25/12/2025
61. MÜLAHAZALAR: REGÂİB GECESİ
25.12.2025
Esselamü aleyküm. Kıymetli Dostlarım, hepinizin REGÂİB KANDİLİ'ni tebrik ediyorum. Bugünkü Mülahazalarda, Geceyle alakalı geçtiğimiz Pazar sohbetimizde gençlerden gelen istek üzerine, böyle bir sohbet hazırlamayı düşündüm. İstifadeli olmasını ümit ederek sizlerle paylaşıyorum. Belki biraz uzun olmuş olabilir ama yeni neslin derinliğe olan ihtiyacını dikkate alarak farklı disiplinlere uygun bir makale meydana geldi. Makaleyi iki bölümde ele aldık. İlk bölümde Çeşitli Disiplinlere Göre Gecenin Anlam Sahası'nı ele aldık. İkinci bölümde ise Gece İbadeti ve özelde de bu Geceyi İhya meselesine temas ettik. Maksadımız literal bir bakışın ötesinde, mana dolu bir bakışı öne çıkarmak istedik. Buyurun REGÂİB bahçesine...
Birinci Bölüm: ÇEŞİTLİ DİSİPLİNLERE GÖRE GECENİN ANLAM SAHASI
Giriş
Regâib Gecesi, İslâm düşüncesinde tek bir disiplinin sınırlarına
sığmayan çok katmanlı bir anlam taşır. Her ilim dalı bu geceye kendi
penceresinden bakar; fakat hepsi aynı hakikatin farklı yüzlerini gösterir. Lûgat,
kelimenin kökünde saklı olan “rağbet, yöneliş ve arzu”yu ortaya çıkarır;
usûl, bu yönelişin hangi delillerle temellendiğini belirler; fıkıh, gecenin
ibadet açısından hangi çerçevede değerlendirileceğini tayin eder; tasavvuf, bu
çerçevenin içinde kalbin nasıl bir yolculuğa çıktığını anlatır; pedagojik
yaklaşım ise bütün bu anlamların insanın iç terbiyesine nasıl dönüştüğünü
gösterir.
Bu bölüm, Regâib Gecesi’ni tek bir tanıma indirgemek yerine, onu çok
disiplinli bir anlam haritası olarak ele alır. Böylece gece, sadece bir zaman
dilimi olmaktan çıkar; dilin, hükmün, ibadetin, kalbin ve eğitimin kesiştiği
bir manevî eşik hâline gelir. Her disiplin kendi rengini katar; ortaya,
Regâib’in hem ilmî hem ruhî hem de insana dair yönlerini kuşatan bütüncül bir
tablo çıkar.
1. Lûgat Penceresinden Regâib Gecesi
Regâib Gecesi’ni
lûgat açısından ele almak, aslında gecenin içsel anlamını en saf hâliyle
görünür kılmaktır. Çünkü lûgat, kelimeyi sadece tanımlamaz; kelimenin içindeki
hareketi görünür kılar. Lûgat boyutu dendiğinde mesele bir kelimeye yalnızca
anlam vermek değil; kelimenin köküne inmek, sesini duymak, çağrışım alanını
açmak ve ruhunu ortaya çıkarmaktır.
Şunu bilmek gerekir
ki, canlılar gibi kelimeler de bir kaynaktan doğar, gelişir, beslenir, zamanla
zayıflar ve kaybolur. Bu bakımdan bir kelimeyi anlamak için onu doğuran kökün
toprağına dokunmak gerekir. Çünkü Arapçada her kelime, kökünden aldığı bir nefesle
yaşar. O kök, kelimenin hem geçmişini hem de geleceğini taşır. “Regâib”
kelimesi de böyledir. Sadece bir gecenin adı değildir; bir yönelişin, bir
arzunun, bir kıymetin lûgat aynasındaki yansımasıdır.
Lûgat bize şunu
öğretir: Bir kelime, anlamını sadece tariflerden değil, kökün içindeki
hareketten alır. Regâib’in kökü olan (ر غ ب) “r–ğ–b”,
kalbin bir şeye doğru genişlemesini, ona meyletmesini, onu istemesini anlatır.
Bu yüzden lûgat kapısından içeri adım attığımız anda şunu fark ederiz: Regâib,
bir gecenin adı olmadan önce bir yönelişin adıdır. Kalbin Allah’a doğru
açılması, Allah’ın kuluna doğru iltifatı, arzu ile rahmetin birbirine doğru
akmasıdır.
Regâib kelimesi,
raġība (رَغِيبَةٌ) kelimesinin çoğuludur. Lûgat bilginlerinin kelimeye verdikleri
anlamı dikkate aldığımızda; nefis ve kıymetli şeyler, gönlün meylettiği
güzellikler, arzu edilen ihsanlar ve lütuflar, bol ve değerli bağışlar şeklinde
bir anlam örgüsü karşımıza çıkar. Bu anlamlar, gecenin neden “rahmet gecesi”
olarak algılandığını lûgat düzeyinde açıklar.
Kelimenin
türevlerine baktığımızda: (رَغِبَ) raġibe; bir şeyi
istemek, ona yönelmek, (رَغْبَة) rağba/rağbet; arzu,
istek, yöneliş, (تَرْغِيبٌ) terğîb; teşvik etmek, bir şeyi sevdirmek, rağbet
ettirmek, (مَرْغُوبٌ) merğûb; arzu edilen, istenen şey anlamlarına gelir. Bu
türevlerin ortak anlam alanı dikkate alındığında, Regâib Gecesi’nin insanın
yönelişini güçlendiren bir gece olduğu lûgat düzeyinde temellendirilebilir.
Buna göre Regâib’i
iki noktada değerlendirebiliriz:
1. Allah’ın rahmet,
ihsan ve bağışları ile kullarına yönelişi,
2. Kulların
Allah’ın af, mağfiret ve ihsanlarına olan rağbetleri.
Bu yüzden geceye
“Regâib” denmesi, sadece tarihsel bir isimlendirme değil; kelimenin köküyle
uyumlu bir manevi atmosfer tanımıdır. Kısaca: “Regâib, kalbin Allah’a
yönelişini artıran; O’nun da kuluna ihsanını çoğalttığı ‘arzu edilen lütuflar’
gecesidir.”
2. Usûl Açısından Regâib Gecesi
Lûgat boyutunda
anlamını ortaya koyduğumuz Regâib Gecesi, usûl açısından da değerlendirilmelidir.
Böyle değerlendirdiğimizde hem doğru anlama, hem de aşırılıklardan korunma
imkânı hâsıl olur.
Evvelâ (لَا يَثْبُتُ لِلَّهِ
حُكْمٌ عَلَى الْمُكَلَّفِينَ غَيْرُ مُسْتَنِدٍ إِلَى دَلِيلٍ) “Allah’ın mükellefler için koyduğu hiçbir hüküm, delile
dayanmadan sabit olmaz.”[1]
kaidesi Usûlün temel ilkelerindendir. Buna göre delilsiz hüküm olmaz. Halk
arasında bilindiği ve kabul gördüğü üzere bu geceye ait farz, vacib veya sünnet
olarak herhangi bir ibadet şekli sabit değildir. Ancak müstehab olarak serbest
bir alan vardır ki, o noktadan hareketle usûl adına bir şeyler söylenebilir. Bu
da zamanın fazileti hakkındaki haberlerdir. Ramazan, Kadir Gecesi ve Arefe Günü
gibi zamanların fazileti hakkında açık nasslar vardır; ancak Regâib Gecesi’nin
fazileti hakkında özel bir nass bulunmamaktadır. Bir de Usûlde (اِجْتِمَاعُ الْفَضَائِلِ) adı verilen “birden fazla faziletin birleşmesiyle oluşan
fazilet” söz konusudur ki,[2]
Regâib Gecesi bu ikinci kategoriye girer. Buna göre Receb ayı faziletli bir ay,
Cuma gecesi ise faziletli bir gecedir ve Regâib Gecesi Receb-i şerîfin ilk Cuma
gecesi olunca, fazîleti buradan ileri gelmektedir. Böylece Regâib Gecesi’nin
fazileti, özel bir nassın değil, faziletlerin birleşmesinin sonucudur.
Gece, kendisine
özgü bir ibadet şekli belirlenmemiş olsa da, kulun Rabbine yönelişine açık
geniş bir alandır. Farz ve vaciplerin yanı sıra nafile namaz, dua, zikir,
Kur’an tilaveti, istiğfar; sadaka, infak, ikram, ziyaret; ilim, sohbet ve
mütalâa gibi her türlü hayırlı amel geceyi bereketlendirebilir. Bu ameller
birbirini tamamlayan bir bütünlük oluşturur: zikir duanın derinliğini artırır,
Kur’an tefekkürü besler, istiğfar kalbi arındırır. Usûl açısından her ibadetin
kendi hükmü, kendi vakti ve kendi sınırı vardır; biri diğerinin yerine geçmez,
hükmünü düşürmez, sevabını gölgelemez.
Regâib Gecesi’nde
bu usûlî denge daha belirgin hâle gelir. Nafile kaza namazının önüne geçmez;
zikir farzın yerini tutmaz; uzun dualar vitr-i vacibi geciktirmez; müstehablar
sünnetlerin gölgesini büyütmez. Bu geceye özel bir ibadet şekli belirlemek için
sahih bir delil bulunmadığından “Regâib namazı” gibi belirli uygulamalar
usûl açısından geçerli değildir; ancak genel delillerle sabit olan nafileler,
zikir, dua, istiğfar ve Kur’an tilaveti meşrudur. Usûl-i din açısından Regâib,
ilâhî rahmetin kulun yönelişiyle buluştuğu bir zaman dilimidir; usûl-i fıkıh
açısından ise niyetin hükmü belirlediği bir fırsat anıdır. Bu gecenin özü
şudur: Regâib, özel bir ibadetin icat edildiği değil; genel ibadetlerin
faziletli bir vakitte daha derin bir anlam kazandığı gecedir.
3. Fıkhî Açıdan Regâib Gecesi
Regâib Gecesi,
fıkhî açıdan bakıldığında Receb ayının ilk cuma gecesidir ve bu geceye dair
farz, vacip veya sünnet olarak belirlenmiş özel bir ibadet yoktur. Değeri,
Kur’an ve sünnette açıkça belirtilmiş bir nassın değil; Receb ayının fazileti
ile cuma gecesinin bereketinin birleşmesinden doğar. Nitekim Rabbimiz’in “Allah
sizin için kolaylık ister, zorluk istemez”[3]
buyruğu, bu gecenin zorlayıcı bir ritüel değil, rahmet kapısı olduğunu
hatırlatır. Yine “Rabbinizden mağfiret dileyin”[4]
emri, bu gecenin istiğfar ve dönüş için uygun bir zemin olduğunu gösterir. Bu
sebeple fıkıh âlimleri, Regaib’i “faziletli zamanlar” arasında
değerlendirir; özel bir ibadet icat etmeyi değil, genel ibadetleri bereketli
bir vakitte derinleştirmeyi tavsiye eder.
Bu geceyi ihya
etmek isteyen mümin için Kur’an tilaveti, zikir, salavat, istiğfar, tevbe, kaza
ve nafile namaz, dua ve sadaka gibi genel delillerle sabit ibadetler meşru ve
müstehabdır. “Kul Bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder; sonunda Ben onu
severim” hadisi, bu gecenin ruhunu özetler: Az bir yönelişin çok bir
yakınlıkla karşılandığı bir vakit. Böylece Regâib, fıkhî açıdan özel bir
ibadetin değil; kalbin Allah’a rağbetini artıran, genel ibadetlerin daha derin
bir anlam kazandığı bereketli bir gecenin adıdır.
4. Tasavvufî Açıdan Regâib Gecesi
Fıkhî açıdan
bakıldığında Regâib Gecesi, özel bir ibadetin değil; genel ibadetlerin
faziletli bir vakitte daha derin bir anlam kazanmasının adıdır. Usûl, bu
gecenin sınırlarını belirlerken; kalbin bu sınırlar içinde nasıl bir yolculuğa
çıkacağını ise tasavvufun dili anlatır. Çünkü fıkıh, “Ne yapılabilir?”
sorusuna cevap verir; tasavvuf ise “Bu gece nasıl yaşanır, nasıl hissedilir,
kalpte nasıl bir dönüşüm başlatır?” sorusunu ele alır.
Bu sebeple Regâib,
sadece hükümlerle tanımlanan bir zaman değil; yakınlığın fark edildiği,
rağbetin yön değiştirdiği, kalbin Hakk’a açıldığı bir iç derinlik vaktidir.
Fıkhî çerçeve, gecenin sahih zeminini kurar; tasavvufî bakış ise o zemine ruh
üfler. Aşağıdaki bölüm, işte bu ruhun nasıl hissedildiğini, Regâib’in kalpte
nasıl bir yakınlık ve uyanışa dönüştüğünü anlatmaktadır.
3.1.
Regâib:
Yakınlığın Kalbe Sessizce Dokunduğu Gece
Regâib Gecesi
dışarıdan bakıldığında sıradan bir zaman gibi görünür; fakat iç âlemde Hakk’ın
kula “Ben buradayım” diye dokunduğu ince bir yakınlık vaktidir. Bu gece,
insanın içindeki en derin özlemlerin —dönmek, toparlanmak, sevilmek, kabul
edilmek— Rahmet’in genişliğiyle buluştuğu bir eşiğe dönüşür. Sûfîler bu hâli, “Öyleyse
Allah’a kaçın”[5] çağrısının içte duyulan
yankısı olarak görür; kulun Hakk’a yönelişi kadar, Hakk’ın da kula yönelişinin
sezildiği gizli bir buluşma.
Bu gecenin
derinliği dış hareketten çok kalbin yönelişindedir. Kulun “Sana gelmek
istiyorum” deyişi, Hz. İbrahim’in “Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol
gösterecektir”[6] sözünün kendi içimizde
yeniden canlanmasıdır. Bir nefeslik zikir, bir damla gözyaşı, bir içten niyet…
Bu gece hepsi büyür, kaderin dokusuna işleyen bir yankıya dönüşür. Çünkü insan
nereye giderse gitsin: “Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir.”[7]
hakikati bu gecede daha derinden duyulur.
Regâib aynı zamanda
insanın içindeki sönmüş ya da unutulmuş ışığın yeniden fark edildiği bir uyanış
gecesidir. “Biz insana şah damarından daha yakınız”[8]
hitabı, bu iç ışığın kaynağını hatırlatır. “Allah dilediğini nûra iletir”[9]
işareti ise, bu gecenin kalpte açtığı kapının aslında bir nur kapısı olduğunu
fısıldar. Ve “Ben kullarıma çok yakınım”[10]
müjdesi, Regâib’in özünü tek cümlede özetler: Yakınlık zaten vardı; bu gece
sadece fark edilir.
Kısacası Regâib,
kulun arzusunun Rahmet’le buluştuğu gizli yakınlık anıdır; insanın içindeki
ışığın yeniden üflendiği, yönelişin kabul ile karşılandığı, kalbin “Ben Sana
gelmek istiyorum” deyişine Rahmet’in “Ben de seninleydim” diye cevap
verdiği gece.
3.2.
Regâib: Rağbetin Nura,
Kalbin Hakikate Uyandığı Gece
Regâib Gecesi,
kulun iç yönelişini berraklaştırdığı, rağbetini hakikate çevirdiği bir ilâhî
duraktır. Kur’an’ın “Allah, iman edenlerin velisidir; onları karanlıklardan
nûra çıkarır”[11]
buyruğu, bu gecenin özünü belirler: Regâib, karanlıktan nûra doğru atılan küçük
bir adımın, ilâhî inayetle büyük bir dönüşüme dönüştüğü vakittir. Çünkü “Allah
dilediğini nura iletir”;[12]
bu gece, o nurun kalpte daha berrak hissedildiği, insanın kendi iç ışığını
yeniden fark ettiği bir uyanış anıdır.
Sûfîce bakış, Regâib’i
kulun iç istikametini yeniden doğrulttuğu bir yenilenme gecesi olarak görür. Kur’an’ın
“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlara…”[13]
hitabı, bu gecenin ilmî temelini oluşturur: Rağbet, yönelişin doğruluğuyla
değer kazanır. Bu gece, kalbin dağınıklığını toparlayan, niyetin safiyetini
artıran bir iç disiplin vaktidir. “Allah katında en değerliniz, takvaca en
üstün olanınızdır”[14]
buyruğu ise, Regâib’in takvayı büyüten bir iç terbiye gecesi olduğunu gösterir.
Sûfîce bakış bu yüzden Regâib’i, takvanın kalpte yeniden kök saldığı bir “iç
bahar” olarak niteler.
Regâib aynı zamanda
kulun iyilik cevherinin harekete geçtiği bir rahmet vaktidir. “İyilik ve
takva üzerinde yardımlaşın”[15]
emri, bu gecenin sadece bireysel bir yöneliş değil, toplumsal bir ahlâkın da
başlangıcı olduğunu hatırlatır. Çünkü rahmet, Kur’an’ın beyanıyla “her şeyi
kuşatmıştır.”[16]
Regâib, bu kuşatıcı rahmetin kalpte fark edildiği, insanın hem kendine hem de
başkalarına karşı inceldiği bir sezgi anıdır. Bu gece, kulun içindeki merhamet
damarının yeniden akmaya başladığı, kalbin hem Hakk’a hem halka karşı
yumuşadığı bir vakittir.
Ve nihayet Regâib,
dünya gölgelerinin hafiflediği, kalbin kalıcı olana yöneldiği bir gecedir. “Âhiret
daha hayırlı ve daha kalıcıdır”[17]
uyarısı, bu gecenin tasavvufi özünü özetler: Rağbet, fâniden bâkiye çevrilir. “Dünya
hayatı bir oyun ve oyalanmadır”[18]
hatırlatması ise, Regâib’in kalbi hakiki değere uyandıran bir iç ikaz olduğunu
gösterir. Bu gece, insanın kendi içindeki ağırlıkları bırakıp, kalıcı olana
yönelme cesaretini bulduğu bir iç arınma vaktidir.
Kısacası Regâib,
kulun rağbetini nura, takvaya, istikamete ve kalıcı olana çevirdiği; rahmetin
kalpte yeniden duyulduğu; yönelişin ilâhî kabul ile karşılandığı bir yakınlık
gecesidir. Hem ilmin ışığıyla temellenen hem de Sûfîce bakışın sezgisiyle
derinleşen bir ilâhî eşik.
5. Pedagojik Açıdan Regâib Gecesi
Regâib Gecesi
pedagojik açıdan, çocuğun soyut bir kavramı bilgi düzeyinde değil; duygu,
deneyim ve davranış üzerinden içselleştirmesine imkân veren bir “anlam
fırsatı”dır. Kur’an’ın “iyilikte yarışın” buyruğu[19]
ve “yaptığınız iyilikleri Allah bilir” hatırlatması,[20]
çocuğun dünyasında iyiliğin görünmez ama değerli bir karşılığı olduğunu
sezdirir. Çocuk bu geceyi iyiliğe yöneliş, Allah’a yakınlık ve umut duygusuyla
yaşadığında, Peygamberimizin “Allah sizin suretlerinize değil, kalplerinize
bakar” hadisinin ruhuna uygun şekilde güvenli bir manevi bağ kurar. Bu bağ,
ilerideki dini gelişimin temelini oluşturur.
Regâib, çocuğa
küçük iyiliklerin değerini öğreten bir eğitim alanıdır; teşekkür etmek,
paylaşmak, dua etmek, özür dilemek gibi basit davranışlar, Kur’an’ın “Kim
zerre kadar iyilik yaparsa onu görür”[21]
âyetini somutlaştırır. Böylece çocuk, küçük bir davranışın bile Allah katında
karşılığı olduğunu hisseder. Peygamberimizin “En hayırlı amel, az da olsa
devamlı olandır” hadisi ise çocuğun küçük ama düzenli iyiliklerle
büyümesini destekleyen güçlü bir pedagojik ilkedir.
Aile içinde kısa
bir dua, bir âyet paylaşımı, küçük bir iyilik planı veya sakin bir “kalbi
dinleme” anı gibi ritüeller, Kur’an’ın “Ailene namazı emret, kendin de
ona sabırla devam et”[22]
ayetinin aile içi manevi atmosferini yaşatır. Bu ritüeller çocuğun zihninde şu
duyguyu yerleştirir: “Bu gece özel, çünkü biz birlikte iyileşiyoruz.” Böylece
Regâib, takvimdeki bir geceden öte, çocuğun kalbinde iyiliğin filizlendiği,
niyetlerin berraklaştığı ve ilahî rahmetin “Kulum Bana bir adım
yaklaşırsa Ben ona koşarak yaklaşırım” kudsî hadisinin sıcaklığını
hissettiren bir eğitim gecesine dönüşür.
Gecenin
faziletinden yararlanmak için, gecenin faziletli olduğunu bilmek yetmez.
Gecenin ihyâsı gerekir.
İkinci Bölüm
GECE İBÂDETİ VE GECEYİ
İHYÂ
Giriş
İnsanın gündüzün
koşuşturmasından, kalabalığın gürültüsünden ve dünyanın dağınıklığından
sıyrıldığı en derin an, gecedir. Gecenin sessizliği, kul ile Rabbi arasındaki
perdeleri inceltir; kalbi berraklaştırır, ruhu derinleştirir ve insanı kendi
hakikatiyle yüzleştirir. Bu yüzden gece, Kur’an’ın dilinde sadece bir zaman
dilimi değil; manevî bir mektep, ruhun yeniden doğduğu bir sığınak, kulluğun
özüyle buluştuğu bir sır mekânıdır.
Gece ibadeti,
vahyin ilk yıllarından itibaren müminin karakterini yoğuran bir eğitim olarak
sunulmuştur. Müzzemmil sûresinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) risalet yükünü
taşıyabilmesi için gecenin bereketiyle güçlendirilmesi; Meryem sûresinde
peygamberlerin içe dönüş ve gizli yakarışlarının gece ruhuyla örülmesi; Furkân
sûresinde Rahmân’ın has kullarının geceleri secde ve kıyamla tanımlanması;
İnsan sûresinde ihlâsın gece ibadetinin tabiatıyla bütünleşmesi; geçmiş
ümmetlerde seher vakitlerinin istiğfarla şereflenmesi… Bütün bunlar, gecenin
tarih boyunca salihlerin ortak dili olduğunu gösterir.
Geceyi ihyâ etmek,
sadece belirli bir vakitte yapılan bir ibadet değildir; insanın iç dünyasını
arındıran, kalbini incelten, nefsi terbiye eden ve kulun Rabbine yönelişini
saflaştıran bir manevî yolculuktur. Gecenin karanlığı, kalbin nurunu daha
görünür kılar; sessizlik, zikrin sesini daha derin duyurur; yalnızlık, kulun
Rabbine yakınlığını daha yoğun hissettirir.
Bu bölüm, Kur’an’ın
farklı sûrelerinde gece ibadetine yüklediği anlamları, peygamberlerin ve
salihlerin geceyle kurduğu bağı ve gecenin müminin ruhunu nasıl inşa ettiğini
ele alarak, özellikle Regâib Gecesi’nin ihyâsının İslâmî gelenekteki yerini
bütün boyutlarıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çünkü Regâib Gecesi, sadece
takvimde yer alan mübarek bir zaman dilimi değil; gecenin ruhuyla birleşen bir
rahmet çağrısı, kulun Rabbine yönelişinin en saf hâlinin tecelli ettiği bir
diriliş vaktidir. Bu gece, müminin iç dünyasını arındıran, kalbini incelten ve
kulluğunu derinleştiren manevî bir fırsat olarak, gece ibadetinin Kur’ânî
ruhuyla bütünleşir.
1. Gece İbâdeti ve Önemi
Öncelikle gece
ibadeti, insanın dikkat dağıtıcı unsurlardan uzaklaştığı bir zaman dilimi
olduğu için, tefekkür ve içsel farkındalığı güçlendirir. Gece ibâdeti gerek
âyetlerde ve gerekse hadislerde gereği ve lüzumu, değeri ve önemi sık sık
vurgulanmıştır. Mesela “Gecenin bir kısmında O’na secde et; uzun bir gece
boyunca O’nu tesbih et.”[23]
buyuruluyor. Başka bir âyette ise “Gecenin bir kısmında kalk; az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir.”[24] emri, Hz. Peygambere (s.a.v.) yönelik gece hayatını düzenleyici bir
mahiyet taşımaktadır. Devamında gelen âyette ise “Gece kalkışı daha etkili ve söz
açısından daha sağlamdır.”[25] Gece
ibadetinin ruhu derinleştirdiği, zihni berraklaştırdığı ifade edilmektedir.
Sevgili
Peygamberimiz (s.a.v.) gece ibâdetine dair hem yaşayışı hem de tavsiyeleri
dikkate alındığında, gece namazına sık sık vurgu yaptığını görmekteyiz. Mesela
gece namazının farz namazlardan sonra en faziletli namaz olduğunu haber
vermektedir.[26] Gece namazının kulu
Allah’a yaklaştıracağına vurgu yapmıştır.[27]
Allah’a yakınlığın elde edileceği zaman diliminin son üçte biri olduğuna dikkat
çekmiştir.[28] Zira bu vakit, Allah’ın
kuluna rahmetinin, kabulünün, inzal-i ilâhînin en yoğun tecelli ettiği vakittir.
Bu yakınlık, fiziksel değil; rahmetin ve icabetin yakınlığıdır. Gecenin o
vaktinin kıymeti hakkında ise; Rabbimizin o vakitte dünya semasına tecelli
ettiği bir zaman dilimi olduğudur.[29]
Bu vakit, Rabbimizin rahmetinin dünya semasına yöneldiği, icabet kapılarının
genişçe açıldığı bir zaman dilimidir.
1.1.
Gece
İbâdetinin Müzzemmil Sûresindeki Yansıması
Müzzemmil sûresi,
Hz. Peygamber’i (s.a.v.) risalet görevine hazırlayan ilk ilâhî eğitimdir. Sûre,
“Ey örtüsüne bürünen!” hitabıyla başlar. Bu ifade hem rahatı bırakıp
ibadete yönelmeyi, hem de ağır bir peygamberlik yükünü omuzlamayı anlatır.
Ardından gelen “Geceleyin
kalk!” emri, sadece uykudan uyanmayı değil; dirilişi, hazırlığı ve ruhun
toparlanmasını ifade eder. Gecenin bereketi, sessizliği ve sükûneti,
Peygamber’i bekleyen çetin tebliğ mücadelesi için gerekli manevî gücü sağlar.
Bu emir, dava adamına şu mesajı verir:
Gündüz Hakk’ı
haykırabilmek için, gece Rabbin huzurunda dolmak gerekir.
Ayetlerde gecenin
yarısı, son kısmı veya birazı gibi ifadeler geçer. Bu, gece ibadetinin kişinin
gücüne göre esnek bir şekilde düzenlenebileceğini gösterir. İlk Müslümanlar bu
ölçülere riayet etmiş, Selef-i Sâlihîn ise bu geleneği daha da sistemli hâle
getirmiştir.
“Kur’an’ı tertil
ile oku” emri, gece kıyamının kalbidir. Tertil; Kur’an’ın
ağır ağır, harflerin hakkını vererek, manayı düşünerek okunmasıdır. Bu, gece
ibadetini bir Kur’an mektebi hâline getirir.
Sûrede “ağır bir
söz” ifadesiyle Kur’an’ın ağırlığına dikkat çekilir. Bu ağır emaneti
taşıyabilmek için ruhun güçlenmesi gerekir. Bu nedenle gece ibadeti, vahyin
yükünü taşıyacak kalbi hazırlayan bir terbiyedir.
“Gecenin neş’esi
daha etkilidir” ayeti, gece ibadetinin ruh üzerindeki
derin etkisini açıklar. Gecede duyu organları dünyadan çekildiği için zikir,
tilâvet, tefekkür ve gözyaşı daha derin bir hâl alır. Gecenin bir anlık manevi
zevki bile insanı yeniden inşa eder.
“Gündüz uzun
meşguliyetin olacaktır” ayeti, gündüzün dağınıklığına
karşı gecenin ruhu toparlayan bir sığınak olduğunu gösterir. Gündüz çaba, gece
ise ruhun yenilenme vaktidir.
Son olarak “Rabbinin
ismini zikret ve yalnızca O’na yönel” emri, tebettül kavramını öğretir:
Dünyanın meşguliyetlerinden kalbi çekip tamamen Allah’a yönelmek. Bu yönelişin
gerçekleşmesi için önce tebtîl, yani sebeplere sarılarak gayret etmek gerekir.
Gayret olmadan tam teslimiyet olmaz.
1.2.
Gece
İbâdetinin Meryem Sûresindeki Yansıması
Meryem sûresinde
ele alınan temalar, gece ibadetinin mü’minin karakter ve kişiliğini inşa eden
derin bir boyutu olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu yönüyle sûre, gece ibadetinin
insanı içeriden inşa eden bir eğitim süreci olduğunu sezdirir. Sûre, gece
ibadetinin yalnızca belirli bir zaman diliminden ibaret olmadığını; insanın iç
dünyasını olgunlaştıran, kalbi arındıran ve ruhu incelten bir hâl olduğunu
öğretir. Sûrede yer alan kıssalar, gece ibadetinin temel özelliklerini adım
adım gösteren birer eğitim sahnesi gibidir.
Sûre, gece
ibadetinin adını doğrudan anmasa da, onun bütün temel niteliklerini kıssaların
dokusuna ince bir şekilde yerleştirir. Bu manevi atmosfer; gizli yakarış;[30]
sessiz zikir;[31] tecrit;[32]
içe dönüş[33] ve gözyaşıyla secde[34]
gibi gece ibadetinin özünü oluşturan hâller üzerinden örülür. Böylece okuyucu,
gece ibadetinin ruhunu kıssaların akışı içinde sezerek kavrar.
Birçok müfessirin
dikkat çektiği üzere Meryem sûresi, “gece ibadetinin ruhunu öğreten sûre”
olarak okunabilir. Çünkü sûrede gece ibadetinin özü olan yalnızlık, derinlik,
içsel arınma, gizli dua ve gözyaşıyla secde gibi hâller, peygamberlerin ve
salihlerin hayatı üzerinden somutlaştırılır. Gece ibadeti burada bir vakitten
çok, kulun kendi içine çekildiği, nefsini terbiye ettiği ve Rabbine yönelişini
saflaştırdığı bir ruh hâli olarak sunulur.
Bu bağlamda Hz.
Yahyâ’nın (a.s.) “hasûr” olarak nitelenmesi,[35]
gece ibadetinin ahlâkî boyutunu temsil eden son derece önemli bir işarettir. “Hasûr”,
nefsine hâkim olan, arzularını kontrol altında tutan ve iç disiplin sahibi
kimse anlamına gelir. Bu nitelik, gece kıyamının insanda inşa ettiği sükûneti,
nefis terbiyesini ve derin içsel dengeyi yansıtır. Yahyâ kıssası, sûredeki
diğer kıssalarla birlikte gece ibadetinin karakter dönüştürücü yönünü tamamlar.
Böylece Yahyâ örneği, gece ibadetinin yalnızca bir ritüel değil; insanı
içeriden olgunlaştıran, ahlâkını rafine eden ve ruhunu arındıran bir mektep
olduğunu gösterir. Bu örnek, sûrenin bütününde işlenen gece ibadeti ruhunun
somutlaşmış bir tezahürü olarak öne çıkar.
1.3.
Gece
İbâdetinin Furkân Sûresindeki Yansıması
Furkân sûresi, gece
ibadetini “Rahmân’ın has kulları”nın[36]
en belirgin vasfı olarak sunar; bu kullar gecelerini secde ve kıyamla geçirerek
Rabblerine yönelirler. Sûrede gece, insanı dünyadan çekip alan bir sükûnet ve
içe dönüş zamanı olarak tanımlanır; bu yöneliş, kulluğun samimiyetini, ruhun
dirilişini ve teslimiyetin derinliğini gösterir. Gece ibadeti burada sadece bir
nafile amel değil, salihlerin karakterini şekillendiren bir kulluk bilinci
olarak öne çıkar. Gecenin örtüsü altında yapılan secde ve kıyam, gösterişten
uzak olduğu için kulun Rabbine olan içten bağlılığını yansıtır; böylece gece
ibadeti, Furkân sûresinde hem ruhu arındıran hem de Rahmân’ın kullarını
diğerlerinden ayıran temel bir ahlâkî özellik olarak sunulur.
1.4.
Gece
İbâdetinin İnsan Sûresindeki Yansıması
İnsan sûresi, gece
ibadetini doğrudan “gece namazı” adıyla anmasa da, sûrenin ruhu, üslubu ve
övdüğü kulların nitelikleri, gece ibadetinin ahlâkî ve ruhî derinliğini güçlü
biçimde yansıtır. Bu sûrede gece ibadeti, belirli bir vakitten çok bir ruh
hâli, bir içsel yöneliş olarak görünür. Övülen kulların en belirgin vasfı olan
ihlâs, gece ibadetinin tabiatıyla doğrudan ilişkilidir; çünkü gece ibadeti
gizlidir, gösterişten uzaktır ve yalnızca Allah ile kul arasında yaşanan samimi
bir yakınlıktır.[37]
Bu nedenle sûredeki
ihlâs vurgusu, gece ibadetinin ruhunu tamamlayan derin bir içsel boyut sunar.
İnsan sûresine göre gece ibadeti, sadece bir ibadet vakti değil; insanı
içeriden dönüştüren, ahlâkını arıtan, ruhunu incelten bir manevî eğitim
sürecidir.[38]
1.5.
Gece
İbâdetinin Geçmiş Ümmetlerdeki Tezahürü
Kur’an, gece
ibadetini yalnızca Hz. Peygamber’e (s.a.v.) özgü bir kulluk biçimi olarak
sunmaz; aksine geçmiş ümmetlerin seçkin kullarının ortak vasfı olarak takdim
eder. Bu yönüyle gece kıyamı, tarih boyunca peygamberlerin, âbidlerin ve takva
sahiplerinin karakter inşa eden bir ibadet geleneği olarak karşımıza çıkar.
Kur’an’ın farklı sûrelerinde yer alan örnekler, gece ibadetinin ümmetler üstü
bir kulluk mirası olduğunu açıkça ortaya koyar.
Furkân Sûresi,
Rahmân’ın has kullarını tanıtırken onların gecelerini secde ve kıyamla
geçirdiklerini bildirir. Bu ifade, geçmiş ümmetlerde gece ibadetinin salihlerin
ayırt edici vasfı olduğunu gösterir; gece kıyamı onların ruhî derinliğinin ve
teslimiyetinin bir nişanesidir.[39]
Secde Sûresi,
müminlerin “yanlarını yataklardan uzaklaştırarak” gece dua ve niyazla
meşgul olduklarını anlatır. Bu âyet, gece ibadetinin ruhsal arınma, içsel
derinleşme ve Allah’a yönelişin en saf hâli olduğunu vurgular.[40]
Zâriyât Sûresi,
seher vakitlerinde istiğfar eden kulları över. Seher vaktinin özel bir arınma
zamanı olarak değerlendirilmesi, önceki ümmetlerde gece ibadetinin tövbe,
yenilenme ve kalbi temizleme yönünü öne çıkarır.[41]
Âl-i İmrân Sûresi,
geçmiş ümmetlerdeki âlimlerin ve tefekkür ehlinin geceyi zikir, tefekkür ve dua
ile değerlendirdiğini bildirir.[42]
“Geceleri az uyurlardı” ifadesi,[43]
gece ibadetinin takva hayatının merkezinde yer aldığını ve salihlerin ruhî
diriliğini besleyen temel bir disiplin olduğunu gösterir.
İsrâ Sûresi ise
teheccüdün peygamberlerin yolundan gelen bir sünnet olduğunu vurgular. Bu, gece
kıyamının sadece bu ümmete değil, önceki peygamberlere de öğretilmiş köklü bir
ibadet olduğunu ortaya koyar.[44]
Bu âyetler birlikte
değerlendirildiğinde, Kur’an’ın gece ibadetini tarih boyunca salihlerin ortak
dili, ortak disiplini ve ortak ahlâkî duruşu olarak sunduğu görülür. Gece
kıyamı, geçmiş ümmetlerde: secde ve kıyamla derinleşen bir kulluk; seher
vakitlerinde istiğfarla arınma; zikir ve tefekkürle ruhu besleme; az uyku ile
takvayı güçlendirme; peygamberlerin yoluna bağlılık şeklinde tezahür etmiştir.
Sonuç olarak Kur’an,
gece ibadetini sadece bir vakit değil; geçmiş ümmetlerden günümüze uzanan
sürekli bir manevî eğitim, ahlâkî disiplin ve kulluk mirası olarak sunar. Kur’an’a
göre gece ibadeti, zamanlar ve toplumlar üstü bir kulluk geleneğidir.
2. Geceyi İhyâ
Gecenin ihyâsı,
yalnızca gecede yapılan ibadetlerden ibaret bir faaliyet değildir; aksine
gündüzden başlayan hazırlıklarla bütünleşen kapsamlı bir manevî süreçtir. Çünkü
gündüzün bilinçli bir şekilde düzenlenmesi, gecenin bereketini artıran sağlam
bir zemin oluşturur. Bu çerçevede amellerin özü olan niyet, geceyi ihyâ
etme iradesinin gündüzden itibaren şekillenmesini gerektirir. Niyet, kalbin
dünya meşguliyetlerinden tedricen uzaklaştırılarak gecenin manevî atmosferine
yöneltilmesi anlamına gelir.
Geceye hazırlığın
bir diğer boyutu oruçtur. Oruç, İslâm ibadet sisteminde ruhu arındıran, bilinci keskinleştiren
ve nefsi disipline eden bir ibadet olarak öne çıkar. İftar anında yaşanan
sevinç ve iç huzur, gecede beklenen manevî yoğunlukla birleşerek gece
ibadetinin derinliğini artırır.
Bunun yanında
gündüzün mümkün olduğunca sükûnet içinde geçirilmesi, gece ibadetinin
ruhuna uygun bir hazırlık niteliği taşır. Gereksiz konuşmalardan uzak durmak;
zikir, Kur’an tilâveti, dua ve istiğfar gibi ibadetlerle kalbi diri tutmak,
geceye yönelik içsel hazırlığın temel unsurlarıdır. Bu ameller, kalbi dünya
meşgalesinden çekip içe yönelten birer manevî toparlanma hâlidir.
Geceyi ihyâya
hazırlık bağlamında sadaka
ve infak da önemli bir yer tutar. Sadaka, hem toplumsal
dayanışmayı güçlendiren hem de kulun kalbini yumuşatan bir ibadettir. Az da
olsa verilen sadaka, manevî kapıların açılmasına vesile olur; kişi hem dünyada
hem de âhirette sadakasının bereketiyle korunur.
Gecenin ilerleyen
vakitlerinde ise ihyânın merkezinde yer alan bir unsur öne çıkar: tefekkür.
Kandil geceleri, bireyin gündelik hayatın yoğunluğundan sıyrılarak kendi iç
dünyasına yöneldiği, varoluşunu yeniden anlamlandırdığı özel zaman
dilimleridir. Kur’an’ın sükûnet, inziva ve derin düşünce ile ilişkilendirdiği
gece atmosferi, bu mübarek gecelerde daha belirgin bir şekilde tecrübe edilir.
Bu bağlamda kandil geceleri, mü’minin şu temel sorular etrafında içsel bir
değerlendirme yapmasına imkân tanır:
“Ben neredeyim?
Rabbim beni hangi istikamete çağırıyor? Hayatım hangi doğrultuda akıyor?” Gecenin sessizliği, bu soruların zihinde ve kalpte daha derin bir
yankı bulmasını sağlar; birey kendi eksikliklerini, yönelişlerini ve
özlemlerini daha berrak bir şekilde fark eder. Belki de bu gece, kişinin ömrüne
tanınmış son tefekkür fırsatı olabilir. Bu ihtimal dahi, kalpte güçlü bir
farkındalık ve sorumluluk bilinci oluşturur. Böyle bir tefekkür süreci, geceyi
yalnızca ibadetle değil, aynı zamanda idrakle ihyâ etmeyi sağlar; bireyi toparlar,
arındırır ve Rabbine daha bilinçli bir yönelişe hazırlar.
Geceyi ihyâ etmenin
en derin ve en kuşatıcı biçimlerinden biri, Kur’an’ı tertil üzere okumaktır. Tertil, gecenin sükûnetini vahyin diriltici nefesiyle buluşturan,
gece ibadetinin kalbini oluşturan bir eylemdir. Buna ilâveten tesbih ve zikir halkası, kalbi arındıran, zihni toparlayan ve kulun iç dünyasını ilâhî huzura
hazırlayan tamamlayıcı bir manevî çerçeve sunar. Bu zikir halkası, gece
ibadetinin ritmini derinleştirir; kulun Rabbine yönelişini süreklileştirerek
ihyânın bütünlüğünü pekiştirir.
Gecenin kalbinde
yer alması gereken ibadet ise namazdır. Namaz, gecenin karanlığını bir iç
aydınlanmaya dönüştüren en temel kulluk eylemidir. İnsan, gündüzün
dağınıklığından sıyrılıp gecenin derinliğine indiğinde, namaz onun hem ruhunu
toparlayan hem de idrakini berraklaştıran bir iç disiplin hâline gelir. Gecenin
sessizliği, namazın anlamını büyütür; kıyam, kulun kendi varlığıyla yüzleştiği
bir duruşa; secde ise insanın Rabbine en yakın olduğu bir teslimiyet anına
dönüşür. Bu sebeple gece ibadetinin merkezinde namazın bulunması, sadece bir
ibadet tercihi değil, kulun gecenin manevî imkânlarını en üst düzeyde
değerlendirme iradesidir. Namaz, gecenin derinliğinde kulun hem kendi
hakikatine yaklaşmasını hem de ilâhî huzura daha incelmiş bir bilinçle yönelmesini
sağlayan eşsiz bir manevî yükseliştir.
Geceyi dua ile taçlandırmak, ihyânın yalnızca son halkası değil, bütün gece boyunca biriken manevî
birikimin ilâhî huzurda anlam kazandığı en derin eşiğidir. Dua, kulun iç
dünyasında saklı duran arzuları, kırılmaları, ihtiyaçları ve yönelişleri bir
bütün hâlinde Rabbine arz ettiği varoluşsal bir teslimiyet anıdır. Bu sebeple
dua, gecenin sükûnetiyle birleştiğinde, kulun hem kendi hakikatine hem de
Rabbine en yakın olduğu bir bilinç düzeyini ortaya çıkarır; geceyi sıradan bir
ibadet zamanından çıkarıp insanın içsel dönüşümünün gerçekleştiği bir manevî
doruk noktasına dönüştürür.
Sonuç
Regâib Gecesi,
İslâm ilim geleneğinde yalnızca bir zaman dilimi değil; insanın iç dünyasında
açılan bir yakınlık eşiği, kalbin yönünü yeniden belirleyen bir manevî uyanış
anıdır. Lûgat, usûl, fıkıh, tasavvuf ve pedagojinin her biri bu geceye kendi
rengini katar; fakat hepsi aynı hakikate işaret eder: Regâib, kulun rağbetinin
yeniden Allah’a yöneldiği, ilâhî rahmetin ise kulun kalbine daha derinden
dokunduğu bir gecedir.
Bu geceyi değerli
kılan, ona yüklenen özel bir ritüel değil; kulun içindeki yönelişi
berraklaştıran, niyetini saflaştıran ve kalbini incelten bir manevî atmosfer
sunmasıdır. Receb ayının bereketi ile cuma gecesinin fazileti birleştiğinde,
insanın iç âleminde bir kapı aralanır. Bu kapıdan içeri giren mü’min, Kur’an’ın
sesini daha derin duyar, tefekkürle kendi hakikatine yaklaşır, zikirle kalbini
arındırır, namazla iç aydınlanmasını yaşar ve dua ile yönelişini ilâhî huzurda
tamamlar.
Regâib, insanın
içindeki kırılmaların rahmetle sarıldığı, özlemlerin kabul kapısına dönüştüğü,
kalbin “Sana gelmek istiyorum” deyişine Rahmet’in “Ben zaten
seninleydim” diye cevap verdiği gecedir. Bu gece, kulun küçük bir adımının
büyük bir yakınlıkla karşılandığı; bir damla gözyaşının, bir içten niyetin, bir
sessiz yakarışın kaderin dokusuna işleyen bir yankıya dönüştüğü bir manevî
doruktur.
Sonuç olarak Regâib
Gecesi, özel bir ibadetin icat edildiği değil; genel ibadetlerin daha derin bir
bilinçle yaşandığı, kalbin Allah’a yönelişinin daha incelmiş bir hâle geldiği,
insanın hem kendine hem Rabbine daha yakın durduğu bir rahmet gecesidir. Bu
gece, ilmin ışığıyla temellenen, kalbin sezgisiyle derinleşen ve insanın iç
dünyasında bir dirilişe dönüşen ilâhî bir fırsattır.
________________________________________
[1] Cüveynî, Ğıyâsü’l-Ümem, s. 490.
[2] (اِجْتِمَاعُ
الْفَضَائِلِ) Kavramı
hakkında faziletli ameller hakkında hadislerde verilen bilgiler ışığında şöyle
bir fezleke yapabiliriz: Meselâ Arefe günü faziletli bir gündür; (صِيَامُ يَوْمِ
عَرَفَةَ أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ
وَالسَّنَةَ الَّتِي بَعْدَهُ) “Arefe günü orucunun, Allah katında bir önceki yılın ve bir
sonraki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım.” (Müslim, Sıyâm,
36/196-1162.) Cuma günü de faziletli bir gündür. (خَيْرُ يَوْمٍ طَلَعَتْ عَلَيْهِ
الشَّمْسُ يَوْمُ الْجُمُعَةِ) “Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cuma günüdür.” (Müslim,
Cuma, 5/17-854.) Bu iki fazilet aynı güne birleştiğinde, faziletler birbirini
besler, sevap katlanır. Ramazan ayı faziletli bir aydır; (أَتَاكُمْ رَمَضَانُ
شَهْرٌ مُبَارَكٌ)
“Mübârek Ramazan ayı size geldi.” (Nesâî, Sıyâm, 5/2106.) Kadir Gecesi
ise faziletli gecelerin zirvesidir. (لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ
أَلْفِ شَهْرٍ) “Kadir
Gecesi bin aydan hayırlıdır.” (Kadir, 97/3.) Bu ikisi bir araya geldiğinde daha
hayırlı bir fazilet doğar. Bu, ictimâu’l‑fezâil ilkesinin en parlak
örneklerinden biridir. Muharrem ayı faziletli bir aydır. (اَلزَّمَانُ قَدِ
اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ، اَلسَّنَةُ
اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا، مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ، ثَلَاثَةٌ مُتَوَالِيَاتٌ: ذُو
الْقَعْدَةِ وَذُو الْحِجَّةِ وَالْمُحَرَّمُ، وَرَجَبُ مُضَرَ، اَلَّذِي بَيْنَ
جُمَادَى وَشَعْبَانَ)
“Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü şekliyle dönmektedir. Bir
yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram olan aydır. Üçü birbiri ardınca gelen,
zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân arasında
bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb ayıdır.” (Buhârî,
Bed’ü’l-Halk, 2/3025.) Aşure günü de faziletli bir gündür. (وَصِيَامُ يَوْمِ
عَاشُورَاءَ أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ) “Aşure günü orucunun,
önceki yılın günahlarına kefaret olmasını Allah’tan umarım.” (Müslim, Sıyâm,
36/196-1162.) İkisi birleştiğinde Aşure orucunun sevabı artar. Kısacası,
ictimâʿu’l‑fazâil; zamanın, mekânın ve amelin faziletlerinin aynı noktada
buluşmasıyla ibadetin değerinin katlanmasıdır.
[3] Bakara, 2/185.
[4] Nûh, 71/10.
[5] Zâriyât, 51/50.
[6] Sâffât, 37/99.
[7] Hadîd, 57/4.
[8] Kâf, 50/16.
[9] Nûr, 24/35.
[10] Bakara, 2/186.
[11] Bakara, 2/257.
[12] Nûr, 24/35.
[13] Fussilet, 41/30.
[14] Hucurât, 49/13.
[15] Mâide, 5/2.
[16] A’râf, 7/156.
[17] A’lâ, 87/17.
[18] Hadîd, 57/20.
[19] Bakara, 2/148.
[20] Bakara, 2/197.
[21] Zilzâl 99/7.
[22] Tâ-Hâ, 20/132.
[23] İnsan, 76/26.
[24] Müzzemmil, 73/2–3.
[25] Müzzemmil, 73/6.
[26] (وَأَفْضَلُ
الصَّلَاةِ، بَعْدَ الْفَرِيضَةِ، صَلَاةُ اللَّيْلِ) “Farz namazlardan sonra en faziletli namaz
gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 38/202-203-1163.)
[27] (عَليْكُمْ
بِقيامِ اللَّيْلِ، فَإنَّهُ دَأبُ الصَّالِحينَ قَبْلكُمْ، وَإنَّ قِيامَ اللَّيْلِ
قُرْبةٌ إلى اللهِ، وَمَنْهاةٌ عن الإِثْمِ، وَتَكْفيرٌ لِلسَّيِّئاتِ، وَمَطْرَدةٌ
لِلدَّاءِ عن الْجَسدِ) “Size gece ibadetini tavsiye ederim. Çünkü o, sizden önceki
salihlerin sürekli yaptığı bir ibadettir. Gece ibadeti Allah’a yakınlaştırır;
günahlardan alıkoyar; hatalara kefaret olur; bedendeki hastalıkları
uzaklaştırır.” (Tirmizî, Deavât, 115/3826.)
[28] (أَقْرَبُ
مَا يَكُونُ الرَّبُّ مِنَ العَبْدِ فِي جَوْفِ اللَّيْلِ الآخِرِ، فَإِنْ اسْتَطَعْتَ
أَنْ تَكُونَ مِمَّنْ يَذْكُرُ اللَّهَ فِي تِلْكَ السَّاعَةِ فَكُنْ) “Rabbin kula en yakın
olduğu an, gecenin son üçte biridir. O hâlde, eğer gücün yeterse, Allah’ı o
saatte zikredenlerden ol.” (Tirmizî, Deavât, 134/3896.)
[29] (يَنْزِلُ
اللَّهُ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا كُلَّ لَيْلَةٍ حِينَ يَمْضِى ثُلُثُ
اللَّيْلِ الأَوَّلُ فَيَقُولُ: أَنَا الْمَلِكُ! أَنَا الْمَلِكُ! مَنْ ذَا
الَّذِى يَدْعُونِى فَأَسْتَجِيبَ لَهُ، مَنْ ذَا الَّذِى يَسْأَلُنِى
فَأُعْطِيَهُ، مَنْ ذَا الَّذِى يَسْتَغْفِرُنِى فَأَغْفِرَ لَهُ، فَلاَ يَزَالُ
كَذٰلِكَ حَتَّى يُضِىءَ الْفَجْرُ.) “Allah her gece, gecenin ilk üçte biri geçtiğinde dünya
semasına iner (rahmet nazarıyla bakar) ve "Melik benim! Melik benim! Var
mı bana dua eden, onun duasını kabul eyleyeyim? Var mı benden isteyen,
istediğini vereyim? Var mı benden mağfiret dileyen, onu affedeyim?"
buyurur. Ve bu hâl tanyeri ağarıncaya kadar böylece devam eder.” (Müslim,
Müsâfirîn, 24/169-758.)
[30] Meryem, 19/3.
[31] Meryem, 19/11.
[32] Meryem, 19/16.
[33] Meryem, 19/41-48.
[34] Meryem, 19/58.
[35] Meryem, 19/13.
[36] Furkân, 25/64.
[37] İnsan, 76/-7-9.
[38] İnsan, 76/26.
[39] Furkân, 25/64.
[40] Secde, 32/16.
[41] Zâriyât, 51/18.
[42] Âl-i Imrân, 3/191.
[43] Âl-i Imrân, 3/17.
[44] İsrâ, 17/79.