Hacilar CAMİİ

Hacilar CAMİİ Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Hacilar CAMİİ, Mosque, AVSALLAR, Alanya.

Avsallar Hacılar Mahallesinden Mehmet Aksoy vefat etmiştir.Cenazesi Saat 10:00 da Hacılar mezarlığına defnedilecek.Merhu...
17/06/2024

Avsallar Hacılar Mahallesinden Mehmet Aksoy vefat etmiştir.Cenazesi Saat 10:00 da Hacılar mezarlığına defnedilecek.Merhuma Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı dileriz

AVSALLAR HACILAR MAHALLESİNDEN SÜLEYMAN AKSOY VEFAT ETMİŞTİR MERHUMA ALLAHTAN RAHMET YAKINLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLERİM
09/05/2020

AVSALLAR HACILAR MAHALLESİNDEN SÜLEYMAN AKSOY VEFAT ETMİŞTİR MERHUMA ALLAHTAN RAHMET YAKINLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLERİM

HACILAR CAMİMİZİN ÇATISINIDA YAPTIRDIK ALLAHA ŞÜKÜR ALANYA BELEDİYESİNE VE BAŞKAN YARDIMCIMIZ ADEM ER  DEN ALLAH RAZI OL...
22/09/2017

HACILAR CAMİMİZİN ÇATISINIDA YAPTIRDIK ALLAHA ŞÜKÜR ALANYA BELEDİYESİNE VE BAŞKAN YARDIMCIMIZ ADEM ER DEN ALLAH RAZI OLSUN

HACILAR CAMİİ BUGUNDE BU İŞİ YAPTIK SIRA ÇATIDA
15/07/2017

HACILAR CAMİİ BUGUNDE BU İŞİ YAPTIK SIRA ÇATIDA

AVSALLAR FATİH CAMİİ YAZ KURANKURSU
15/06/2017

AVSALLAR FATİH CAMİİ YAZ KURANKURSU

AVSALLAR HACILAR MAHALLESİ MUHTAR BİLAL ERSOY'UN BABASI İSMAİL ERSOY VEFAT ETMİŞTİR.MERHUMA ALLAH'TAN RAHMET YAKINLARINA...
21/03/2017

AVSALLAR HACILAR MAHALLESİ MUHTAR BİLAL ERSOY'UN BABASI İSMAİL ERSOY VEFAT ETMİŞTİR.MERHUMA ALLAH'TAN RAHMET YAKINLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLERİM.

21/11/2016

SELAMLAŞMA



AYET :NİSA SURESİ – 86. AYET



وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْبِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيباً:



MEALİ :



“Bir selâm ile selâmlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeli ile selâmlayın yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.” (NİSA SURESİ – 86. AYET)



Medenî bir insan olarak çevremizde yaşayan kişilerle sosyal ilişkilerimizde gözetmemiz gereken ahlâkî kurallardan biri de selâmlaşmadır. Selâmlaşma aynı zamanda sevgili Peygamberimiz (SAV)’in bizlere sünnet olarak bıraktığı en güzel hediyedir. Biz bu güzel hediyeyi, o güzel insanın güzel sözleriyle açıklamaya çalışalım.

Selâm; esenlik, barış, maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulup rahatlamak demektir. Dinî terim olarak selâm; Müslümanların karşılaştıkları zaman, birbirlerine karşılıklı olarak sağlık ve esenlik dileklerini sunmaları, birinin diğerine “Selâmün aleyküm” (Selâm sizin üzerinize olsun, Allah her türlü kazadan ve belâdan korusun) demesi; diğerinin ise: “Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” (Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de üzerinize olsun) diyerek birbirlerine yaptıkları duadır. Müminlerin birbirlerine yaptıkları dualar Allah katında çok değerlidir.



SELAMIN ÖNEMİ



Nitekim Yüce Allah selâm konusuna büyük önem vermiş ve selâmlaşma ile ilgili birtakım prensipler koymuştur:



وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْبِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيباً:



“Bir selâm ile selâmlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeli ile selâmlayın yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.” (NİSA SURESİ – 86. AYET)

Ayrıca Hz. Peygamber (SAV) de, birçok hadislerinde selâmın önemi ve yaygınlaştırılmasının gereği üzerinde durmuştur. Bir sahabe Hz. Peygamber (SAV)’e: “İslâm’ın hangi işi daha hayırlıdır.” diye sorduğunda, Rasülullah (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selâm vermendir.”

Yine Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurmuşlardır:

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe, olgun bir imana sahip olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz; bir şeyi haber vereyim: Aranızda selâmı yayınız!”

“Şüphesiz ki, Allah katında insanların en iyisi, önce selâm verendir.”

Hadisinden ise, selâm vermede acele etmenin daha sevap olduğu anlaşılmaktadır.

Gerek ayetlerden ve gerekse hadislerden anlaşıldığına göre; selâmı yaymak, insanlar arasında dostluk, sevgi ve barışın yaygınlaştırılması, Müslümanların kalplerinin birbirlerine ısındırılması bakımından son derece önemlidir. O hâlde, İslâm toplumunda dost ve ahbaplarla, arkadaş, tanıdık kısaca bütün Müslümanlarla sevgi, saygı ve samimiyet duygularının geliştirilebilmesi için, karşılıklı olarak selâm verip-almak gereklidir. Zira Rasülullah (SAV) bu konuda şöyle emir buyurmuşlardır:

“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle cennete girersiniz.”

Selâmın dinimizde ne kadar önemli yer tuttuğunu göstermesi bakımından şu hadisi şerif çok anlamlıdır. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmuşlardır:

“Allah Teâlâ, Âdem (AS)’i yaratınca ona: Git şu oturmakta olan meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır, buyurdu. Âdem (AS) meleklere: “Es–Selâmü aleyküm,” dedi. Melekler; “Es–Selâmü aleyke ve rahmetullah, karşılığını verdiler. Onun selâmına “ve rahmetu’llâh”i ilâve ettiler.”

Hadis-i şerifte açıkça görüldüğü gibi Allah Teâlâ, Hz. Âdem (AS)’a cennette selâmlaşmayı öğretiyor. Bu aslında onun çocuklarının yeryüzünde nasıl selâmlaşacaklarının öğretilmesidir. İnsanlığa ilk öğretilen görgü kurallarından biri olan selâmı, Âdem (AS)’ın zürriyetinden Müslüman olanlar sürdürdüler. Peygamberimiz (SAV) de bunu yaygınlaştırarak sürdürmemizi bizlere emir buyurdular.

Ebu Umâre Bera İbni Âzib (RA) şöyle demiştir: “Rasülullah (SAV) bize şu yedi şeyi emretti: Hasta ziyaretini, cenazeye iştirak etmeyi, aksırana hayır dilemeyi, zayıfa yardım etmeyi, mazluma yardımcı olmayı, selâmı yaygın hâle getirmeyi ve yemin edenin yemininin yerine gelmesini temin etmeyi.”

Cennette selâmlaşma İslâm dini selâmlaşmaya o kadar önem vermektedir ki, cennette dahi Müslümanlar karşılaştıklarında birbirleriyle selâmlaşacaklardır. Hatta cennette melekler dahi onlara selâm verecektir. Allah Teâlâ söyle buyurmuştur:



وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَىالْجَنَّةِ زُمَراً حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ:



“Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: “Selâmün aleyküm, tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya, derler.” (ZÜMER SURESİ – 73. AYET)



الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ بِمَاكُنتُمْ تَعْمَلُونَ:



“Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat hâlde alırlar. Kendilerine “Selâmün aleyküm” yapmış olduğunuz güzel işlerin mükâfatı olarak cennete girin...” derler.” (NAHL SURESİ – 32. AYET)

Selâmlaşmanın şekli Peygamberimiz (SAV) ve sahabe-i kiram birbirleriyle karşılaştıkları vakit selâm verirlerken “es-selâmü aleyküm” alırlarken de “ve aleyke’s-selâm veya ve aleykümü’s-selâm” cümlelerini kullanarak selâmlaştıkları bütün hadis kaynaklarında yer almaktadır. Ayrıca selâm verirlerken “harfu’t-tarif=belirlilik takısı” kullanmadan “selâmün aleyküm” şeklinde de verdikleri olmuştur. Şu hadis-i şerifte selâm verme ve almanın nasıl yapılacağı bildirilmektedir.

İmran İbni Husayn (RA) şöyle dedi: “Nebi (SAV)’e bir adam geldi ve: es–Selâmü aleyküm, dedi. Hz. Peygamber (SAV) onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebi (SAV): “On sevap kazandı.” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da: es–Selâmü aleyküm ve rahmetullah, dedi. Peygamberimiz (SAV) ona da verdiği selâmın aynıyla mukabelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Hz. Peygamber (SAV): “Yirmi sevap kazandı.” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve: es–Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Hz. Peygamber (SAV) o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz (SAV): “Otuz sevap kazandı.” buyurdular.”

Bu hadis-i şerif, Peygamber Efendimiz (SAV)’in huzurunda gerçekleşen selâm alma ve iade etme şekilleri ile fazilet açısından üstünlüklerini ortaya koymaktadır. “es–Selâmü aleyküm” cümlesiyle on sevap kazanılırken, ilâve edilen her lafza karşılık, Allah katında on sevap daha artırılıyor.



وَإِذَاجَاءكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءاًبِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ:



“Ayetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selâmün aleyküm Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tövbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir.” (EN’AM SURESİ – 54. AYET)

Bu ayet-i kerime, Müslümanlara selâm vermesini emrediyor. Bu ise, selâmlaşmanın dinimizde ne kadar önemli ve faziletli bir iş olduğunu ifade eder.

Sahabeden Kelde b. Hanbel Peygamberimiz (SAV)’e gelerek o, evde iken izin istemeden içeri girer ve selâm vermez. Rasülullah (SAV): “Çık, önce es–Selâmü aleyküm de, sonra gireyim mi diye sor?” buyurdu. O da es–Selâmü aleyküm, girebilir miyim? Der. Bunun üzerine Nebi (SAV) ona izin verir, o da içeri girer.”



SELAM YERİNE BAŞKA KELİME VEYA CÜMLE KULLANMA



Her milletin bir selâmlaşması vardır. İslâm milletinin selâmlaşması da karşılaştıklarında “-es-selâmü aleyküm-” cümlesi ile olan selâmlaşmadır. Zira Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmuşlardır: “ Önce selâm sonra kelâm” gelir.”

Selâmın yerini “merhaba, günaydın, tünaydın, hayırlı günler vb.” kelime veya cümleler dolduramaz. Ancak selâm verdikten sonra bu kelimeleri kullanmakta sakınca yoktur. Örneğin “yer genişliği” anlamındaki “Merhaba” selâmlama değil bir ağırlama terimidir. Bu itibarla gelen birisine “merhaba” denir. Yani; darlık çekmeyesin, geniş olasın, rahat edesin... Şeklinde gelene karşı önem verildiğinin ve onlar için değerli olduğunu ifade sadedinde bir ağırlama tarzıdır ki, Anadolu’muzda yaygın bir âdettir. Görüldüğü gibi bu anlamdaki bir kelimeyi, uzaktan gelenin selâm olarak söylemesinin anlamı yoktur. Gelen, elâm verir. Bulunanlar selâmı “aynen, ya da daha güzeli ile” iade ederler.

Sonra da “merhaba” derler. Bu, işaret ettiğimiz gibi onu ağırlamak ve ona iltifat olmuş olur. “Merhaba” terimi, bu anlamda Rasülullah Efendimiz (SAV) tarafından da çokça kullanılmıştır. Abdü’l-Kays kabilesinin elçileri (Bahreyn taraflarından) Peygamberimiz (SAV)’in huzuruna geldikleri zaman: “Siz kimlerdensiniz?”yahut “Nerenin elçilerisiniz?” diye sordu.“Biz Rebîa (kabilelerin) deniz.” dediler. Peygamberimiz (SAV) de kendilerine: “Merhaba = Hoş geldiniz, (Allah sizi) utandırmasın, pişman etmesin.” buyurdu…

İslâm âlimleri de bunlara dayanarak, gelenin selâmı alındıktan sonra ona “merhaba” demenin de müstehap olduğu hükmünü çıkarmışlardır.

Anadolu’muzun hemen her yerinde, sünnetten kaynaklanan bu güzel uygulama devam etmektedir. Bir gelenek olarak değil de, sünnette yer aldığını hesaba katarak söylenmesi hâlinde söyleyene sevap da kazandırır. Selâmlaşmanın hükmü Müslümanlar arasında, bir dostluk ve iyi niyet işareti olan selâmı vermek sünnet; almak ise farzdır. Bu hüküm, selâmın müminler arasında ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Selâm verilir ve alınırken sesli olarak alınıp verilmelidir.



SELAMLAŞMA ADABI



Hz. Peygamber (SAV)’in selâm ile ilgili uygulamaları şöyledir: “Küçükler büyüklere, binekli atlı veya arabalı olanlar yayalara, yürüyenler, oturanlara; arkadan gelenler yetişince öndekilere; iki grup karşılaştığı zaman, az olanlar çok olanlara önce selâm verirler.”

“Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selâm verir.” Buhari’nin bir rivayetinde: “Küçük büyüğe selâm verir” ilâvesi vardır.

Kalabalık toplumlar arası selâmlaşmada ise, grubun birinden bir kişinin selâm vermesi, diğer gruptan da bir kişinin alması yeterlidir. Şayet gruptan hiç kimse selâmı almazsa, o grupta bulunan herkes günahkâr olur.



AYRILIŞ SELAMI



Ayrıca İslâmî adaba göre gruptan ayrılırken de ayrılan kişi tarafından selâm verilmesi sünnettir. Peygamberimiz (SAV) toplumdan ayrılan kişinin de girerken selâm verdiği gibi, çıkarken de selâm vermesini tavsiye etmişlerdir. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir.”

SELAM GETİRME



Bir kimseden selâm getiren birisine: “Aleyhi ve aleyke’s-selâm!” şeklinde cevap verilir. Bir mektuba yazılmış bir selâm için ise: “Ve aleyke’s-selâm” denilir yahut cevabı mektupta bu ifade yazılır.

EV HALKINA SELAM



Selâm, yalnızca dışarıda, sokakta, iş yerlerinde verilip-alınmaz; evde de selâm verilip alınmalıdır.

Nitekim Allah Teâlâ söyle buyurmuştur:



فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون:



“Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selâm verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size ayetleri böyle açıklar.” (NUR SURESİ – 61. AYET)

Görüldüğü gibi kişi başka kişilerin evlerine girdiğinde değil, kendi evine girdiğinde de evde bulunanlara selâm verir. Evde bulunan kişiler de baba, eş, çocuklar veya yakınlar vb. selâmına mukabelede bulunurlar.

Peygamber Efendimiz (SAV) bu konuda da, yanında büyüttüğü Enes (RA)’a söyle buyurmuştur:

“Oğlum! Ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun.”

Böyle davranmakla, karşılıklı olarak Müslümanların birbirlerine sağlık, huzur, barış ve esenlik dilemesi gerçekleşmiş olur. Bir aile ve toplum fertlerinin, birbirlerine bundan daha iyi dilekte bulunmaları düşünülemez.



KİMLERE SELAM VERİLİR?



Yukardan beri izah ettiğimiz gibi, Müslüman erkekler birbirlerine, Müslüman kadınlar da birbirlerine selâm verirler. Bunların dışında, çocuklara ve kadınlara da selâm verilir.

Enes (RA), çocuklara rastladığı zaman onlara selâm verir ve Rasülullah (SAV) böyle yapardı, derdi.

KADINLARA SELAM



Fitne korkusu söz konusu olmayan durumlarda kadınlara özellikle de yaşlı hanımlara selâm vermekte bir sakınca yoktur. Aksi takdirde selâm vermeyip susmak daha güzeldir.

Sehl İbni Sa’d (RA) söyle demiştir: “Aramızda bir kadın –bir başka rivayette yaşlı bir kadın– vardı. Pazı köklerini alır, onları güvecin içine koyup pişirir, biraz da arpa öğütürdü. Biz cuma namazını kılıp döndüğümüz zaman ona selâm verirdik. O da hazırladığı yemeği bize ikram ederdi.”

Burada sahabe-i kiramın cumadan sonra bir hanım efendiye uğradıklarını, ona selâm vermek ve onun ikramını almanın kendilerini sevindirdiğini bildiriyor. Bizler de fitne korkusu olmayan yerlerde selâm verebilir, alabiliriz. Bu konuda âlimlerin çeşitli görüşleri vardır. Esma Binti Yezîd (RA) şöyle dedi: “Kadınlarla birlikte otururken, Nebi (SAV) yanımıza uğradı ve bize selâm verdi.”



KİMLERE SELAM VERİLMEZ?



Selâm verildiği takdirde alamayacak durumda olanlara ise, selâm vermek doğru değildir. Meselâ, namaz kılanlara, Kur’an-ı Kerim okuyanlara, hutbe dinleyenlere, ilimle meşgul olanlara, yemek yiyenlere selâm verilmez. Dolayısıyla bu durumda iken verilen selâmı almamanın bir sorumluluğu yoktur.

Sonuç olarak selâm, Müslümanların hayatlarının bir parçasıdır. Onu yaymak, âdab ve kurallarına uyarak fiilen selâmlaşmada örnek olmak Müslüman için vazgeçilemez bir sünnettir. Selâmı vermemek, onu topluma yaymada üzerine düşeni yapmamak İslâm’ın selâmlaşmaya verdiği önemi anlamamaktır.

Peygamberimiz (SAV)’in selâma verdiği önemi belirten iki hadisi şerifle konumuzu noktalayalım:

“Asıl cimri, selâm vermede cimrilik edendir.”

“Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.”



KAYNAK :DİYANET AYLIK DERGİ

AVSALLAR BELEDİYESİ  HACILAR MAHALLESİ ÇANAKKALE ŞEHİDİLAKAB: TANACI OĞULLARIBABA ADI: MEHMETADI:MUSTAFA ALAY: 34TABUR: ...
17/03/2016

AVSALLAR BELEDİYESİ HACILAR MAHALLESİ ÇANAKKALE ŞEHİDİ
LAKAB: TANACI OĞULLARI
BABA ADI: MEHMET
ADI:MUSTAFA
ALAY: 34
TABUR: 3
BÖLÜK: 12
KOLORDU: 4
HARP: 1. DÜNYA SAVAŞI
CEPHE: ÇANAKKALE CEPHESİ

02/01/2016

MEZARLIK ADABI
Fıkıh Köşesi

Bu bölümde siz sevgili ziyaretçilerimize İslam dinine göre Cenazenin tanımı, cenazenin yıkanması, kefenlenmesi, cenaze namazı, cenazenin taşınması, defnedilmesi ve kabir adaplarının tanımlarını göreceksiniz.

Bu sayfadaki bütün bilgiler Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Web sitesinden alınmıştır.

Cenazenin Tanımı Gömülmemiş ve gömülmeye hazırlanmış insan ölüsü. Ölüyü gömmek için yapılan tören ve işlemlerdir. İslâm bu tören ve işlemler ile ilgili olarak bazı emir ve nehiyler getirmiştir. Genellikle bunlar sünnet ile sabit olan ve Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bizzat uygulanan ve bize kadar intikal eden hususlardır. Ölüm döşeğinde can çekişme durumunda olan kimseyi -kendine zorluk olmazsa- yüzü Kıbleye karşı gelmek üzere sağ tarafa çevirmek sünnettir. Başını biraz yükselterek sırtı üstüne yatırmak da caizdir.

Hasta can çekişiyorken ve gerçekten mümin birisi ise ona yardımcı olmak, yakınları için bir gereklilik ve ayrıca da sevaptır. Onun için yanında "kelime-i şehadet" getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır:"-Ölülerinize, Lâ ilâhe illallah "ı telkin ediniz. Zira ölüm halinde onu söyleyen (bir mümin)'i bu kelime Cehennem'den kurtarır. " "Son sözü Lâ ilâhe illallah olan kimse Cennet'e girer. " (Müslim, Cenâiz, 1-2; Ebû Davud, Cenâiz, 16) Hastanın yanında şehadet getirilir ki o da hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrar ile sen de yap denilmez. Zira o anda zor bir durumdadır. Ona zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa da söylese yeter. Bu telkini, hastayı sevenlerden biri yapmalıdır. Maksat hastada isteksizlik uyandırmamaktır.

Hasta vefat edince ağzı kapatılır. Bir bez ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına getirilir. Bunu yaparken şu dua okunabilir:"Bismillâhi ve alâ milleti rasülillâh. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi mâ ba'dehû ve es'id bi likaike vec'al mâ harace ileyhi hayran mimâ harace anhu. "Manası: "Allah'ın ismiyle ve Rasûlullah'ın milleti (dini) üzerinde olsun. Allah'ım, onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için çıkanı, kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle."Sonra ölünün üstüne bir örtü çekilir. Öldükten sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekruhtur. Öldüğü iyice anlaşılınca hemen yıkanır.

Cenaze'nin Yıkanması
Yıkayacak kişi eline bir bez sardıktan sonra, ölünün avret yerini yıkayıp temizler. Bundan sonra ölüye bir abdest aldırır. Abdest aldırırken ağzına, burnuna su vermez, parmaklarıyla mesheder. Yüzünü, kollarını yıkar, başını mesheder ve ayaklarını yıkar.Bundan sonra ölünün üzerine su dökülür, başı ile bedeni sabunlu su ile temizce yıkanır, sonra sol tarafına çevrilerek sağ tarafı yıkanır. Bundan sonra sağ tarafına çevrilerek,sol tarafı iyice yıkanır. Her âzâyı yıkarken üç defadan az yıkamamak sünnettir. Suyun zor ulaşacağı organlar yıkanırken ovularak yıkanmalıdır. Bundan sonra yıkayan kimse cenazeyi oturtur gibi kaldırıp, kendisine doğru yaslayarak karnını ovalar; altından bir şey çıkarsa, sadece orasını yıkayıp temizler, tekrar abdest aldırmaz ve yeniden bütün vücudu yıkamaz. Böylece yıkama işlemi biten bir ölü havlu veya benzeri şeylerle kurulanır ve kefenlenir. Sonra başına, yüzüne ve sakalına güzel kokular sürülür, secde yerlerine kâfûr dökülür. Yıkanırken ölünün saç ve tırnakları kesilmez. Ölünün kapalı bir yerde yıkanması daha iyidir. Ölüyü, kendisine en yakın bir kimse veya ahlâki iyi olan ve cenaze yıkamasını iyi bilen birinin yıkaması gerekir. Kadın kocasını yıkayabilir. Fakat, yıkayacak hiçbir kadın bulunmamak gibi bir mecburiyet olmadıkça erkek, ölmüş karısını yıkayamaz.

Şişmiş olup dağılmak üzere bulunan ve dokunulması mümkün olmayan bir ölünün üzerine sadece su dökülmesi yeterlidir. Yıkayan, cenazeyi yıkamaya niyet ederek besmele çeker. Yıkama bitince: "Gufrâneke yâ Rahmân" yani, "Ey merhametli Allah'ım bağışlamanı dilerim" der. Müslüman ölünün vücudunun bir parçası bulunması halinde, onu yıkamak konusunda âlimler arasında görüş ayrılıkları vardır. İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hazm, "yıkanır, kefenlenir ve üzerine namaz kılınır" demişlerdir. İmam Şâfiî: "Bir kuş, Cemel vakasında Mekke'ye bir el getirip attı. Parmağındaki yüzüğünden Mekkeliler onu tanıdılar. Bu eti yıkayarak namaz kıldılar. Olay sahabenin huzurunda olmuştur" demektedir. Ahmed İbn Hanbel der ki:"Ebû Eyyûb, vücudun bir ayağı varken, Ömer ise bir kemiği varken üzerlerine namaz kılmışlardır." İbn Hazm: "Müslüman ölüsünden bulunan her şey üzerine namaz kılınır; şehit değilse yıkanır, kefenlenir." demiştir. Bulunan parça üzerine namaz kılmaya niyet edilir. Namaz ise hepsine, yani ceset ve ruhu üzerine kılınır. İmam Ebû Hanife ve İmam Mâlik'e göre; "Eğer yarıdan çoğu bulunursa yıkanır ve namazı kılınır; eğer bulunmazsa yıkanmaz ve namazı kılınmaz."

Cenazenin Kefenlenmesi Ölü, yıkandıktan sonra, kefenin ıslanmaması için kurulanır.

Kefen üç çeşittir: 1- Erkeğe göre, "kamis", boyun kökünden ayaklara kadar olur. Yen ve yakası olmaz. Etrafı uygulanmaz. 2- "İzar" ile "Lifâfe", baştan ayağa kadar uzun olur. Lifâfe en üste geleceği ve baş ve ayak uçlarından düğümleneceği için izardan daha uzun tutulur.

Kadında baş örtüsü ile göğüs örtüsü fazla olacağından kadında sünnet olan kefen beş kattır. 3-Yeterli sayılan kefendir ki erkeğe göre izar ile lifâfe'den ibaret olmak üzere iki kat, kadına göre ise bir de baş örtüsü ile üç kattır. Ancak zarurete binaen kadın ve erkek için "setre"; yeterli ne bulunursa ona sarılacak şeydir. Nitekim sahabeden bir kısmı zarûretden dolayı sahip oldukları elbiseleriyle kefenlenip defnolunmuşlardır.

Malın azlığı ve varislerin çokluğu söz konusu olunca ikinci kefenleme; mal çok varisler az ise birinci tür kefenleme yapmak sünnettir. Kefen-i zarûret ise hiçbir malı olmayan için düşünülebilir. Zarûret olmadıkça tek kefene sarılmaz. Kefenin beyaz pamuklu bezden olması daha faziletlidir. Yenisi veya yıkanmış olmasında fark yoktur. Kefenler, içine ölü sarılmadan önce tütsülenir. Ancak beşten fazla tütsülenmez. Kadının saçları örgü edilerek göğsü üstünde toplanır. Onun üzerine başörtüsü yüzüyle beraber örtülür.

Cenaze ve Namazı Allah'tan başka her varlığın bir yokluğu, her canlının bir ölümü olduğu unutulmamalıdır. Hiç kimse ne zaman öleceğini bilemediğinden, her an ölebileceğini de hesaba katmalıdır. Çünkü zamanımızda ilaçlar ve tedavi yöntemleri kadar, ölüm sebepleri de arttı ama ölüm yine aynı ölüm ve ona çare bulunamadı.

İnsanlar ölümü hiç düşünmezlerse, dünyadan başka bir varlıkları olmamış ve bütün güçlerini ona harcamış olurlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi süsler-püsler, mobilyalar, çeyizler, köşkler, saraylar hazırlarlar, yaratılışlarındaki ebedilik duygusunu onlarla doyuma ulaştırmaya çalışırlar. Bunu için ihtirasa kapılırlar, dünyayı bütünüyle yeseler doymazlar. Başka yemek isteyenler çıkarsa onları imha etmenin yollarını ararlar, nükleer ve kimyasal silahlara trilyonlar harcarlar, yoksul ve biçareleri muzır varlıklar olarak görürler, tek kelime ile "canavarlaşırlar."

Bu yüzden Peygamberimiz, "Lezzetleri paramparça eden ölümü hatırlayın!" (Tirmizî, kiyâme 26, zühd 4; Nesâî, cenâiz3; Ibn Mâce, Zühd 31; Müsned N/293.) buyurmuştur. Abidlerin "râbita-i mevt" disiplinleri buradan gelir.

Ölüm haline gelen bir hasta, sağ yanı üzerine ya da sırtüstü olarak kıbleye döndürülürse güzel olur. Yanında bulunan dost ve yakınları, son anda imanla gitmesine yardımcı olmak için, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna kendi aralarında tanıklık ederler, yani "Kelime-i Şehâdet"i söylerler. Ona, söylemesi için emir ve ısrar etmezler.

Ölürse, çenesi bağlanır ve gözleri yumdurulur. Bunu yapan, Allah'tan onun işlerinin ve hesabının kolay olmasını diler. Yıkanıncaya kadar ölüye Kur'ân okunmaz.

Ölünün yıkanması "kifayı" bir farzdır. Yani birinin yapmasıyla, diğerleri sorumluluktan kurtulur. Hiç kimse yapmazsa, yakınlık derecesine göre herkes sorumlu olur.

Ölen insanın hemen soyulması. yıkanırken soyulmasından daha iyidir.

Kadınların cenaze yıkamasını öğrenmeleri ve bunu Allah rızası için yapmaları çok güzel bir davranıştır. İnanan bir insanın son anında, p*s bir leş gibi görülmesi, bu işi sırf para için yapan ehliyetsiz ellere terk edilmesi,onun insanlık onurunu zedeler.

Cenaze, yıkanmak üzere biraz yüksekçe bir (teneşir) üzerine yatırılır. Cenaze kadın olduğunda, sadece kadına gösteremeyeceği avreti örtülür. Çünkü yıkayan da kadındır.

Etrafı, üç, beş, yedi... kere güzel bir buhur ile kokulandırılır.

Ağzına, burnuna su verilmeden tam bir abdest aldırılır ve canlı vücudun hoşuna gidecek ölçüde sıcak su ile yıkamaya başlanır. Önce başı sabunlanarak yıkanır, sonra soluna yatırılarak sağı, sonra da sağına yatırılarak solu yıkanır. Karnı hafifçe sıvazlanır, bir şey çıkarsa su ile giderilir, yeniden abdest aldırılmaz. Bu yıkama üçlenirse güzel olur, ama şart olan, her tarafı ıslanacak şekilde bir defa yıkamaktır. Bedeni bir havlu ile kurulanır.

"Hanût gibi güzel bir koku ile saçı ve kefeni kokulandırılır ve kefenlenir. Saçı taranmaz, tırnakları ve kılları kesilmez.

Erkeklerin kefeninin üç parçadan, kadınların kefeninin de beş parçadan olması sünnettir.

Kadınlan kefenlemek için kullanılan beş parça bez:

Gömlek.

Peştemal(izar),

Başörtüsü,

Bürünülen üstlük (lifâfe),

Göğüs örtüsünden ibarettir. izar, başörtü ve üstlükle de yetinilebilir.

Yıkama bittikten sonra kefenler temiz maddeli güzel kokularla üç, beş, yedi... gibi tek sayılar kadar kokulandırılır. Gömleği giydirilir, saçları iki örgü yapılarak, gömleğinin üzerinden göğsü üstüne konulur. Gömleğin üstüne başörtüsü çekilir, onun üzerine peştamal(izar)'in sağ parçası solu üzerine gelecek şekilde sarılır. Onun da üzerinden aynı şekilde üstlük (lifâf) sarılır ve onun üzerine de göğüs örtüsü sarılıp, çözülme ihtimali varsa düğümlenir ve ebedî istirahatgâhına uğurlanır.

Kefen yeni olabileceği gibi yıkanmış da olabilir.

Kadın olsun erkek olsun, İslâmı savunmak için düşmanla savaşırken savaş alanında öldürülen, Müslüman olduğu ve Allah'ın dinini, yani şeriatını savunduğu için işkence edilirken ölen ya da öldürülen, "Dünya ve Âhiret şehidi" adını alır. Üzerindeki elbiseler çıkarılmaz ve yıkanmaz, tertemiz olan kanı, üzerinde olarak gömülür. Kul hakkı dahil, bütün günahları bağışlanmış olarak en üst dereceden cennete girer.

Cenazenin Taşınması ve Defni Cenazeyi kabre kadar taşımak bir mümine yapılacak en son hizmetlerdendir. Bu taşıma aynı zamanda bir ibadettir. Bilhassa namaz kılınan yerlerde, mezarlıkla namaz kılınan yerin yakınlığı durumlarında cenazeyi vasıta ile taşımak bu ibadeti terk etmek olur.

Sünnet üzere, cenazeyi tabutun dört tarafından dört kişi tutarak taşır. Tabutun dört tarafından onar adım taşımak müstehaptır. Daha çok taşımanın sevabı da çoktur. Önce cenaze sağ ön tarafından, sonra sağ arka tarafından taşınır. Sonra sol tarafına geçilerek sol ön ve sol arka tarafından omuzlanır. Böylece her tarafından onar adım olmak üzere kırk adım taşınmış olur. cenazeyi acele götürmek de müstehaptır. Zira o iyi bir kişi ise kabirde karşılaşacağı iyi hâle bir an önce kavuşturulmuş olur. Kötü bir kişi ise bir an önce şerrinden ve yükünden kurtulmuş olunur.

Cenazeyi takip edenler, yolda lüzumsuz lâkırdı etmezler. Yüksek sesle konuşmazlar. Hatta yüksek sesle zikretmez ve Kur'an okumazlar. Ölümü ve ahireti düşünürler.

Cenaze kabre konacağında, kabre inen bir kaç kişi cenazeyi alarak yüzü kıbleye karşı, başı batıya gelmek üzere sağ yanına yatırırlar. Bu esnada: "Bismillahi ve ala milleti Rasûlillahi" (Allah'ın adı ile ve Rasûlullah'ın milleti (dini) üzere derler. Kefenin bürgüsünün baş ve ayak tarafındaki bağları çözerler. Kadını kabre mahreminin indirmesi evlâdır.

Cenazenin arkasına, cesedi toprağın sıkıştırmasından koruyacak taş, tahta gibi şeyler dizilir. Sonra kabır, toprakla doldurulup örtülür. Bu arada kabir başında Kur'an'dan bazı sûrelerin okunması mümkündür. Bu arada salih bir kişi kalkıp ölünün baş tarafında ve yüzü hizasında durup ölünün anasının adı ve ölünün adı ile üç defa "Yâ filan oğlu -kızı- filân" der ve aşağıdaki telkinatı yapar: "Ey filân oğlu -kızı- filân... Dünyada iken Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah'ın elçisidir, Cennet haktır, Cehennem de haktır, öldükten sonra dirilmek de haktır. Şüphesiz kıyamet günü gelecektir. Allah, kabırde olanları diriltecektir" diye yaptığın şahitliği hatırla. Sen, Rab olarak Allah'a din olarak İslâm'a, Rasûl olarak Muhammed'e önder olarak Kur'an'a, kıble olarak Kâbe'ye, kardeşlerin olarak müminlere razı olmuştun. De ki: "Allah'tan başka ilâh yoktur, ona dayandım O, ulu arşın sahibidir." Ey Allah'ın kulu de ki, "Allah'tan başka ilâh yoktur. De ki, Rabbim Allah'tır, dinim İslâm'dır, Rasûlüm Muhammed (s.a.s.)'dir. Yâ Rabbi onu yalnız bırakma. Sen, mülk verenlerin en hayırlısısın."

Ölünün evinde yemek vermek, ölü sahibine başsağlığı dilemek, kabırleri zaman zaman ziyaret etmek sünnettir. Başsağlığı dilemek üç gün içinde müstehaptır, sonrası sünnete aykırıdır.

Kabir Ziyaret Adapları

1- ADAK ADANMAZ !

2- KURBAN KESİLMEZ !

3- MUM YAKILMAZ !

4- BEZ - ÇAPUT BAĞLANMAZ !

5- TAŞ - PARA YAPIŞTIRILMAZ !

6- EĞİLEREK VE EMEKLİYEREK GİRİLMEZ !

7- PARA ATILMAZ !

8- YENİLECEK ŞEYLER BIRAKILMAZ !

9- EL - YÜZ SÜRÜLMEZ !

10- TÜRBE VE YATIRLARDAN MEDED- ŞİFA UMULMAZ !

11- TÜRBE VE YATIRLARIN ETRAFINDA DÖNÜLMEZ !

12- TÜRBELERİN İÇİNDE YATILMAZ !

BU VE BENZERİ BİD’AT VE HURAFELER

DİNİMİZCE KESİNLİKLE YASAKLANMIŞTIR.

15/12/2015

Kaza namazının delili nedir? Hz. Peygamber (s.a.s.)’in namazı kazaya kalmış mıdır?
Kur’an’da vaktinde kılınamayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamakla birlikte, Hz. Peygamber (s.a.s.) vaktinde kılamadığı namazları kaza etmiş ve ashabına da bunu tavsiye etmiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Kim namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın. Onun keffâreti ancak budur.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 37; Müslim, Mesâcid, 315) buyurmuştur. Yine Hz. Peygamber (s.a.s.), Hendek savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi nedeniyle ikindi namazını kılamamışlar; bunun üzerine “Bizi ikindi namazından alıkoydular. Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.” diye beddua etmiş ve ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kaza etmiştir (Müslim, Mesâcid, 205). Ayrıca Hayber Fethinden dönerken, bir yerde konakladıklarında uyuyakalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş doğduktan sonra kaza etmişlerdir (Müslim, Mesâcid, 309). Beş vakit namazın farzı ve vitir namazı kaza edilir. Kazaya kalan sabah namazı, o günün öğle vaktinden önce kaza edilecekse sünneti de kaza edilir. Ayrıca öğle namazının dört rekâtlık ilk sünneti de vakit çıkmadıkça öğlenin farzından sonra kılınır. Öte yandan geçmiş namazlar, kazaya nasıl kaldıysa öyle kılınırlar, yani seferî olarak kaldıysa seferî, mukim olarak kaldıysa mukim gibi kaza edilir (Mevsilî, el-İhtiyâr, I, 220). Unutma ve uyuma gibi bir mazeret olmaksızın, kasıtlı olarak terk edilen namazların kazası ile ilgili herhangi bir hadis bulunmamaktadır. Fakat bu kasıtlı olarak terk edilen namazların kazasının gerekmediği anlamına gelmez. Zira, örneğin, Ramazan’da kasıtlı olarak cinsel ilişkiye girerek orucunu bozan kimseye Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’in hem keffâreti hem de o günkü orucun kazasını emretmesi (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IV, 382), bir farz ibadetin kasıtlı olarak terk edilmesi durumunda da kazasının gerektiğine delildir. Öte yandan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bir mazerete dayalı olarak vaktinde kılamadığı namazları kaza etmesi ve sahabeye de bu yönde emir buyurmasına bakılacak olursa, mazeretsiz olarak terk edilen namazların kaza edilmesinin öncelikle gerekli olacağı sonucuna ulaşılır (Nevevî, el-Mecmû’, III, 68).

Address

AVSALLAR
Alanya

Telephone

+905357269690

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Hacilar CAMİİ posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category