09/06/2026
HER HİZMETİN ADINI DOĞRU KOYMAK GEREKİR
Çorum'da açılan ve "Rıza Şehri" adı verilen kompleks hakkında günlerdir övgüler de yapılıyor, eleştiriler de.
Öncelikle şunu açıkça söyleyelim:
-Yaşlılar için huzurevi yapmak, -öğrenciler için yurt yapmak, -kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal hizmet alanları oluşturmak değerlidir.
Bunlara kimsenin itirazı olamaz.
İtiraz edilen şey hizmet değil, hizmete verilen isimdir.
Çünkü isimler sadece kelimelerden ibaret değildir.
İsimler aynı zamanda bir dünya görüşünü, bir felsefeyi ve bir toplumsal hedefi temsil eder.
Sorun tam da burada başlıyor.
Alevi öğretisinde Rıza Şehri herhangi bir bina değildir.
Bir kampüs değildir.
Bir sosyal tesis değildir.
Bir kültür merkezi değildir.
Bir huzurevi değildir.
Bir öğrenci yurdu değildir.
Rıza Şehri, başlı başına başka bir toplumsal düzen tasavvurudur.
Orada devlet yoktur.
Orada sömürü yoktur.
Orada efendi ile hizmetçi yoktur.
Orada yönetilen ve yöneten ayrımı yoktur.
Orada mülkiyetin kutsanması yoktur.
Orada makam yarışı yoktur.
Orada insanların birbirini denetlediği değil, birbirine karşı sorumluluk duyduğu bir yaşam vardır.
Orada her şey rızalıkla yürür.
İşte bu nedenle Alevi düşüncesinde Rıza Şehri bir bina değil,
bir toplumsal ufuktur.
Bir ahlak sistemidir.
Bir yaşam felsefesidir.
Bir eşitlik idealidir.
Bugün dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
İçinde yaşadığımız sistem buna izin verir mi?
Kapitalizmin egemen olduğu, mülkiyet ilişkilerinin belirleyici olduğu, devlet aygıtının hayatın her alanını düzenlediği bir ülkede gerçekten Rıza Şehri kurulabilir mi?
Bir başka soru daha:
Bugün bu etkinliklere izin veren sistem, yarın gerçekten devlet dışı, mülkiyet dışı, sınıfsız ve hiyerarşisiz bir toplumsal yaşam modelinin kurulmasına izin verir mi?
Bu sorulara dürüst cevap vermek zorundayız.
Çünkü bir kavramı sevmek başka şeydir, onu gerçekleştirmek başka şey.
Bugün devletin ruhsat verdiği, belediyelerin destek sunduğu, bağış kampanyalarıyla yürüyen bir sosyal hizmet kompleksine
"Rıza Şehri"
demek; iyi niyetli olsa bile kavramın tarihsel anlamını bulanıklaştırmaktadır.
Daha açık söyleyelim.
Bir hastaneye
"Cennet"
adını vermek onu cennet yapmaz.
Bir kültür merkezine
"Komün"
adını vermek onu komün yapmaz.
Bir sosyal tesise
"Rıza Şehri"
demek de onu Rıza Şehri yapmaz.
Tam tersine, kavramın içini boşaltma tehlikesi yaratır.
Bu noktada asıl tartışılması gereken başka bir konu daha vardır.
Neden son yıllarda bazı çevreler sembollere ve büyük isimlere bu kadar ihtiyaç duyuyor?
Neden her proje tarihsel ve felsefi anlamı son derece güçlü kavramlarla süsleniyor?
Bu bir heyecan yaratma çabası mı?
Bir prestij arayışı mı?
Yoksa kaybedilmiş toplumsal etkinin ve itibarın yeniden kazanılma girişimi mi?
Bu soruların cevabını yalnızca projeyi yürütenler verebilir.
Ancak dışarıdan bakıldığında şu görüntü oluşuyor:
Tartışmanın merkezinde yapılan hizmetler değil, verilen isim yer alıyor.
Ve ne yazık ki günün sonunda konuşulan huzurevi değil.
Konuşulan öğrenci yurdu değil.
Konuşulan dayanışma değil.
Konuşulan
"Rıza Şehri" oluyor.
Bu da gösteriyor ki sorun tam olarak isimlendirmededir.
Dostça söylemek gerekir:
Kimse Aleviliğin en güçlü toplumsal ütopyalarından birini kendi projesine meşruiyet sağlamak için kullanmamalıdır.
Çünkü kavramlar da emanet edilir.
Onlar da korunur.
Onlar da yozlaşabilir.
Bugün Rıza Şehri'ni bir sosyal tesisin adı haline getirirsek yarın rızalığı da bir törene, bir slogana ve bir tabelaya dönüştürmüş oluruz.
Oysa Aleviliğin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni tabelalar değildir.
Yeni binalar da değildir.
Aleviliğin ihtiyacı olan şey, rızalığın yeniden hayatın merkezine taşınmasıdır.
Kurumlarda.
Yönetimlerde.
Seçimlerde.
Kararlarda.
Paylaşımda.
Eleştiride.
Özeleştiride.
Eğer bunlar yoksa dünyanın en büyük kompleksini de kursanız adı Rıza Şehri olmaz.
Bir dost sözüyle bitirelim:
Her hizmet değerlidir.
Her emek saygıyı hak eder.
Ama her şeyden önce her şeyin adı doğru konulmalıdır.
Çünkü bir kavramın içini boşaltarak o kavrama yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmış oluruz.
Ayıptır.
Yazıktır.
Günahtır.
En çok da Rızalık Şehri fikrine karşı günahtır.
Hasan Alıcı 2026.06.09