AŞK SÖZLERİ

AŞK SÖZLERİ Hatirlat, hatırlatmak müminlere fayda verir...

05/04/2025

HU ESMASI'NIN TECELLİSİ NEDİR? İNSAN ÜZERİNDE NASIL TECELLİ EDER?

Hu; o demektir. O! Hiçbir vasıf vermeden sadece O demektir. Kul huvallahu ehad: "deki o Allah birdir."

O deyince, ondan başka hiçbir şey yok demektir. Her şey onun tecellisin den ibarettir ve her şey onun kuludur, ona aittir, Melik ve Malik olan odur. Bir kul böyle Hu zikrini yaparken, Hu derken bunu böyle anlaması gerekir. Böyle zikretmesi gerekir. Ne kazanıyor? Bununla tevhide yolculuk yapıyor. Tevhide!

Bir görmeye, her şeyi Allah'a ait görmeye el-vahid ismine yolculuk yapıyor. Bütün isimlerin güzelliğin Allah'a ait olduğuna yolculuk yapıyor. Yolculuğa destek, yola destek, yolcuya destektir bu. Zikir zaten bunun içindir. O rabbine yürüsün diye, ona destek oluyor zikir.

Mesele tevhide ermektir, vahdete ermektir. Yani kamil manada la ilahe illallah demektir. La ilahe illallah deyince, hepsi bunun için de mevcut. Bütün isimler mevcut. Mevcut olmalıdır. Onun için Hu zikrini de böyle anlamak gerekir.

Pir Muhammed Hüseyin (R.A.)

İkra TV

04/04/2025

İNSAN OLMAYI KAZANMAK!!!

Eğer Allah’ın bize nefhettiği ruhu kaybedersek diğer hayvanlar gibi oluruz, böylelikle insan olmayı kazanamaz, beşer olarak kalırız. Hatta Allah bize Hz. İnsan olma imkânını tanıdığı halde beşer olarak kalırsak, Allah’ın bize nefhettiği ruhu kabul etmezsek insanlığımızı kaybederiz ve hayvandan daha aşağı oluruz. Bunun için Allah ayet-i kerimede; “onlar hayvan gibidir, hatta hayvandan daha aşağıdır” buyurur. (Araf /179)

Allah; kendisine, ayetlerine iman etmeyenlerin, imanının gereğini yerine getirmeyenlerin, Allah’ı her şeyden çok sevmeyenlerin, onun sevgisini, rızasını kazanamayanların hayvan gibi, hatta hayvandan daha aşağı olduğunu söyledi. Demek ki hayvandan aşağıda olmak da varmış. Hayvandan aşağı olmak demek; hayvan gibi bile olamamak demektir; çünkü hayvanların da bir hamdı, bir tesbihi vardır. Oysaki hayvandan daha aşağı olanlar Allah onlara ruhundan nefhedip Hz. İnsan olma imkânını tanıdığı halde bu imkânı değerlendirmemiştir. Bu yüzden bu imkânı değerlendiremeyenler hayvandan daha aşağı olur.

Âlimlerimiz insanı tarif ederken; “insan bedenden, hayvani ruhtan, bir de ruh-ul sultandan oluşur” dediler. Hâlbuki Allah’ın nefhettiği ruha “ruh-ul sultan” demek doğru değildir. Bunu insanın şerefine yakışmadığı için söylüyorum. İnsan iki tane ruh taşır. Bir tanesine “can” denir. Can; Allah’ın Hay isminin tecellisidir. Bütün canlı varlıklar bu canla diridir. Bir de Allah’ın insana nefhettiği ruh vardır. Allah bu ruha da “emanet” demiş ve onu insana emanet etmiştir. Allah ayet-i kerimede; “Allah emaneti göklere, yere, dağlara yükledi de onlar emaneti yüklenmekten çekindiler ama insan onu yüklenmekten çekinmedi, onu yüklendi; çünkü insan zelum ve cehul idi” buyurmuştur. (Ahzâb /72)

Gökler, yerler ve dağlar Allah’ın emanetinin hakkını verememekten korktukları için onu yüklenmekten çekindiler; ama insan çekinmeyip bu emaneti yüklendi; çünkü insan zelum ve cehul idi. Zelum ve cehul, insanın bu emanetin hakkını verebilecek kabiliyette olması demektir. Zelum, zulumat kapkaranlık demektir. Yani bu, insanın canını feda edebilecek vasıfta olduğu anlamına gelir. Cehul ise kapkara cahil demektir; yani insan “ben bilmem Allah bilir” diyecek, düşüncesini, fikrini, canını Allah’a feda edecek kadar cahil, hiçbir şekilde ilim ve irade iddiasında bulunmayacak vasıftaki varlık demektir. İşte insan böyle bir vasıftadır.

PİR MUHAMMED HÜSEYİN (R.A.)
(El Esmau'l Husna-3, El Hâlık ismi Sayfa: 259-261)

İkra TV

07/01/2025

That's why it means "repentance"; It means reading with Allah, in the name of the Lord who creates.
It means reading the names of Allah,
It means reading.

Where will he study?
-In yourself, on yourself
By seeing the names of Allah, he will read, understand, taste and
He will see that Allah has honored him and honored him.
He will understand his honor, value and worth.

For this, it is necessary to first understand the word "ikra" (read).
“Ikra” means; To recite means to put the pieces together.
“Put the pieces together,” said God.
In order to read, we put the letters together to form words.
When words come together, they form a sentence and express a meaning.
When the sentences come together, it becomes a paragraph, and when the paragraphs come together, it becomes a book.
That's why it is necessary to read everything like a book, a verse...

Pir Muhammed Hüseyin (R.A)

İkra TV


06/01/2025

İnsan insanın nasıl cenneti olur?

Biri, insanı sevip ona yardım eder, ikram eder, rahmet eder, onu affeder, kusurunu örtüp ona dua eder, sırat-el mustakimi ona gösterirse onun için cennet olur bir de sırat-el mustakime giren kişi onun sayesinde kazanmış olur.
Aynı şekilde tersi de insan için cehenneme sebep olur. Biri küfre, dedikoduya, iftiraya, günaha ve yanlışa davet ettiyse, aynı şekilde karşısındakini eleştirip, çekiştirip yerdiyse, insanı sevmeyip nefret ettiyse, buğzedip haset ettiyse bu da ona cehennem olur.

Bu sadece bu kadar değildir. İnsan insandan sorumludur, insanın insana karşı sorumluluğu vardır. Muttaki; sorumluluğunu üstlenen demektir; yani muttaki, Allah’a karşı sorumluluğunu yerine getirendir. Kul, Allah’a karşı sorumlu olunca kula karşı da sorumlu olur. Dolayısıyla herkes kendine, evladına, anasına, babasına, akrabasına, insanlara karşı sorumludur, her alanda sorumluluğu vardır. İşte muttaki her konuda sorumluluğunu kabul edendir. Kişi sorumluluğu ne kadar kabul edip aldıysa muttakiliği de o kadardır.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz; “komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurmuştur (Hâkim II, 15; Heysemî, VIII, 167; Müslim, İman, 74, Birr ve Sıla, 142; Ahmed B. Hanbel, 1,55). Bu durumda böyle yapmayan biri insana karşı sorumluluğunu yerine getirmemiş demektir. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz de bu sorumluluğu almayan, kabul etmeyenlerin kendisinden olmadığını; yani mü’min olmadığını söylemiştir.

PİR MUHAMMED HÜSEYİN (R.A.)
(El Esmau'l Husna-3, Er-Rakib ismi, Sayfa: 49)

İkra TV

05/01/2025

Gazaba uğrayanları sadece Yahudiler olarak anlamamak gerekir. “ben mü’minin, Müslümanın” diyenlerin içinde de Yahudiler gibi yapanlar vardır. Bu durumda onlar da Allah’ın gazabına uğramıştır; yani biri Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e sıradan bir insan gözüyle bakarsa, peygamberimizin herhangi bir sünnetini beğenmezse, herhangi bir sünnetini değiştirmeye çalışırsa Allah’ın gazabına uğrar.

Delalette kalanlar nasıldır?

“O peygamberdi, ona ulaşılmaz, onun gibi yapılmaz, kim onun gibi olabilir ya da onun gibi yapabilir” diyenler de delalette kalanlardır. Böyleleri onu beşeri bir varlık olmaktan, Allah’ın gönderdiği bir örnek olmaktan çıkarmış, ona başka bir vasıf vermiştir.

Bu durumda Fatiha’yı okurken en son ne demiş oluruz?
“Ya rabbi! Ne Yahudiler gibi yapıp, peygamberimi yok sayıyor, manevi olarak öldürüyorum ne de Hristiyanlar gibi onu ilahlaştırıyorum. İkisi gibi de yapmıyorum. O benim peygamberimdir, önderimdir, rehberimdir, onu kendime örnek olarak kabul ediyor, onun gibi yapmaya çalışıyorum” deriz.

PİR MUHAMMED HÜSEYİN (R.A.)

İkra TV

26/12/2024

Kur’an’a iman etmek lazım, diyoruz. Kur’an’ı bilmiyoruz, bilmediğimiz bir şeye iman etmemiz de mümkün değildir. Bu durumda herkesin bildiği Kur’an’ın özeti, özü olan Fatiha’ya iman edelim, diyoruz.

Biri, Allah’ın sözünü anlamak, dinlemek istemezse, Allah’ın sözlerini dinlediğinde sıkılırsa Allah’ı sevmediği için sıkılır. Allah’ın sözünü sevmezse Allah’ı sevmediği için Allah’ın sözünü sevmez; yani Allah’a iman etmediği için Allah’ın sözünü sevmez. Biri Allah’ın sözünü sevmezse Resulullah (s.a.v.) Efendimiz canlı Kur’an olduğu için onu da sevmez, dolayısıyla Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in ne yaptığını duymak istemez, “ondan bana bahsetmeyin” der. Böyle birinin dili ne söylerse söylesin, gönlü böyle söyler. Onun nasıl yaptığını görmek, duymak, bilmek istemez, hatta “ben bilmeyeyim, hiç öğrenmeyeyim” der. Niye? -Sevmiyor da ondan, kabul etmeyecek de ondan; çünkü o, peygamberden daha iyi biliyor, çünkü o, kendine göre Allah’tan daha iyi biliyor da ondan. Yani Firavun’u onun yanına koysak Firavun zavallı kalır.

PİR MUHAMMED HÜSEYİN (R.A.)

İkra TV

25/12/2024

Kulun Kur’an ile, Fatiha ile âşıklığını nasıl ilan ettiğini bir parça anlatmaya çalışayım.

Kur’an, Fatiha’yı tefsir eder. Âşığın, Allah’ı sevenin nasıl olması gerektiğini, Allah’a nasıl âşık olunacağını anlatır. Âşığın, maşukuna karşı tavrını, gönül halini anlatılır, maşukunda nasıl fena bulduğunu, maşukuyla nasıl bir olduğunu; yani Allah’ın esmasıyla nasıl isimlendiğini anlatır. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in ahlakına nasıl büründüğünü, nasıl Hz. İnsan olunduğunu, böyle birinin insanlara karşı nasıl muamele ettiğini, bütün mahlûkata karşı nasıl baktığını, onu nasıl anlayıp tanıdığını, nasıl muamele ettiğini, Allah’a nasıl âbd olduğunu, ona nasıl secde ettiğini, nasıl tesbih ettiğini, onu nasıl zikrettiğini anlatır. Gerektiğinde maşuku yolunda maşuku için malını, canını nasıl feda ettiğini, Allah’a yürürken, peşinden o aşkı, muhabbeti nasıl saçtığını, ona uyanların, yolunda yürüyenlerin sırat-el mustakimde Allah’a nasıl vasıl olduğunu anlatır. Allah’ın böylelerini nasıl sevdiğini, onlara nasıl muamele ettiğini, her halükârda onların Allah’a nasıl teslim olduğunu; “benim istediğim bir tek sensin ya rabbi” dediğini anlatır. Allah onlara nasıl muamele ederse etsin, bir an bile gönüllerini Allah’tan nasıl döndürmediklerini, âlemlere nasıl rahmet olduklarını anlatır. Kur’an’ın anlattığı başka bir şey var mı? Yok, hepsi budur! Kur’an, işte böyle insanı anlatır.

PİR MUHAMMED HÜSEYİN (R.A.)

23/12/2024

İhtiyacından fazla yemek ve gerektiğinden daha az hareketli olmak bedeni hasta eder.

İhtiyacından fazla bilgi ve gerektiğinden daha az Allah ile olmak ise ruhu hasta eder.

İkra TV

21/12/2024

"Allah'ın isimleri üzerinde tefekkür ettiğinde Allah'ın ismi sende tecelli eder. Şeytani şeyler tefekkür ettiğinde ise şeytanın halleri sende tecelli eder. Bu Hâlık isminin tecellisinden dolayıdır"

Pir Muhammed Hüseyin (R.A.), İman adlı eserinden..

İkra TV

20/12/2024

Evet, “iyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn” dediğimizde kalbimizle beraber amellerimizin de bunu tasdik etmesi gerekir; yani Allah’a kul olduğumuzu, âbd olduğumuzu hiçbir anda unutmayıp, Allah nasıl seviyor, nasıl beğeniyorsa öyle yapmaya, öyle olmaya, öyle anlamaya, öyle düşünmeye çalışmamız gerekir. Yoksa kendi bildiğimizi yapar, işimize geldiği gibi düşünürsek Allah’ı yok saymış oluruz.

Ne diyoruz? İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn: “Yalnız sana âbd oluyor ve yalnız seni istiyoruz (yalnız senden istiyoruz).” Peki, istediğimiz nedir? -Allah’tan isteğimiz ona âbd olmak ve sırat-el mustakimde olmaktır; çünkü iyyâke nestaîn kısmını bir önceki tarafa bağladığımızda “ya rabbi! Senden sana âbd olmayı istiyoruz” İhdinâs sırat-el mustakîm’e bağladığımızda da; “senden sırat-el mustakimde olmayı, sana gelmeyi istiyoruz” demiş oluruz.

Peki, iyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn ayetini Fatiha Suresi’nin hepsine bağladığımızda ortaya nasıl bir dua çıkar?

“Bütün âlemlerden sana hamd etmeyi, hiçbir konuda hiçbir şekilde sana itiraz etmemeyi istiyoruz. Bütün işlerini, bize yaptığın her muameleyi sevmeyi, övmeyi istiyoruz. Seni rahman ve rahim olarak bilmeyi, tanımayı, iman etmeyi istiyoruz. Bize ve bütün varlığa yaptığın her muamelenin rahmetinden olduğunu bilmek, buna iman etmek, bunu görmek ve tatmak istiyoruz. Seni din gününün sahibi olarak görmek, din gününe iman etmek istiyoruz. Ahirete iman etmek, ahirete göre bir hayat yaşamak, ahireti dünyadan daha çok sevmek istiyoruz. Sırat-el mustakimi istiyor, sırat-el mustakimde olmak istiyoruz. Sırat-el mustakimde hidayetçiyle beraber olmak, hidayetçinin bizi sırat-el mustakimde sana vasıl etmesini istiyoruz. Kendisine nimet verdiğin kullarla beraber olmak, nimet verdiğin kullarının kazandığını kazanmak istiyor, delalette kalanlardan olmak istemiyoruz; peygamberini yalanlayıp, yok sayarak peygamberini gönlünde öldürüp, gazaba uğrayanlardan olmak istemiyoruz. Peygamberini ilahlaştırıp, kendi hayatından çıkararak delalette kalanlardan da olmak istemiyoruz” diye bir dua ortaya çıkar.

Yoksa bunların haricinde; “ya rabbi senden şunları, bunları istiyorum” demek bu ayetle hiç alakası olmayan bir duadır. Allah senin rızkını zaten üzerine almıştır. Bu yüzden Allah ayet-i kerimede; “Allah her canlı varlığın (her kıpırdayan varlığın) rızkını üstüne almıştır” buyurur. Allah Fatiha Suresi’yle sana asıl neyi istemen gerektiğini öğretir. Başka bir ayet-i kerimede; “duanız olmasaydı rabbim size neden kıymet versin” buyurur. Bu nedenle kıymetini, değerini duandan; yani istemenden alırsın. Allah Fatiha Suresi’yle sana neyi istemen, nasıl istemen gerektiğini öğretir.

Neden tek ayet ve peş peşe gelir?

“iyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn” ayetindeki “vav (ve)” harfi iyyâke na’budu ile iyyâke nestaîn cümlesini birbirine bağlar; yani “iyyâke na’budu” ile “iyyâke nestaîn” kısımları aynı ayettir. Çünkü Allah’a layıkıyla âbd olabilmen için istemeyi böyle yapman gerekir. Allah’a layıkıyla, kâmil manada âbd olanlar Allah’tan böyle istemiştir. Biri böyle istemişse duayı doğru yapmış, Allah’a âbd olmuş, Hz. İnsan olmuş, Allah da ona kıymeti, değeri, şerefi vermiştir. Allah duasını böyle yapmayanlara bu şerefi ihsan etmez. Böylelikle Allah’ın kendilerine ikram ettiği şerefi ve değeri kaybederler; çünkü olması gereken dua Fatiha’dır, onlar ise dualarını kaybetmiştir.

PİR MUHAMMED HÜSEYİN (R.A.)

İkra TV

Address

Ankara Akyurt Karaçam Sokak
Akyurt
06750

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when AŞK SÖZLERİ posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Place Of Worship

Send a message to AŞK SÖZLERİ:

Share