresi, 59)emri ile elbise, dar, şeffaf, açık, dikkat çekici olmayacaktır. Bakılmasına sebep olacak şekilde giyinilmeyecektir.
Şabi şöyle der: “Öyle bir elbise giy ki; sefihler seni gözlerinde küçültmesinler, fakihler de seni ayıplamasınlar.”
Açıklığın çağdaşlıkla, medeniyetle uzaktan yakından alâkası yoktur. Tarihte insanlık medenileştikçe örtünmüştür. Açıklığın medeniyetle çağdaşlıkla ilgisinin olduğunu kabul edersek, taş devri insanı bugünkünden de açıktı. O zaman onları çağdaş mı kabul edeceğiz?DEVAM EDECEK.

10/09/2026

“EDEP İLEDİR KEMAL-İ ÂDEM. EDEP İLEDİR NİZAMI ÂLEM.
EDEP BİR TÂC İMİŞ NUR-U HÜDA’DAN. GİY, O TÂCI EMİN OL HER BELÂDAN.(2) Ebubekir Tanrıkulu Diy.İşl.Bşk.Emekli Uzmanı..
KARDEŞLERİM! Örtünme emrinde hikmetler vardır: Tesettür, kadını korur; iffeti korur fitne kapısını kapatır.
Trafikte emniyet kemeri takılır, bir de gece yol kenarlarına yanan lambalar yerleştirilmiş, işaretler konmuştur. Neden? Emniyet ve korunmak için… İnsan için elbisede öyledir. İnsanı kem gözlerden korur. “Örtü sıkıntıya düşmemeniz için daha uygundur” diyor. Kur’an. Buna göre: “Ben Müslümanım, ama örtünmüyorum” düşüncesi çelişkilidir.
Cenab-ı Hak, her şeyi bir zar, bir kabuk, bir örtü içerisinde yaratmıştır. Zarsız, kabuksuz, örtüsüz tek bir canlı yoktur. Meyvaları kabuklarla örtmüştür. Biz yiyeceklerimizi bozulmasın diye kapalı kaplar içinde saklarız. Sırlarımızı gizlemek için kapalı zarflar içinde göndeririz. İffeti, namusu korumanında yolu utanmaktır, örtünmektir.
Tahrikten uzak durmak iffetli insanların işidir. Peygamber(s.a.v)Efendimiz: “Bazı kadınlar vardır ki, giyinmiş gibidirler fakat çıplaktırlar, diğer kadınlara kötü örnek olurlar” buyurmuştur. (Riyaz-üs’salihın .3/1664)
Cinsi duygular, tahrik olmazsa insanı günaha sokmaz tahrikle uyanan yılan gibi olur, günaha zorlar. Nasıl insan öfkelenince normal davranmıyorsa, nefsi şaha kalkan da normal davranamaz. Kendine hâkim olamaz. Müstehcenlik, insanlara zarar veren bir konudur. Bu açıdan suç sayılmalıdır. Kanun çıkararak, tedbirler alarak mutlaka önlenmelidir.
Her şeyin mutlaka bir çaresi ve önleme yolu vardır. Kapalılığın, başı örtmenin önüne geçilmeye çalışılıyor da müstehcenliğin önüne niye geçilmeye çalışılmasın? Örtünmek tehlikeli görülüyor da çıplaklık neden tehlike olarak görülmesin.
Gidişat tehlikeli. Böyle giderse, zarar gören çok olacaktır. Aslında Anayasanın 5. maddesinde : “İnsanın manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama görevi verilmiştir. 41. maddede “Ailede kutsal” sayılmıştır. Bugün bu konuda başka ülkeler bizden çok ilerdedir. Sansürün alası vardır. Müstehcen yayınlara izin verilmiyor
Devlet, insanımızı korumakla görevlidir. Rezaletlere, kepazeliklere, yıkıcı yayınlara, aldatıcı reklâmlara, devleti yönetenler bir vatandaş gibi seyirci kalamaz, aczini ifade edemez. Zira o, icraat adamıdır. Oturduğu makam, zevk ve safa sürme yeri değil, sorumluluk yeridir.
Devlet adamı, insanımızı korumasız bırakamaz. Zehirli, sağlıksız gıda imal edene de, o gıda ile sağlığı bozulana da kendi haline terk edemez. Bir baba evladını nasıl tehlikelerle baş başa bırakabilir? Nasıl yok oluşa terk edebilir? Devlet de babadır. Görevini yapmalıdır. “Beğenmiyorsan kapat” bu çare değil. Söylenecek söz de değildir.
Bir şeyi durdurmak, önlemek, zararı def etmek, yeni nesli korumak aslında zor bir iş değildir. Böyle şeyler mümkün olmasaydı yaratan insanı sorumlu tutar mıydı?
Bugün her zaman olduğu gibi en büyük görev insanımızın kendine düşmektedir. Devlet üzerine düşen görevini yapmazsa, elbette insan kendini, çocuklarını ve insanlık onurunu korumanın yollarını arayacaktır. Aramayacak olursa onun işi bitmiş demektir.
Bize düşen, tepki göstermektir, meşru yollarla, seviyesiz yayınlara karşı çıkmaktır. En azından o saatlerde düğmeyi kapatmaktır. Elle yapacağımız budur. Dille de mektupla, telefonla nasıl yayın istediğimizi anlatmaktır. Kalben buğzetmek de bunun devamıdır.
Çocuklarımız için de dikkati başka yerlere çekebiliriz. Çocuğumuzu, eşimizi, dostumuzu inancımıza, kültürümüze ters düşen, yüz kızartıcı yayınlar yapan kanalları seyretmemeye davet etmeliyiz.
Sohbet, ibadet, okuma ve yararlı uğraşılarla tüm yayınları izleme hastalığından kendimizi ve başkalarını kurtarabiliriz.
Kendimize gelelim. İnsanın başını yere eğmesine neden olan kanallar, inançlı ve namuslu olduğunu iddia eden kimselerin ve ailelerin seyredeceği kanal olamaz. Nemelazımcılıktan, tepkisiz olmaktan kurtulmak, varlığımızın ve geleceğimizin teminatı olacaktır. Bir yandan meşru bir şekilde tepki göstermeliyiz, bir yandan da çocuklarımızı, ailemizi, ahlak ve inancımızı korumalıyız.
Rabbimiz emrediyor : وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿104﴾“Sizden hayra çağıran iyiliği emredip, kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir:” (Ali İmran Suresi, 104)
Nadir b. Hâris müstehcen, israiliyat masallar içeren kitaplar getirir, Mekkelilere şöyle der: Muhammed(s.a.v), Ad Semut kavimlerinin masallarını anlatıyor. Bende size Rum, Acem masallarını anlatan kitaplar getirdim. Bunları okur eğlenirsiniz” der. İnsanları Kur’an okumaktan alıkoymaya çalışırdı.
Cenab-ı Hak, LokmanSuresinin 6. ayetini indirdi.” İnsanlardan öylesi vardır ki herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonrada onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”
Allah (c.c.) iyiliği de unutmaz, kötülüğü de unutmaz. “Kim zerre kadar iyilik yaparsa mükâfatını verir, kim de zerre kadar günah işlerse cezasını verir.” Allah rahmandır, rahimdir. Ama bir de Züntikamdır. Hesap sorar intikam alır, cezalandırır.
Yetkililerin, hasta ruhlu, kimliksiz nesillerin yetişmemesi için tedbir almalarını diliyoruz. Her anayı, babayı düşünen ve insanlık onuruna sahip herkesi, özellikle ilim adamlarımızı üzerlerine düşen milli, insani görevleri yerine getirmelerini bekliyoruz.
Gelecek endişesi taşıyan herkes, üzerine düşeni yapmalıdır. Yoksa herkes zarar görecektir. Çünkü batırılmak istenen geminin içinde biz de varız. Gelin kendimizi de gemiyi de batırmak isteyeni de kurtaralım. Manevi değerleri tahrip eden, insanımızı tahrik eden her şeye karşı çok hassas olmalıyız. Ahlaksızlığın sanat yönü olmaz, özgürlüğü de olmaz.
Üzerimize düşen görevi yapalım. Bozulmanın, yozlaşmanın telafisi olmuyor. Bozulmayı önleyelim, yozlaşmanın önüne geçelim. Zaman zaman yetkilileri de göreve çağıralım…
Bu millet iyileride unutmaz, kötüleri de, iyiliği de unutmaz, kötülüğü de unutmaz. Hizmet edeni de unutmaz, ihânet edeni de unutmaz. AllahRasûlü(s.a.v): “İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır” buyurur. Allah hepimizi hayır kapılarını çalanlardan etsin.
İslam’da pişmanlık vardır, tövbe vardır, değişme vardır. Değişen insanlar bunun örneğidir. Bir de her kötü alışkanlık sonradan kazanılır, istenirse bırakılır. Kötülüklerle mücadele, hastalıklarla mücadele gibidir. Nasıl belirli yöntemlerle mikroplar öldürülüyor, hastalıklar tedavi ediliyorsa, ahlaksızlıkları gidermekle de böyledir…
Çocuklarımız bizlere Allah’u Zülcelâl’in bir emanetidir. Onları iyi terbiye etmek, dinini diyanetini öğretmek, onlara güzel örnek olmak, helal lokma yedirmek, edepli ve hayâlı olmayı aşılamak başlıca görevimizdir. Ne verilmiş de çocuk kabul etmemiştir. Çocuk boş kap gibidir. Ne katılırsa onunla dolar. Hamur gibidir. Nasıl şekil verilirse öyle şekil alır. Tacizci, tecavüzcü, sapıklardan korumak, iffetli ve namuslu bir şekilde yetişmesini sağlamak, analık babalık görevidir. Cinsi terbiye, acele edilmeden, doğru bir şekilde, edep dairesinde verilmelidir. Çocuğun kafası küçük yaşta karıştırılmamalı, nefsi şeylere meylettirilmemelidir. Karşı cinsle oyunu, arkadaşlığı, konuşması ölçülü olmalıdır. Değilse, kadınsı erkekler, erkeksi kadınlar yetişir. Oyuncağı, yiyeceği, eşyaları kendi cinsiyetine uygun olmalıdır. Yani kızı, kız olarak yetiştirip terbiye etmeliyiz. Erkeği de erkek gibi yetiştirip terbiye etmeliyiz. Cinsel eğitimden önce iffet eğitimi verilmelidir. Ana baba iffet örneği olmalıdır.
Çocuklarımız sanal pornonun penceresindedir. Bugün çocuk pornosu içerikli yüz binlerce site bulunuyor. Bunlar şer güçlerin desteği ile hazırlanıyor. Fuhuş sektörü, küçücük çocukları tuzağına düşürüp pazarlıyor.
Yavrularımız kendini koruyacak inanca ve iradeye sahip değil. Bilgisi de yok. Evlât acısı çekmemek için gereken bilgi ve eğitim mutlaka verilmelidir. Bir tarafta “günaha girerim” korkusu ile korunanlar, bir tarafta da günahtan korkmayanlar. Niçin böyle? İşte terbiye ve eğitimin farkı bu…
Ahlâki çöküntü ile birlikte, muzır, müstehcen yayınlarda da patlama olmuştur. Daha önce az satan gazete, dergi, kitap satışlarını arttırmıştır. Daha az seyredilen televizyonlar sıçrama yapmıştır. Pembe diziler revaçta.Eğiticilik, öğreticilik, televizyonun asli görevidir. İnsanımız, hele çocuklarımız yanlışını onunla düzeltmeli, bilmediğini ondan öğrenmelidir. TV ne yazık kı asli görevini unutmuş, maalesef eğitim aracı olmaktan çıkmıştır. Milletimizin ahlâkını yok etmeyi, inancı ile alay etmeyi, insanımıza özünden kopararak yabancılaştırıp, yabancı kültürlerin taşıyıcısı hale getirmeyi görev edinmiştir.
TV kanallarının insanımıza çevrilen bir silah olmaktan çıkarak, inancımıza ve ahlakımıza saygılı olması ve eğiticilik görevini yapması en tabii dileğimizdir. Ailesine, milletine, vatanına ve kültürüne bağlı bir nesil yetiştirmek hepimizin, herkesin görevidir. Bu konuda en büyük yardımcımızın da TV olması gerekirken maalesef TV, öyle bir nesil yetiştiriyor ki, temelden köküne yabancı; hiçbir değer ve hiçbir ölçü tanımıyor. Çıldırtacak yayınlarla gençleri evinden barkından ediyor, sokağa atıyor, bataklığa itiyor.
Bugün okullardaki başarısızlıkların ve gençlerin işledikleri suçların sebepleri araştırılsa, eminim televizyon birinci sırayı alacaktır. Çıldırtan müzik, müstehcenlik, gençlerdeki kişilik bozukluğunun sebebidir. Çete kuran, şiddetten hoşlanan ve sokakta öpüşen, köpek zevkine sahip gençlerin sayısı kendiliğinden artmıyor. Bugün artan soygun, saldırı, tecavüz olaylarının içki ve uyuşturucu artışının en büyük tahrikçisi televizyon değil midir? Basın organları da iğrenç resimler ve çirkin satırlarla dolu. Ekmeğe sarılmış gazeteler bile bakılası değil. Günümüzün gazetecilik anlayışı bu. Dergilerimiz ve gazetelerimiz, kadını metâ olarak ele almayı, müstehcen resimler basmayı, gazetecilikmiş, dergi çıkarmakmış gibi görüyor, vazifesinin bu olduğunu zannediyor.
Bugün ne yazık ki basının büyük bir kısmı yıkıcı ve müstehcen yayın yapmaktadır. Basın, hürriyetini kötüye kullanmaktadır. Eğitim öğretim yapması gerekirken, çanak-çömlek vermektedir. Başka ülkelerde dergi-gazete kavramı bizimkinden çok farklıdır. Açık saçık müstehcen, leş kokan basın organları halk tarafından alınmayıp protesto edilmekte ve halk nasıl bir basın istediğini bu tavırla ortaya koymaktadır.
Şu anda Türkiye’de 50’ye yakın er**ik dergi var, gizli satılanı bilinmiyor.. %99’u Müslüman olan bu ülkede ne yazık ki müstehcenlik besleniyor, hem de Müslümanlar tarafından…
DEVAMI VAR…

Address

Belören
Ankara

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mekteb-i Derviş posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Place Of Worship

Send a message to Mekteb-i Derviş:

Shortcuts

Share