Halep Mevlevihanesi

Halep Mevlevihanesi Halep Mawlavi House
www.mawlaviring.com
www.facebook.com/groups/mawlaviring Konya'da Hz. Kendi mallarıyla ortaklaşa, mevcut tekkeyi yaptırırlar. Halebli müellif.

Mevlana'nın vefatından sonra onun adına, tasavvufi anlayışı çerçevesinde oğlu Sultan Veled tarafından tesis edilen Mevlevilik, kısa sürede Anadolu'da yayılmış, Osmanlı Devletiyle birlikte de Osmanlı'nın gittiği her yere, tesis ettiği Mevlevihanelerle Mevlevilik kültürünü götürmüş ve toplumu en yakından etkileyen tarikatlerden biri olmuştur. Halep Mevlevihanesi kuruluşundan itibaren 1925 yılında te

kkelerin kapatılmasıyla tarikatın son merkezi olarak kaldığı zamana kadar, bu bölgede en önemli Mevlevi temsilciliklerinden biri olmuştur. Pir Adil Çelebi zamanında (1421-1460) kırk Mevlevi dervişiyle Horasan'a oradan Bağdat'a, oradan da Halep'e geçen Divane Mehmed Çelebi (ö. 951/1544'ten sonra), Halep'te Tacu'l-arifin Ebü'l-Vefa (ö. 501/1107) soyundan ve Vefaiyye tarikatinden, Ebu Bekrel-Vefai'nin (ö.991/1583) dergahına inmiş ve onu Mevleviliği Halep'te temsile memur etmiş ve sema'dan başka bütün tarikat törenlerini yapmayı izin vermiştir. Kaynakların naklettiğine göre; Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'le savaşıp yenilgiye uğrayan Safevi hükümdarı Şah ismail'in ileri gelen iki adamı, Mirza Fulad ve Mirza Ulvan isimli iki Farisi, savaş esnasında Şah İsmail'in yanından kaçıp Halep'e yerleşirler. Şia mezhebine mensup olan bu iki kişi, şia inancından vazgeçtiklerini göstermek için bir ehl-i sünnet tarikatı olan Mevleviliğe intisap ederler ve Mevlevi tarikatı şeyhlerinden Sultan Divane Mehmet Çelebi'ye derviş olurlar. Tekke inşa edilmeden önce tekkenin yeri ve etrafı boş ve küçük bir tepedir. Burayı tamamen sahibinden satın alıp tekkeye vakfederler. Tekkeyi inşa ettirdikten sonra Konya'da bulunan Molla Hünkar Çelebi Efendi tarafından Fakrı Ahmed Dede (ö. 950/1543)'nin buraya şeyh olarak tayin edilmesine muvaffak olurlar. Fakrı Ahmed Dede'den sonra Halep Mevlevihanesi'nde postnişin olan zevata ait listeler bulunmaktadır. Fakri Ahmed Dede'den sonra Türkiye'de tekkelerin kapatıldığı 1925 yılında kadar Halep Mevlevihanesi'nde şu isimlet şeyh olarak vazife yapmışlardır: Hasan Dede (ö. 1065/1654), Hüseyin Dede (ö. 1120/1708) Şatır Mehmed Dede (Ö. 1705'ten önce), Şekib Ömer Dede (ö. 1135/1722), Safi Musa Dede (ö. 1157/1744), Muhammed Dede (ö. 1144/1731) Hasan Dede (ö. 1172/1758), Mustafa Dede (ö.1187/1773), Muhammed Ali Dede (ö. 1219/1804), Abdülgani Dede (ö. 1294/1877), Vacid Dede (ö.1309 /1891-1892), Âmil Çelebi (ö.1920) ve Muhammed Sa'deddin Dede. Kamil el-Bali el-Gazzi (ö.1933)'nin,Nehrü'z-zeheb eserinde, XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başlarındaki durumunu tasvir ettiği Halep Mevlevihanesi, Kuvayk nehri kıyısında yeşillikler içinde, semahanesi, derviş hücreleri, şeyh dairesi, matbahı ve diğer kısımlarıyla ve zengin vakıflarıyla tam bir mevlevihane görünümündedir. Müellif, Tekkenin etrafını saran çiçek ve meyve ağaçlarının bulunduğu bahçesi ve bu bahçeyi sulamak için Kuvayk nehri üzerine tekke şeyhlerinden biri tarafından su değirmenine benzetilerek yaptırılan bir su dolabı da tekkenin güzelliğini bütünleyen başka bir ayrıntıyı da zikreder. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk'ün isteği ve tasvibiyle Abdulhalim Çelebi, oğlu Muhammed Bakır Çelebi'yi, zamanın en büyük asitanesi olan bu mevlevihaneye tayin etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti sınırlan içerisinde tarikatlerin kaldırılışından sonra 1925' te son postnişin Abdülhalim Çelebi'nin vefatı üzerine Halep Dergahı'nda şeyh bulunan Muhammed Bakır Çelebi, çelebilik makamını Halep'te tesis etmiş ve Suriye'deki Fransız Mandater hükümeti tarafından da bu müessese tasdik edilmişti. Bu suretle Halep Asitanesi, Türkiye dışındaki Mevlevihanelere merkez olmuş, şeyhlerin azl ve tayini bu makama ait bulunmuştur. Nitekim Şam şeyhi Said Dede'nin ölümü üzerine yerine oğlu Şemseddin Dede ve Trablusşam Mevlevihanesi şeyhi Şefik Dede'nin vefatı üzerine de yerine Mehmed Enver Dede tayin edilmiştir. Bu durum, 1925'den 1944 yılma kadar devam etmiştir. Bu yıllar arasında Mevlevihane bütün olumsuzluklara rağmen Bakır Çelebi'nin önderliğinde Türkiye'den gelen dedelerle fonksiyonunu icra etmeye devam etmiştir. Tekkede tarikata intisap edenler çile çıkarmış, mukabele törenleri icra edilmiş, diğer tarikat mensubu bir çok derviş Mevlevi tarikatine intisap etmiştir. Bu dönem içinde dergahta yaşayan Mevlevi dedelerinin hallerini aktaran ve o dönemde çocuk yaşta bulunan Celalettin Çelebi (ö. 13 Nisan 1996)'nin özetle şu cümleleri dikkat çekicidir:
"Anavatan'ın güneyinde, komşu bir devlette bulunan, vatanımızın bir parçası olarak telakki ettiğim bir Türk kültür yuvası olan bu mevlevihane, kapısından girer girmez her Türk yolcusunun sanki vatanına kavuştuğu hissine kapıldığı bir mekandır. Orada yalnız Türkçe konuşulurdu. Mükemmel bir lisan mektebiydi orası. Oraya gelip de, birkaç gün içinde Türkçe'yi anlayıp konuşan nice yabancılar yanında, senelerce orada yaşayıp, hücrenişin olup, ölünceye kadar inat edercesine Türkçe'den, başka dil konuşmak istemeyen nice Dedeler hatırlarım... Böylece vatan hasretini, gurbet duygusunu yenmeye çalışan nice dedeler..." Hatıralarımda canlı yaşayan kişilerden biri de, Bahçevan Dede'dir. O, vatan hasretini gidermek için çiçek öbeklerine Anavatan'dan bazı şehir ve mahalle adlarını vermişti. Çiçekleri de öyle anardı, ağaçları da. Bu Meram gülüydü, öbürü Karaman çamı. Bu Üsküdar menekşesi, öbürü Maraş kavağı veya Antepfıstığı. Onun kurduğu hayal dünyasındaki sevgili vatanına kimse el süremezdi. Ancak arada sırada ve dedemizin hoşgörülü olduğu zamanlarda çiçekleri nazikçe, incitmeden koklayabilirdik. Tekkede Aşçı Dede 'nin ayrı bir mevki vardı. Matbah-ı şerifte Türk yemekleri pişerdi. Şehrin bazı ileri gelenlerinin Türk yemeklerinin nasıl yapıldığını öğrenmek için şahsen geldiklerini veya aşçılarını dedeye gönderdiklerini hatırlarım. Aşçılıktaki ustalığı hala o şehirde yaşamaktadır. Günümüzde orada bilinen ve pişirilen Türk yemekleri aşçı dedenin öğrettikleri yemeklerdir. Dedeler için kuzeyden gelen (Anadolu'dan) rüzgarın da yağmur bulutunun da ayrı bir özelliği vardı. Onlar için, o rüzgarda vatan kokusu gizliydi, o yağmurda vatan suyu vardı. Bir dedenin başındaki Mevlevi sikkesini çıkarıp, göğsüne basıp, saçından sakalından akan yağmur sularıyla, oh çekerek hasret giderdiğini hatırlatırım. Bu yuva,aynı zamanda kudüm ve ney sesleriyle Mevlevi kültürünü en geniş manasıyla barındırırdı. Her hücresinde bir dedenin idaresinde Kur'an-ı Kerim ve Hadis dersleri verilir, Hz. Mevlana'nın eserleri şerh edilir, bazı sanat kolları, dil ve din dersleri öğretilirdi. Ancak tedrisat istisnasız Türkçe idi...
1943 yılında Bakır Çelebi'nin İstanbul'da vefatı ve 1944'te de Fransa'nın Suriye'ye bağımsızlığını vermesi üzerine, çelebilik makamını ve bu makamın imtiyazını kaldırmış ve diğer mevlevihanelerin ve Halep Mevlevihanesi'nin vakıflarına ve bütün varidatına el konulmuş ve tamamı Suriye Vakıflar Umum Müdürlüğü'ne bağlanmıştır. Bakır Çelebi'nin vefatı üzerine oğlu Celaleddin Çelebi'nin, çelebiliği kabul edilmediği için, Bakır Çelebi'ye Halep'te değilken vekalet eden, vefatından sonrada bir yıl kadar da çelebilik makamında bulunun kardeşi Şemsülvahid Çelebi, bu suretle bu tarihi makamın son temsilcisi olmuştur. Vahid Çelebi 'nin verdiği malumata göre; Halep Mevlevihanesi Bakır Çelebinin vefatından az bir müddet sonra Evkaf Müdürlüğü tarafından zapt edilmiş ve muhiplerden bir Arap dergaha şeyh vekili tayin edilmiştir. Tekkede beş tane ihvan dede vardır ve bunların iaseleri, pek fakir ve basit bir şekilde evkaf idaresince temin edilmektedir. Ve her birine ayda beş Suriye Lirası verilmektedir. Fakat yeniden derviş kabul edilmediği için dergahın kapanması, bu dedelerin ölümüne bağlıdır. Semahanedeki kütüphane kargaşada yağma edilmiş, etrafındaki demir parmaklık kaldırılmış ve semahane cami haline getirilmiştir. Halep'te otuz kadar Mevlevi muhibbi vardır. Bunlar biraz sema yapmasını bilirler, yılda dört beş defa mukabele yaparlar ve Arapça ilahiler okuyarak usulsüz bir şekilde dönerler. Cuma ve Pazartesi geceleri dergaha gelip evkaf dairesinin temin ettiği yemeği yerler ve hizmetlerine karşılık ayda üçer lira alırlar.
1950'li yıllardan itibaren Suriye'deki mevcut bütün tekke şeyhlerine vefatlarıyla birlikte kesilmek şartıyla maaş bağlanmış, şeyh ölünce yerine başka biri tayin edilmemiş, böylelikle tekkeler, birer birer ve zamanla tasfiye edilerek evkafa mal edilmiştir. O günlerden sonra kaderine terk edilen, eski ve yeni semahaneleri mescide dönüştürülen tekke, bu gün Halep halkı tarafından "Monlahane Cami"i olarak bilinmektedir. Eski ve yeni semahane dışındaki müştemilatından hamuşan ve matbah, zamana yenik düşmüş ve tamamen harabe halini almıştır. Hamuşan içinde bulunan Mevlevi mezarlarının mezar taşları yerlere, üzerine basılarak tekkenin arka tarafında bulunan dükkanlara geçiş yolu yapılmış, sikkeli mezar taşlarının sikkeleri kırılmış, çoğu kaybolmuştur. Özellikle daha önce depo olarak kullanılan ve duvarında "Ya Hazret-i Ateşbaz Veli"i ibaresi hala okunan matbah, şimdi dört duvardan ibaret bir harabe halindedir. Tekkenin ana girişinin sol tarafına inşa edilen paralı tuvalet de, tekkeye ve hamuşana sırlanmış Mevlevi dedelerine bir saygısızlık örneği teşkil etmektedir. Tekkenin kuzey ana girişinin hemen sağında bulunan küçük minare ve bu minarenin tepesinde mevleviliğin simgesi olan sikke şeklinde alem bulunmaktadır. Görülen o ki, Suriye'deki bütün Osmanlı eserlerine -bir an önce Osmanlı izlerinin silinmesi için- reva görülen ilgisizlik Halep Mevlevihanesi'nin de kaderi olmuştur. Halen Halep başta olmak üzere özellikle Şam'da oluşan ve kendilerini "Mevlevi Fırkası" olarak isimlendiren bazı gruplar, çoğu zaman bazı özel törenlerde, figürleri tamamen bozulmuş sema gösterileri yapmaktadır. Bizim de Halep'te tanıma firsatı bulduğumuz "Halep Mevlevi Fırkası"nın, yaptığı sema gösterilerini tamamen maddi imkanlar karşılığında icra etmektedirler. Zaman zaman sema gösterilerinde bulunmak üzere Suriye dışına da çıktıklarını ifade eden fırka mensublarının, mevlevilikle ve Mevlevi kültürüyle çok fazla alakalarının olmadığını müşahade ettik. Bu gün, Celalettin Çelebi'nin yıllar önce ziyareti esnasında aldığı notlarda ifade ettiği; "sinesinde Osmanlı kültürünü en geniş manasıyla barındıran bu Türk kültür evi", her geçen gün bir çok değerimiz gibi yavaş yavaş tarihin sayfalarına gömülmektedir. Yıllar önce ziyaret ettiğimde "Her hücresinde bir Dede'nin idaresinde muhtelif derslerin verildiği, Kur'an-ı Kerim surelerinin ezberletildiği, Hadis'lerin şerh edildiği, Mesnevi'nin okunduğu" bu ilim yuvası harabe haline terkedilmiş , bir kısmını otlar bürümüş, kiraya verilen yandaki bahçe kahve olmuş, adeta izlerimizi yok etmek istercesine semahane kapatılmış, yeni semahane camiye çevrilmiş, nice derviş canların pişip yetiştiği Matbah-ı şerif depo olmuş. Ancak kendilerini vatanlarında hissetmek düşüncesiyle yaptıkları vasiyetlere uyularak oradaki dervişlerin gömüldüğü mezarlığı (Hamuşan'a) defnedilen Türklerin, ayakta duran mezar taşları nöbetteymiş gibi sıralanmış . Önlerinde manastırlı Rıfat Bey'in, bizleri inkar edenlere meydan okurcasına, Türklüğünü haykıran bir bayraktar gibi (demir kafes içinde) heybetli mermer mezarının sinesinde, kabartma olarak Osmanlı-Türk bayraklarının, hala durduğunu görmem benim yegane tesellim ve vesile-i gururum olmuştur. Tespitlerinden pek fazla bir şey değişmemiş, yıllarca süren ilgisizlik sebebiyle bir zamanlar depo olan Matbah'ın tavanı çökmüş, depo olarak bile kullanılmaz hale gelmiş, Hamuşan'da bulunan kabirlerin çoğunun mezar taşları yok olmuş, yerlere atılmış, kırılmış, bahçe içerisine bir de paralı tuvalet inşa edilmiştir. Her yönüyle, ortaya konacak ilgi ve alaka ile en azından müştemilatıyla eski haline döndürülmeyi bekleyen Halep Mevlevihanesi. bu ilgisizlik böyle devam ederse, çok kısa bir süre sonra, küçük minaresinde ve semahane kubbesinde bulunan Mevleviliğin simgesi sikke şeklindeki alemlerin de düşmesiyle tarihe karışıp gidecektir.

TÜRKÇE:Bu Sayfa;Dünyanın birlik ve beraberliğe, Aşka, şefkate, vefaya eskiden daha da çok ihtiyacı olduğu bu dönemde, tü...
17/08/2019

TÜRKÇE:

Bu Sayfa;
Dünyanın birlik ve beraberliğe, Aşka, şefkate, vefaya eskiden daha da çok ihtiyacı olduğu bu dönemde, tüm Mevlânâ Hudavendigâr Aşıkları ile Mevleviliğe ilgi duyanları buluşturmak için kuruldu.

Mevlevilik hakkında bilgi vermek, seyri sulûk yolunda hali paylaşmak; yolu bilenlerle, Aşk’ı ve tasavvufu Hz.Pir’in gölgesinde onun gösterdiği gibi yaşamak için yola çıkanları; suyu bulanlarla, suyu arayanları ez cümle tüm hemrehanları buluşturmak için var.

Gönlümüzden geçen; O’nun cân ve gönül oğlu olabilmek; O’nun feyz ve nûruyla; yüce himmet ve muhabbetiyle yaşayabilmek... O"nun cemâl tecellîsi nûrunun pervâneleri olan cânlarla, cânânlarla, hem-bezm, hem-dem olabilmek...
www.mawlaviring.com
www.facebook.com/groups/mawlaviring
----------------------------
ENGLISH:

This Page;
has been made to meet The Mawlavi lovers and the ones interested in Mawlawi teaching and practices being aware of the fact that the world recently needs unity, solidarity, love, compassion and fidelity more than anything else.

It is built not only to share information about Mawlavi teaching and practises and to share the attitude on the way of maturation but also to meet the beloved ones who already know the way with the ones who have just stepped on the way, to experience Love and Sufizm under the protection of Hz . Pir, for the ones who have ravened and who are searching, essentially to meet the fellow travellers.

What we wish to happen is to be able to one of his beloved ones and his dervish brothers, to be enlighted by his teachings and divine radiance, to live under his auspices and affection…To be in unity with the fellow travellers and with the beloved ones who are manifestations of his divine beauty.
www.mawlaviring.com
www.facebook.com/groups/mawlaviring

EDEB YA HU
29/01/2013

EDEB YA HU

29/01/2013

"MEVLEVÎHÂNELER"

Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled tarafından, muhterem babasının günlük yaşantısına, evrâd u ezkârına, gelenek ve göreneğine ait âdet, alışkanlık ve hatıraların kaybolmaması için ortaya konulan prensipler, " Mevlevilik " gibi yüce bir yaşama sevincini ve eğitim müessesesini insanlığa armağan etmiştir. Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar zamanında devletin geniş topraklarında şubeler açarak, misyonunu yerine getirmek üzere teşkilatlanmıştır. Tarihi boyunca ulaştığı her yerde hemen hemen bütün devlet yöneticileri ve halk tarafından alâka, yakınlık ve himaye görmüştür. 700 yıldan beri dünyanın çeşitli ülke, coğrafya ve kültüründe; dili, dini, ırkı, cinsi, mezhebi, meşrebi, mektebi, zamanı farklı milyonlarca insanın gönüllerini uyandırmıştır. Kuruluşunu tamamlayarak faaliyete geçtiği her sosyal ve kültürel ortamda Türk kültür ve tefekkürünü, fahrî ateşesi gibi hizmetlerde bulunmuşlardır. Girdiği her gönülü, sevgi, saygı, birlik, beraberlik, hoşgörü, düzen, âhenk ve huzur ortamını tesis yolunda eğitip olgunlaştırmışlardır.
Kaynağını Kur'an- Kerim ve Sünnet-i Şerif'ten alan Mevlâna'nın yüksek ve çağları aşan mesajları, İslam Dini'nin gerçek, gülen yüzüyle ve berrak mahiyetiyle tanınıp, benimsenmesini temin etmiştir. Günümüzde ileri ülkelerde Mevlâna ve Mevlevilik ile ilgili eserlerin satış rekorları kırmasındaki sır, işte bu ulvî, lâhûtî ve derûnî mesajlardadır.
Mevlevîhâneler bir ruh terbiye mimarisidir. Bir ahlak, fazilet, meziyeti edep mektebidir. Buralara noksan gelen tamam olur. Selçuklu, Beylik ve Osmanlı dönemlerinin hemen bütün sultanları Mevlevîliğe olan saygı ve bağlılıklarından dolayı; siyasi, sosyal gücü de arkalarında bulundurmak için Mevlevîliğe son derece önem ve değer vermişlerdir. Hemen hepsi de, Mevlevîhânelere önemli hizmet ve katkılarda bulunmaya özen göstermişlerdir. Dergâhların imar ve onarımı üstlenen nice beyler, paşalar, hatunlar, vezirler bu hizmeti kendileri için bir onur ve şans saymışlardır.
Bu müesseselere yapılan bağışlarla muazzam bir teşekkül olan "Celâliye Evkâfı" nın tesis edildiğini belirtmiştik. Arazi, dükkan, bağ, bahçe, değirmen gibi bol gelir sağlayan emlâkı ile son derece zengin imkânlarla donatılmışlardır. Dolayısıyla maddi yönden sıkıntı söz konusu olmadığı için vakıf gelirlerinin muntazam işlediği dönemler boyunca amacı doğrultusunda büyük hizmetler ifa etmişlerdir.
En büyük ve en önemli yatırımın 'insan' a yapılması gereken yatırım olduğu prensibiyle, kişi ve toplumlar üzerinde son derecede yapıcı etkiler meydana getiren Mevlevîhaneler, yüzyıllar boyunca kişi ve kitlelere yön vermiştir. Bütün bunlardan dolayıdır ki,"Dû cihanda eger altun ola dirsen nâmın / Sikkesi altına gir Hazreti Mevlâna'nın" tenbih, tavsiye ve tercihi, büyük alâka ve intisap görmüştür.
Mevlevîhaneler, kişinin iç dünyası ve kişiliği ile baş başa kalıp nefs, murakabe ve muhasebe imkanı sağlayan eğitim terbiye ekolleridir. Hücrede kalan kişi her işini kendisi yapardı. Başkasından bir şey istememek ve kimseye yük olmamak ana kuraklardan idi. Hücrede bekârlar kalırlardı. Evlenen dışarıya çıkarak eve yerleşirdi. Sabah gelir akşama doğru evine dönerdi. Mevlevîhânelerin kapıları Ramazan ayı dışında sabah namazı açılır, akşam ezanı ile seddedilirdi.
Günde iki öğün yemek çıkardı. Kalori derecesi yüksek olmayanlar yenirdi. Bazı mübarek gece ve günlerde hafif tatlı çıkarılırdı. Böylece "az yemek, az konuşmak, aza uyumak" prensibi ile bedene hafiflik, ruha incelik kazandırılırdı. Nefse sukûnet temin edilirdi. "Mide tehî ten dürüst; kese tehî can dürüst" prensibine göre hareket edilirdi.
Hücreler bir tefekkür, tezekkür ve teemmül mekanı olduğu gibi, sanat atölyesi gibi de hizmet yapardı. Güzel sanatlara vakıf bulunan dedeler bu sanatını burada icra ederek, eserler verirlerdi.Yapılan bu eserleri "Pazarcı" adındaki görevli dede çarşıya, pazara götürerek satar, bedelini sahibi olan dedeye teslim ederdi.Dede de özel ihtiyaçlarını bununla karşılardı.
Uygun gün ve saatlerde kendisine başvuranlara hücrede sanat öğretilirdi. Sanat tarihimizde Mevlevîhânelerden yetişmiş çok değerli, ünlü sanatkârlar biliyoruz. Bunlar arasında eserleriyle haklı şöhrete kavuşmuş nice mûsiki-şinas, hattat, ressam, mücellit, müzehhib, nakkaş, sedefkâr, oyma, katı', ebrû, âhâr, ustası bulunmaktadır. Bu kıymetli sanatkârlar isimlerinin sonuna ekledikleri "el- Mevlevi" ünvânı ile, bu büyük kapıya mensup ve müntesip olduklarını bildirmekten her zaman şeref ve kıvanç duymuşlardır. Mevlevîhâneler, liyâkatli, dirayetli,yöneticilerin elinde amacına uygun, kendisinden beklenilen kalite ve evsafta, büyük hizmetler yapmışlardır.
Mevlevîlik, Konya dışına taşmaya Mevlana'nın torunu Ulu Arif Çelebi'nin yönetiminde başlamıştır. XIV. yüzyıl Anadolu'sunun böyle bir ulvî sese ihtiyaca vardır. Çelebi, Anadolu'nun bir çok yerlerine giderek şubeler açılmasını sağlar. Lârende (Karaman), Beyşehir, Akşehir, afyon, Denizli, Birgi, Alanya, Niğde, Aksaray, Sivas, Tokat, Amasya, Erzurum, Bayburt Mevlevîhâneleri birbiri ardınca hizmete girer. Tebriz'e, Merend'e, Sultaniyye'ye kadar gidilir.
Daha sonra Afyon Mevlevîhânesi Şeyhi Dîvânî Mehmet Çelebi, yeni bir yayılma programı uygular. Kerbelâ ve Necef ziyaret edilir. Bağdat'ta Mevlevî Tekkesi kurulur; Şam ve Kahire Mevlevîhâneleri faaliyete geçirilir.
Diğer yıllar ve asırlarda yeni şubelerin açılışı birbirini takip etmiştir. Başlıca Mevlevîhâneler şunlardır;
Adana, Afyon, Akçahisar, Akşehir, Aksaray, Amasya, Ankara, Antakya, Antalya, Aydın, Ayntab (Gaziantep), Bağdat, Bahariyye, Bahriye, Belgrat, Beyşehir, Bilecik, Bingazi, Bosna-Saray, Bozkır, Burdur, Bursa, Çorum, Demirci, Denizli, Şam, Diyarbakır, Edirne, Eğirdir, Elbasan, Ermenek, Ertuğrul, Erzincan, Eskişehir, Filibe, Girit, Gelibolu, Galata, Halep, Hama, Humus, Isparta, İpek, İzmir, İzmit, Kahire, Çankırı, Karaman, Kasımpaşa, Kastamonu, Kayseri, Kerkük, Kırşehir, Kilis, Kriva-palanko, Kudüs, Kütahya, Lazkiye, Lefkoşe, Manisa, Maraş, Marmaris, Mavşil, Medine-i Münevvere, Mekke-i Mükerreme, Midilli, Mostar, Muğla, Musul, Niğde, Niş, Peç, Peşte, Piriştina, Sakız, Samsun, Sandıklı, Serizâr, Selanik, Siroz, Sivas, Tatar, Tavşanlı, Tebriz, Tekirdağ, Tirana (Albania), Tire, Tokat, Trablusşam, Ulukışla, Urfa, Üsküdar, Üsküp, Vadina, Vidin, Yenikapı, Yenişehir (Larizsa), Yozgat.
Birçok yerde Mevlevî Zâviyeleri de bulunmakta idi. Bazı yerlerde birden fazla Mevlevîhânenin faaliyette bulunduğunu biliyoruz. Mesela İstanbul'da altı tane şube vardı. Mevlevîliğin henüz ele alınmamış belgeleri incelendikçe bunlara başkaları da katılacaktır.
Hepsi de Konya Mevlevî Âsitânesine bağlı olarak hizmet görmüşlerdir. Bulundukları yöre halkına , Mevlâna'nın çağlar üstü mesajlarını ulaştırarak jeneratörlük yapmışlardır.
Bu şubelerin yöneticileri ve bazı görevlileri genellikle Konya Âsitânesi'nde yetiştirilip hazır edilerek gönderilmişlerdir. Bulundukları bölge halkından liyakatli, fedakâr, hizmet ehli şahsiyetleri yetiştirerek bazı işlerle görevlendirmişlerdir. Bu şubelerin büyük kısmı ayaktadır. Bir kısmı ise zamanla ilâve ve değişiklikler gördüğü için özel plânını büyük ölçüde kaybetmiştir. Yıkılarak kaybolanlar da vardır. Başka amaçlarla kullanılanları da bilinmektedir.
Tarihi belgelerde adı geçen bütün bu şubelerin yanı sıra dünyanın çok çeşitli ve farklı ülkelerinde "Çağdaş Mevlevîhâne" diyebileceğimiz toplantı mekânları süratle çoğalmaktadır. Japonya'dan Amerika'ya kadar uzanan coğrafyada bu yeni sohbet ve fikir yerlerinde çağın getirdiği, yüksek düşünce ve yaklaşımların, müspet ilmin ortaya koyduğu derin bilgi, bulguların ışığında Mevlâna ve Mevlevîliğin son derece önemli tetkik, tahlil ve tatbikleri yapılmaktadır. Müspet ilimlerin henüz yeni ulaşabildiği derin bilgilere Hz. Mevlâna'nın yedi yüz yıl önce ışık tutup tohum atmış olması büyük bir hayranlık ve teslimiyet uyandırmaktadır. Bu yakın ve sıcak alaka ve yöneliş, Mevlâna'nın eserlerine büyük rağbet meydana getirmektedir.
Mevlevîhaneler, Mevlâna'nın yüksek fikir, duygu ve düşüncelerinin yayılma noktası olan Konya Mevlâna Âsitânesi ve onun etrafındaki yörüngelerde yer alan şubeleri fert ve toplumlara yön veren eğitim müesseseleri olarak tarihe geçmişlerdir. Halihazırda ve istikbalde bu alanlarda araştırmalar yaparak yeni sonuçlar elde etmek isteyecek tetkikçilere bu tarihi mekanların sağlam, bakımlı ve mevcut orjinalitesi ile korunarak intikal ettirilmesi bize düşen ilmî ve insanî bir görevdir.

Address

Haleb
182

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Halep Mevlevihanesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share