Uluslar Arası El-Kefîl Ağı / Mukaddes Hz.Ebelfezl Abbas Türbesi

  • Home
  • Iraq
  • `Abbas
  • Uluslar Arası El-Kefîl Ağı / Mukaddes Hz.Ebelfezl Abbas Türbesi

Uluslar Arası El-Kefîl Ağı / Mukaddes Hz.Ebelfezl Abbas Türbesi Hz.Ebelfazl Abbas (O'na selâm olsun) Türbesi Resmi Sitesi: Uluslar Arası El-Kefîl Ağı'nın facebook fan sayfasıdır. http://alkafeel.net/turkish/panorama/

Hz.Ali'nin oğlu, Hz.Huseyn'in kardeşi ve Kerbelâ'daki Sancaktarı Hz.Ebelfezl Abbas veya diğer adıyla Abbas bin Ali'nin Mukaddes Türbesinin sayfasıdır. Kerbelâ Olayı'nı Kerbelâ'dan öğrenmek isteyenler, Kerbelâ'ya gitmek isteyip de gidemeyenler ve Ehlibeyt (Allah Onlar'a salât ve selâm etsin) hasreti çekenlerin mutlaka uğraması gereken durak: www.alkafeel.net/turkish

Uluslar Arası El-Kefîl Site Ağ

ı 5 dilde yayın yapan büyük bir internet portalıdır. " Kerbelâ'da neler oldu?" ve " Hz.Abbas bin Ali - Ebelfezl Abbas - ya da diğer lakabıyla Alemdar Abbas kim?" diye merak edenlere:http://alkafeel.net/turkish/abbas/

Mukaddes mekânların birbirinden güzel fotoğrafları için:
http://alkafeel.net/turkish/photos/

Kerbelâ'ya ziyarete gitmek istiyorum ama gidemiyorum diyorsanız:
http://alkafeel.net/turkish/zyara/

"Hz.Huseyn'in (O'na selâm olsun) kabrine ne oldu?" diye merak edenler için:
http://alkafeel.net/turkish/stages/

Paspâk Ehlibeyt İmamları Hz.İmam Ali, Hz.İmam Huseyn,,Hz.İmamMusa Kâzım, Hz.İmam Ali Rıza, Hz.İmam Mûsa Kâzım ve Hz. İmam Muhammed Cevâd ile Hz.Ebelfazl Abbas'ın (Onlara salât ve selâm olsun) Mukaddes Ziyaretgâhlarından canlı yayın:
http://alkafeel.net/turkish/live/index5.html
(Uydurulan dedikoduların ve yalanların gerçek olmadığını görmek için birebir.) Kerbelâ'daki Cuma Namazı Hutbelerinden:
http://alkafeel.net/turkish/inspiredfriday/

Hz.İmam Huseyn'in (O'na selâm olsun) şehit olduğu gün Aşûrâ ve şahadetinin kırkı olan Erbaîn münasebetiyle Kerbelâ ve Kerbelâ yollarında yaşananları anlatan birbirinden güzel iki duygulu klibin yer aldığı videolar bölümü:
http://alkafeel.net/turkish/videos/
(Güncellenecektir.) Oturduğun yerde Mukaddes Türbede geziniyor hissini tatmak istiyorsan bu sayfa senin. Dosyaları indir ve mubarek mekânda gezintiye başla!

Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) 27 Receb-i Şerîf (Bîset Gecesi) münasebetine özel niyabet yoluyla ziyaret kayıtl...
04/05/2016

Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) 27 Receb-i Şerîf (Bîset Gecesi) münasebetine özel niyabet yoluyla ziyaret kayıtları için son saatler.

Bu mubarek fırsatı kaçırmayın; kendinizi ve sevdiklerinizi bu büyük sevaptan ve bereketlerden mahrum bırakmayın.

https://alkafeel.net/zyara/?lang=tr

İnsanlığın karanlıklardan aydınlığa çıkarıldığı gün: Bîset günühttps://alkafeel.net/ar-news/index.php?id=4122&lang=trRec...
04/05/2016

İnsanlığın karanlıklardan aydınlığa çıkarıldığı gün: Bîset günü

https://alkafeel.net/ar-news/index.php?id=4122&lang=tr

Receb-i Şerîf ayının yirmi yedisini idrak etmiş bulunuyoruz. Bu gece ve gün çok faziletlei gecelerdendir. Nebevî bîset gecesi ve günü olan 27 Receb büyük bayramlardır. Bu günde Hz. Cebrail (O'na selâm olsun) beraberinde nebevî risalet ile inmiş ve Hz. Peygamber Efendimiz’in (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) ilahi mesajı tebliğ etme vazifesi başlamıştır.

Hz. Resûlullah’ın (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) İslam’ın mesajını bildirme (bîset) vazifesinin başlaması Hicretten 13 sene önce gerçekleşmiştir. Hz.Peygamber’in (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) Peygamber olması ve O’na vahy iniyor olması Cahiliye toplumu için anlaşılması sıkıntılı bir konuydu. Bu düşünceyi ve itikadı anlamakta güçlük çekiyorlardı. Ama öteden beri mümin olanlar için bu durum hiç güç değildi. Risaleti kolaylıkla tasdik ettiler ve vahy gelme olgusunu hiç garip karşlamadılar. Zira Rabbanî inayet ve lütuflar vesilesiyle insanı karanlıktan, sapkınlıktan ve kaybolmuşluktan çekip kurtaracak bir kurtarıcının geleceğinden kuşku duymuyorlardı. Çünkü Allah-u Teâlâ insanı boşu boşuna yaratmamış ve ihmal etmemişti. Aksine vahy O’na nefsini keşfettiriyor; Rabbi’ni, yaratanını, âlemini tanıtıyor, hem dünyanın hem de ahretin kemâline ulaştıracak doğru yola hidayet erdiriyor ve kendi çevresine, etrafındaki insanlara karşı nasıl davranacağını öğretiyordu.

Bu gecede Hz. Peygamber Efendimiz’in (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) Kur’an-i Kerîm’i tebliğ etme vazifesi başlamıştır. Hz. Peygamber Efendimiz (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) zaten doğmadan önce ve kendisinin de buyurduğu gibi daha Hz.Adem (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) su ve çamur arasındaki iken Peygamber idi. Ancak bu mubarek gecede Kur’ân-i Kerîm’i ve İslam dinini tebliğ etme görevi başlamıştır. Hz. Cebrail (O'na selâm olsun) bu gecede “Yaratan Rabbi’nin adıyla oku!...” ayeti ile indi ve böylece İslam’a davet bilfiil başlamış oldu.

Hz. Peygamber’in (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) bu mukaddes dine ilk davet ettiği insanlar eşi Hz. Hatice (O'na selâm olsun) ve Amcasının oğlu Hz. Ali b. Ebu Talib (Onlar’a selâm olsun) idi. Hz. Ali (O'na selâm olsun) o sırada on yaşında idi. İkisi de iman edip Hz. Peygamber’in (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) dediğini tasdik etti. O muazzam ilahi davetin ilk tohumları Onlardı. Kısa bir süre sonra ilahi emir geldi: “(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyarıp korkut.” Şuara (214) Efendimiz (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) de hepsini toplayıp aralarında ilahi mesajın tohumlarını attı. Sonra vahyin bildirdiği doğrultuda mubarek hayatının sonuna kadar adım adım ilahi mesajların sonu ve mühürleyicisi olan İslam dinini bildirmeye devam etti.

Biset gününün amelleri:

Sözümüzün sonunda müminlere ve müminelere bu gece ve bu günün müstehap amelleri olduğunu hatırlatmak isteriz. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Gusül
2- Özel bir namaz.
3- Biset günü oruç tutmak. Yıl içerisinde oruç tutulması özel olarak tavsiye edilen dört günden biridir.
4- Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e (Allah-u Teâlâ Efendimiz’e ve Pâk Hanedânı’na salât eylesin) çokça salavât getirmek.
5- Resûlullah’ın (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) ve Müminlerin Emîri Hz. İmam Ali b. Ebi Talib’in (O'na selâm olsun) ziyaretleri




Bunların dışında başka ameller de vardır. Dileyenler merhum Şeyh Abbas Kummî’nin (Allah O’na rahmet eylesin) “Mefatîh-ul Cinân” adlı eserinden söz konusu namazı ve diğer amelleri öğrenebilirler.

Haberler - Uluslararası El-Kefîl Ağı

Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) doğumu münasebetiyle: Mukaddes Türbe Hz.Ebulfazl Abbas’ın (O'na selâm olsun) yen...
22/04/2016

Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) doğumu münasebetiyle: Mukaddes Türbe Hz.Ebulfazl Abbas’ın (O'na selâm olsun) yeni Zarîh-i Şerîfi’nin açılışını gerçekleştirdi

Müminlerin Emîri Hz. İmam Ali b. Ebi Talib’in (O'na selâm olsun) doğumu hatırasının sevinci ile dolu dolu bir gecede 20 Nisan 2016 (12 Receb 1437) akşam ve yatsı namazlarının ardından ; baştan sona kadar Mukaddes Hz.Abbas (Allah'ın selâmı üzerine olsun) Türbesi Zarîhler için Pencereler Yapımı Atölyesi (Zarîh Yapım Atölyesi) kadrosu tarafından üretilip monte edilen Hz.Ebulfazl Abbas’ın (O'na selâm olsun) yeni Zarîhi’nin (Şibbâk-ı Şerîf’in) açılış töreni gerçekleştirildi. Mukaddes Ziyaretgâh’nı Kıble Kapısı’nın önündeki meydanda düzenlenen görkemli törende; Necef-i Eşref’in en büyük taklit mercîilerinden Ayetullah Uzma Şeyh Muhammed İshâk Feyyaz (Allah-u Teâlâ bereketli gölgesini daim etsin) Irak Şii Vakfı Başkanı Seyyid Alâ Musawî ve Irak Mukaddes Türbeleri temsilcileri ile Irak’ın ve Dünyanın dört bir yanından gelen çok sayıda din adamı, entellektüel ve akademisyen, Kerbelâlı aşiretlerin büyükleri ve çok sayıda ziyaretçi de hazır bulundu.

Karî Seyyid Hasaneyn el-Hilû’nun Kur’ân-i Kerîm tilaveti ile başlayan törenin açılış konuşmasını Mukaddes Hz.Abbas (Allah'ın selâmı üzerine olsun) Türbesi Şerî Mütevellîsi Seyyid Ahmed Safî (İzzeti daim olsun) yaptı. Seyyid Safî şöyle dedi: “Şibâk’ın (Zarîh-i Şerîf’in) yapımında çalışanlar; yıllarca göz dolduracak nadide bir sanat şaheseri yapmışlar ve bu ülkenin evlatlarının başarılı olacak ve yeni (yaratıcı) işlere imza atacak güçte olduklarına dair kanaatimizi tasdik etmişlerdir. Ecirlerini vermek Allah-u Teâlâ’ya düşer ” dedi. Seyyid Safî’nin konuşmasının devamı aşağıda paylaşılmıştır.



Ardından kürsüye Şii Vakfı Konseyi Başkanı Seyyid Âlâ Musawî çıktı. Seyyid Musawî (Başarısı daim olsun) konuşmasında “Mukaddes Türbeler’in birbirini takip eden başarıları apayrı bir örnek olmuş ve ülkenin karşı karşıya kaldığı her problemin; bizlere bu ülkenin insanında hayır, evlatlarında yetenek ve akıllarda kudret bulunduğuna dair umut aşılayan aydın kandillerin gölgesinde çözülebileceğini ispatlamıştır” dedi.

Sonrasında ise yeni Zarîh-i Şerîf’in yapımın gerçekleştiren Mukaddes Hz.Abbas (Allah'ın selâmı üzerine olsun) Türbesi Zarîhler için Pencereler Yapımı Atölyesi (Zarîh Yapım Atölyesi) kadrosu adına o kadronun bir üyesi olan Husam Muhammed Cevâd bir konuşma yaptı. “Zarîh’in her bir parçasını tutarken insanların bizimle tokalaşan ellerini ve dualarının kulaklarımıza çalındığını hissediyorduk” diyen Cevâd’ın konuşmasının devamı aşağıda paylaşılmıştır.

Akabinde bu mubarek çalışma ile tarihe adını yazdıran proje sorumluları ve çalışanları; proje süresince sarf ettikleri emeklerden ötürü Mukaddes Türbe’nin Şerî Mütevellîsi tarafından şilt ve Mukaddes Türbe madalyonu ile ödüllendirildi.

Törende hem halk dili hem de fasih Arapça şiirler okundu. Lübnanlı Şair Şeyh AbdulHuseyn Sadık fasih Arapça şiiri ile başlayan şiir resitali körfez ülkelerinden birinden olan Şair Muhammed Hurzî’nin ve Iraklı Nasır Salihî’nin halk dili Arapçası ile devam etti.

Ardından yeni Zarîh-i Şerîf’in Mukaddes Hz.Abbas (Allah'ın selâmı üzerine olsun) Türbesi Zarîhler için Pencereler Yapımı Atölyesi (Zarîh Yapım Atölyesi) kadrosu tarafından nasıl yapıldığını anlatan belgesel filmin gösterimi gerçekleştirildi.

Tören Mukaddes Hz.Abbas (Allah'ın selâmı üzerine olsun) Türbesi Şerî Mütevellîsi’nin Hz.Ebulfazl Abbas’ın (O'na selâm olsun) misafirlerini açılışı gerçekleştirmesi ile birlikte sona erdi. Konuklar çalınan askerî bir ezgi ve atılan “Lebbeyke Ya Abbas!” sloganları eşliğinde Kerbelâ’nın Alemdârı ve Susuzlarının Sakîsi Hz.Ebulfazl Abbas’ın (O'na selâm olsun) yeni Zarîh-i Şerîfi’ne bakmakla gözlerini aydınlatmak üzere Mukaddes Ziyaretgâh’ın Eyvan (Selâm) Kapısı’ndan içeri girdi.

https://alkafeel.net/ar-news/index.php?id=4048&lang=tr

22/04/2016

“Zarîh’in her bir parçasını tutarken insanların bizimle tokalaşan ellerini ve dualarının kulaklarımıza çalındığını hissediyorduk”

20 Nisan 2016 (12 Receb 1437) Çarşamba akşamı “Nûr Penceresi” Hz.Ebulfazl Abbas’ın (O'na selâm olsun) yeni Zarîh-i Şerîfi’nin (bir diğer adıyla Şibbâk-ı Şerîf’in) açılış töreni düzenlendi. Yeni Zarîh-i Şerîf’i üreten ve montajını gerçekleştiren kadro olan Mukaddes Hz.Abbas (Allah'ın selâmı üzerine olsun) Türbesi Müşerref Zarîh ve Mezarlar için Şibbâk Yapım Atölyesi (kısaca Zarîh Yapım Atölyesi) adına kadronun bir üyesi olan Husam Muhammed Cevâd bir konuşma yaptı.

“Zarîh’in her bir parçasını tutarken insanların bizimle tokalaşan ellerini ve dualarının kulaklarımıza çalındığını hissediyorduk” diyen Cevâd şunları söyledi:

“Noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allah’a latîf bağışları ve bol nimetleri için şükür ediyoruz. Bu makâmın sahibi ve yaratılmışların Efendileri’nin evlâdı Hz.Ebulfazl Abbas’a (O'na selâm olsun) teşekkür ediyoruz. Bizim üzerimizde fazl sahibidir (bize lütufta bulunmuştur). Aynı şekilde emanet ehli ve diyanet hanedânının evlâdı Seyyid Ahmed Safî’ye (İzzeti daim olsun) teşekkür ediyoruz. Yine kuyumcusundan marangozuna hattatından sanatçısına, zanaatkârından sorumlularına kadar bu yüce yapıyı yapının başarıyla tamamlanması için adım atan herkese ve paralarının, altın takılarının bu büyük projenin tamamlanmasının sebebi olduğu tüm ziyaretçilere ve müminlere teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çalışmalar gerçekten de süratliydi ve belki de bazı günleri gece gündüz kesintisiz bir şekilde geçti. Ama bu çalışma boyunca geçirdiğimiz saatler o kadar mutluluk doluydu ki, geçirdiğimiz vakit o kadar güzeldi ki… Zaten onunla rağbetlerin zirvesine ulaşıyorken ve dilekler gerçekleşiyorken başka türlüsü nasıl mümkün olabilir ki?”

“Atölyede kardeşlerimiz diğer Mukaddes Türbeler’in pencerelerini (Zarîhlerini) görüp inceledi. İçlerinde şekli en güzel olan Hz.Ebulfazl Abbas’a (O'na selâm olsun) aitti. Bu yüzden de eskisinin dış tarafında yer alan nakışların çoğu aynen korundu. Çünkü gerçekten de çok güzel nakışlar. Bununla beraber tasarımların çoğunda bazı düzeltmeler yapıldı ve tasarımların çoğunda Iraklı (sanatsal) dokunuşlar eklendi. Zarîh’in içi ise bütünüyle; yaratıcılığı, çalışmada özen ve ustalıkla harmanlayan Iraklı ellerle yapılmıştır. Hz.Ebulfazl Abbas’ın (O'na selâm olsun) hizmetkârlarının üretimi ile şereflendiği bitkisel nakışlar ve Kur’ân-i Kerîm ayetlerinde muhtelif doğal renklerde yediden fazla türden ahşap kullanılmıştır.”

Bu Şibbâk-ı Şerîf’in başkalarından ayrıldığı birçok nokta vardır. Bunlardan biri de ahşap iskeletinde Burma’nın Sac ağacının ahşabının kullanılmasıdır. Bu en kaliteli Sac türlerinden biridir. (Bir diğer ayrıcalık) da daha önce gümüşten üretilip altın ile kaplanan parçaların 22 ayar altından üretilmesidir. İçerisinde yaklaşık 2.750 kg saf gümüş ve yaklaşık 411 kg altın kullanılmıştır. Aynı şekilde milyonların geldiği ziyaretlerle uyumlu gücü ve sağlamlığı vermek için iç parçalarının çoğu onlarca kat daha kalınlaştırıldı. Şibbâk-ı Şerîf’in montajında teknik metotlar kullanılmış; (parçalar) hiçbir çivi kullanılmadan dıştan içe doğru monte edilmiştir. (Böylelikle) Şibbâk-ı Şerîf’in güzelliği muhafaza edilmiştir. Bu mubarek çalışma, Mukaddes Hz.Abbas (O'na selâm olsun) Türbesi’nin Irak’ta müşerref mezar ve türbeler için pencerelik (zarîh) yapımındaki yolculuğunun henüz başlangıcıdır.”

https://alkafeel.net/ar-news/index.php?id=4047&lang=tr

Haberler - Uluslararası El-Kefîl Ağı

22/04/2016

https://alkafeel.net/ar-news/index.php?id=4045&lang=tr

20 Nisan 2016 (12 Receb 1437) Çarşamba akşamı “Nûr Penceresi” Hz.Ebulfazl Abbas’ın (O'na selâm olsun) yeni Zarîh-i Şerîfi’nin (bir diğer adıyla Şibbâk-ı Şerîf’in) açılış töreni düzenlendi. Kılınan akşam ve yatsı namazlarının ardından sonra başlayan törende konuşan Seyyid Safî şunları söyledi:

“Burada bulunan kardeşlerim; bu yüce gecede, alınları nurlu ve savaşta ayakları sıkı sıkı bağlı (sarsılmaz) olanların komutanı, dinin ulusu (arıbeyi,büyüğü) ve Müminlerin Emîri Ali b. Ebi Talib’in (O'na selâm olsun) doğum gecesinin hatırasına; Allah’ın, mukarreb meleklerinin, tüm Peygamberler’in ve Sıddîk’ların selâmının üzerine olduğu O’nun Uğurlu Oğlu’nun, Taff’ın Kahramanı’nın, Şehit Torun Hz. İmam Huseyn’in (O'na selâm olsun) yareninin işte o efendimin yani Ebu Talib oğlu Ali oğlu Abbas’ın (Hepsine selâm olsun) Şibbâkı’nın açılışını katmaktan son derece şeref ve mutluluk duymaktayım. Yapımı yedi yıl süren bu “Nur Penceresi” Şibbâk (Zarîh), iyilikle dolu yiğitlerin ve becerikli zanaatkârlar tarafından; gecelerini gündüzlerine katmak ve tüm akli potansiyellerini seferber etmek suretiyle lisân-ı hâl ile şöyle denilerek yapılmıştır:

“Ey Taff’ın Ayeti (Kerbelâ’nın nişânesi) ruhuma Kabrinin Şibbâkı’nın tarihini yazmakla ruhlarımızdaki yaratıcılığı (üretkenliği) arttır”

Ey celâlet sahipleri!... Hiç kuşku yok ki sizler de köklü ve dev ülkemizin; özgeci, bonkör ve cömert halkımızı böylesine istikrarsız bir durumda görmekten acı duyuyorsunuz. Bu işin sonu nereye varacak bilmiyoruz. İşin başında olanlar her nasihate ve talimata karşı yüzlerini çevirmiş; gece gündüz çözümleri (çözüm üretmeye) ehil olmayan kimselerden çözüm dilenmekteler, Ali’deki saf pınarı terk etmişler ve (gerçek) çözümden fersah fersah uzaklaşmışlardır.”

“Eğer baştakiler yeteneklerimizi güzelce (değerlendirirse) potansiyellerimize ve yeteneklerimize duyduğumuz güven bu ülkeyi içinde bulunduğu krizlerden çıkaracağına dair kefildir. Ancak onlar derin bir kış uykusundalar. Allah-u Teâlâ’dan onları acilen bu sereserpe yattıkları uykularından uyandırmasını niyaz ederiz. Bizler bu mekânda, bu münasebette; ailelerini, evlatlarını, mallarını ve dünyanın lezzetlerini bırakıp ülkeyi, toprağı, ırzları (namusları) ve mukaddes değerleri katil DAİŞ (DAEŞ,IŞİD) teröristlerine karşı müdafaa etmek için yerlerinden fırlayıp (savaş meydanında) fırtına gibi esen kahraman savaşçıları unutmuyoruz. Savaşçı kardeşlerimize kesin zaferi ile yardım etsin, kalplerini sağlamlaştırsın, pazularına güç versin, atışlarına isabet versin ve artlarında bıraktığı kimseleri her türlü hayırla (üstlensin)!”

“Allah-u Teâlâ’dan pek bilgin ulemâmızı muhafaza etmesini, ömürlerini uzatmasını, onları bizim için gölgesi ile gölgeleneceğimiz birer çadır kılmasını ve hem ülkemizi, hem de tüm Müslümanların ülkelerini muhafaza etmesini niyaz ederiz… Allah-u Teâlâ’ya tüm nimetleri için şükrediyor ve burada bulunan saygıdeğer kimseler olan sizlere teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde Irak’tan ve Irak’ın dışından bizi şereflendiren tüm kardeşlerimize teşekkür ediyoruz. Yine ikinci bir teşekkürümüzü de sarf ettikleri emekler, duaları ve burada bulundukları için Mukaddes Kerbelâ şehrimizin halkına ediyoruz.”

Haberler - Uluslararası El-Kefîl Ağı

Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistanî’den (Allah uzun ömürler versin) mümin gençlere tavsiyelerhttps://alkafeel.net/ar-news/...
25/01/2016

Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistanî’den (Allah uzun ömürler versin) mümin gençlere tavsiyeler

https://alkafeel.net/ar-news/index.php?id=3690&lang=tr

Necef-i Eşref’teki Merce-i Âlâ Ayetullah Uzma Seyyid Ali Huseynî Sistanî (Allah uzun ömürler versin) mümin gençlere hem bu hayata ve hem de daha sonrasına yönelik bazı tavsiyelerde bulundu. Allah-u Teâlâ’nın yarattıklarına gönderdiği mesajların ve salih bilge kullarına yönelik tavsiyelerinin birer özeti olan bu tavsiyeler; Sn. Merce-i Âlâ’ya soru yönelten üniversite öğrencilerine cevaben yayınlandı. Merce-i Âlâ bürosunun resmi internet sitesinde yayınlanan bu tavsiyeler Uluslararası El-Kefîl Site Ağı tarafından Türkçeye çevrildi. Soru şöyleydi:

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismi ile.”

“Yüce Dini Mercîî Sn. Ayetullah Uzma Seyyid Ali Huseynî Sistanî’yi (Bereketli gölgesi daim olsun) selamlarız. Bizler toplumsal -aktivitelerde bulunan üniversiteli gençleriz. Bizlere bu günlerde yararlı olacak; gencin rolünü, bu rollerini pratiğe dökmeleri için kendilerinden nelerin beklendiğini vb. saygıdeğer görüşünüzce gençlere faydalı olacak nasihatlerde bulunmanızı rica ediyoruz.

Merce-i Âlâ’nın cevabı şu şekilde oldu:

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismi ile.

Âlemlerin Rabbi’ne hamdolsun. Salât ve selâm Hz. Muhammed’e ve O’nun Pâk Hanedânı’na olsun.

Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun.

Ve daha sonra... Meseleleri kendi meselelerim ve ailemin meseleleri kadar ilgilendiren aziz gençlere sekiz tavsiyede bulunuyorum. Bunlar bu hayatta da sonrasında (elde edilebilecek) saadetin tümüdür. Bunlar noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın yarattıklarına mesajlarının, bilge salih kullarına nasihatlerinin, tecrübelerimin kapsadıklarının ve ilmimin en son ulaştığının bir özetidir.

İlki: Allah-u Teâlâ’ya ve ahret yurduna hak itikada sıkı sıkıya tutunmak.

Şu halde açık deliller buna delalet ettikten ve doğru yol buna hükmettikten sonra içinizden kimse herhangi bir halde bu itikadı bırakmasın. Zira insan eğer derinliklerine araştırıp bakarsa (görecektir ki); bu âlemde var olan her şey; O’nu yapan pek kudretli bir yapıcının ve yüce bir yaratıcının eşsiz benzersiz bir yapımıdır. Bunu hatırlatmak için Noksan sıfatlardan münezzeh (olan Yüce Allah), peygamberleri aracılığıyla birbirini ardarda takip eden risaleler (mesajlar) göndermiştir. O (Azze ve Celle) bu (ilahi mesajlarında); bu hayatın hakikatinin – tam da O’nun resmettiği gibi – kullarının hangisinin daha güzel amel işleyeceğini sınadığı bir yarış meydanı olarak beyan etmiştir. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın ve ahret yurdunun varlığını (görmek) ile arasına perde vurulan kimse için artık bu hayatın anlamı, ufukları ve akıbeti kaybolur ve (bu hayattaki) yolculuğu karanlık hale gelir. Öyleyse her biriniz bunlara itikadını korusun ve bunu sahip olduğu en aziz ve en önemli şey kılsın. Hatta daha çok yakîn (iman) etsin ve nezdindeki değerini çoğaltsın ki bunlar onda hazır bulunmuş olsun.Bu (itikadına) keskin bir basiretle ve derin gören bir görüş ile baksın. “Gün ağarınca gece yol almış olan topluluk övülür” (Arapça atasözü)

İnsan gençliğinin baharında bir süre dininde bir zayıflık, bir farzı yerine getirmede ağır davranma ya da bir lezzete arzulu bulursa Allah-u Teâlâ ile irtibatını tamamen koparmasın. O zaman geri dönüş yolu onun için zor hale gelir. İnsan bilsin ki kuvvetli ve afiyette iken noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın emrinden yüz çevirip aldansa da aciz ve zayıf kaldığı zaman mecburen O’na geri döner.Kısıtlı bir müddeti geçmeyen bu (gençlik) baharında; gelecek olan zayıflık, halsizlik, hastalık ve yaşlılık aşamalarını bir düşünsün.

Sakın yaptıklarını ve tavırlarını meşru göstermek adına; araştırıp takip etmeye sabretmediği şüphelerin izinden giderek, gevşek davranmanın sonucunda olgun olmayan düşüncelere bel bağlayarak, bu hayatın lezzetlerine ve süs püsüne aldanarak ya da bazılarının dinin ismini şahsi çıkarları için istismar etmesine içerleyerek sabit (gerçekliği değişmez) ilkelerden kuşkuya kapılıp ayağı kaymasın. Zira hak kişiye göre tartılmaz, aksine kişi hak (tartısına) göre tartılır.

İkincisi: Güzel ahlakla vasıflanmak

Zira bu; hikmet, düşünceli oluş, şefkat, tevazu, ihtiyatlı oluş, yumuşak huyluluk, sabır vb çok sayıda fazileti toplayıp bir araya getirir. Bu yüzden de dünya ve ahret saadetinin en önemli sebeplerinden biridir. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’a en yakın ve terazilerin hafif geldiği kıyamet gününde terazisi en ağır basan kimse; ahlakı en güzel olan kimsedir. Öyleyse sizlerden her biri ebeveynleri, ailesi, evlatları, arkadaşları ve insanların geneline karşı ahlakını güzelleştirsin. Şayet kendini kusurlu bulursa da nefsini ihmal etmeyip hesaba çeksin ve hikmet aracılığıyla gayesine doğru nefsini sürsün. Nefsinden bir engelleme bulursa da umudunu kesmesin; aksine güzel ahlaklı olmak için (kendisini) zorlasın. Zira kendisini bir topluma benzetmeye çalışan kimse elbet onlardan olacaktır. Bunun için çaba harcayan kimsenin sevabı noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın katında; bunu zaten kendinde huy olarak bulmuş kimseden daha fazladır.

Üçüncüsü: Bir mesleği iyi yapmak, bir uzmanlık elde etmek ve bunun için çalışıp çabalamak

Zira bunda çokça bereketler vardır. (İnsan bununla) vaktinin bir bölümünü meşgul eder. Kendine ve ailesine faydalı olur. Toplumuna fayda sağlar. Hayırlar işlemek için bundan yardım alır. Bundan aklını parlatacak ve tecrübesini arttıracak deneyimler edinir. Malını güzel ve temiz kılar. Zira bir mal onun uğruna ne kadar fazla yorgunluğa sebep olursa o kadar çok güzel, temiz ve bereketli olur. Aynı şekilde noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah da çalışıp para kazanmak için emek harcayan insanı sever; üşengeç üşengeç işsiz güçsüz oturup başkasına yük olan ya da vaktini oyun ve eğlence ile geçiren insana da buğzeder. İçinizden hiçbirinin gençliği herhangi bir meslek becerisi ya da uzmanlık elde etmeden geçip gitmesin. Zira noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah; kişinin hayat sermayesini oluşturabilmesi için gençliğe psikolojik ve bedensel enerjiler yerleştirmiştir. Öyleyse hiçbiriniz bunları oyun, eğlence ve boşlamakla (tüketip) yitirmesin.

Her biriniz kendi işinde ve uzmanlık alanında ustalaşmaya önem versin. Bilmeden konuşmasın ve tecrübesi olmadan da bir iş yapmasın. Aksine yapamadığı ve bilmediği şeyde başkasına veyahut ondan daha tecrübeli olan birine başvursun. Zira bu onun için daha arındırıcıdır ve ona daha çok güven duyulmasını sağlar. İşini ve mesleğini sabırla, önemseyerek, tat alarak ve ilgi ile yapsın. Tek derdi; helal olup olmadığına bile önem vermeden sadece para kazanıp biriktirmek olmasın. Zira haram malda bereket yoktur. Helal olmayan bir yolla mal toplayan kimse de; Allah’ın onun başına bir belâ açmayacağından kendini güvende hissetmesin. O zaman o malın hepsini o belâda harcayacağı gibi çok daha fazla çile ve belâlar ile uğraşır. Öyleyse kişi için haram malda dünyada zenginlik olmadığı gibi ahrette de boynuna vebâl olur.

Kişi kendisi ile başkasının arasında kendini bir terazi kılsın. Başkası için yaptığı iş, tıpkı kendisi için yaptığı ve başkalarının ona yapmasını sevdiği bir iş gibi olsun. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın ona ihsanda bulunmasını sevdiği gibi o da ihsanda bulunsun. Meslek ahlakına ve nezaketine de riayet etsin. Alenen söylemekten utanacağı alçakça yollara girişmesin. Bilsin ki işçi ve uzman; onun için çalıştığı ve ona başvuran kimsenin güvendiği kimsedir. Öyleyse ona karşı samimi olsun ve o bilmeden ona ihanet etmekten sakınsın. Zira Allah-u Teâlâ onu gözetlemektedir, ameline bakmaktadır ve er ya da geç hakkını ondan tamamiyle alacaktır. İhanet ve hainlik etmek de noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın katında en çirkin amellerden olduğu gibi akıbeti ve etkileri açısından da en tehlikelilerindendir.

Meslek sahipleri içerisinde doktorlar bu nasihatlere daha fazla önem göstersin. Çünkü insanların canları ve bedenleri ile çalışmaktadırlar. Daha önce bahsi geçen hususlarda son derece dikkatli olsunlar. Zira bu (konuda özensiz davranan kimse) kendi sonunu kötü bir sona dönüştürür. “Gözü onun yolunda bir kimse için, yarın yakındır” (Arapça atasözü)

Noksan sıfatlardan münezzeh ve sözü pek aziz olan Allah şöyle buyurmuştur: “Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar. Kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler. Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?” (Mutaffifîn 1-4) Hz. Peygamber’den (Allah O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) de şöyle buyurduğu naklolunmuştur: “Allah, sizden birinin bir iş yaptığı vakit onu düzgün (ve sağlam) bir şekilde yapmasını sever.”

Üniversite öğrencileri ve öğretim görevlileri, (uzmanlıklarının); kendi uzmanlık alanlarına yönelik tüm bilimsel merkezlerde yayınlananları kapsayıcı olmasına önem versin.Özellikle de tıp bilimindekiler buna önem versin ki; bilgileri ve yapacakları tedaviler kendi alanlarında çağı yakalamış bir düzeyde olsun. Hatta bilgilerini de yararı bilimsel makalelerle ve öncü bilimsel keşiflerle ilerletmeye de önem vermelilerdir. Ellerindeki imkanlarla başka bilimsel merkezlerle rekabet de etsinler. Bilgiyi öğrenmede sadece başkalarının birer çırağı ve başkalarının ürettiği cihazları sadece birer tüketici olmayı kabullenmesinler. Aksine, tıpkı geçmiş dönemlerde ataları öncü olduğu gibi onlar da bilim yapmaya, bilimin doğmasına ve bilim üretimine aktif bir katılımda bulunmalılardır. Bu hususta bir ümmet başka bir ümmetten önceliklidir diye bir şey yoktur.Yetişme çağındakiler ve gençlerin içerisindeki dehasıyla, çizdiği başarılı portre ile ve zekası ile başkalarından ayrılan ayrıcalıklı yetenekleri de gözetmekten sorumlusunuz. Zayıf tabakalardan olsalar bile. Kendi evlatlarınıza nasıl kol kanat geriyorsanız onlara da; onlar yararlı ilimde üstün seviyelere varıncaya dek öyle kol kanat geriniz. Böylece onların ürettiği çalışmalara yazılanın benzeri bir (sevap yazılır) size de yazılır ve hem toplumunuz, hem de ardınızda bırakacağınız (soyunuz onların yaptıklarından) faydalanır.

Dördüncüsü:

Güzel ahlak ve davranışlara bağlı kalıp yerilmiş olanından kaçınmak. Hiçbir mutluluk ve hayır yoktur ki bir erdemin üzerine inşa edilmiş olmasın. Allah-u Teâlâ’nın kullarını onlarla sınadıklarının dışında, hiçbir bedbahtlık ve şer yoktur ki kaynağında alçaklık (erdemsizlik) var olmasın. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah doğru söylemiştir: “Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazanmakta olduğu dolayısıyladır. (Allah) çoğunu da affeder.” (Şura 30)

Erdemli huylardan bazıları şunlardır: Nefsini hesaba çekmek. Dış görünüşte, (başkalarına) bakmada ve hal ile tavırlarda iffetli oluş. Doğru sözlülük. Sıla-i rahim (akrabalarla ilişkilerini sürdürmek). Emaneti sahibine vermek. Verilen sözlere vefa edip üzerindeki yükümlülükleri yerine getirmek. Hak hususunda sebatli olmak (ayak diretmemek). Alçakça davranışlara ve salakça tavırlara tenezzül etmemek.

Aşağılık huylardan bazıları ise şunlardır: Menfur bağnazlıklar. Fevrî tepkiler. Seviyesiz uğraşlar. İnsanlara karşı riyakârlık. Zengin iken savurgan olmak. Fakir iken de başkalarının hakkına saldırmak. Başına bir belâ gelince bezgin olmak. Başkalarına ve özellikle de zayıflara hakaret etmek. Malı boşa harcamak. Nimete nankörlük etmek. Günah işlemekle böbürlenmek. Zulme ve düşmanlık edilmesine yardımcı olmak. Kişinin yapmadığı bir iş ile övülmeyi sevmesi.

Genç kızlara iffet konusunun altını çiziyorum. Çünkü kadın, zarafeti sebebiyle; bu hususta dikkatli olmamanın sonucunda yaşanan olumsuzluklardan daha çok incinir ve zarar görür. Sahta duygulara aldanmasınlar ve lezzeti gelip geçici, yan etkileri ve kaygıları kalıcı olan ilişkilere girmesinler. Genç kızlar ancak salâh ve mutluluğun bileşenlerine sahip istikrarlı bir hayatı düşünmelidir. Ağırlığını ve metanetini koruyan, dış görünüşünde de davranışlarında da hayalı olan ve hayatının, işinin ve eğitiminin işleri ile meşgul olan kadın; ne kadar da saygıdeğer bir kadındır.

Beşincisi: Aile kurmaya, evlenmeye ve geç kalmadan çocuk sahibi olmaya önem vermek. Bu insana huzur ve haz verir, işinde daha çalışkan olmasını sağlar, ağırbaşlılığı ve sorumluluk bilincini beraberinde getirir, (kişideki) potansiyellerin ihtiyaç duyulan günde faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini sağlar ve kişiyi çok sayıda zararlı ve tehlikeli sıkıntılar yaşamaktan korur. Hatta hadislerde evlenen bir kişinin dininin yarısını koruma altına almış olduğu geçmiştir. Tüm bunlardan önce (evlilik ve çocuk sahibi olmak) hayatta uyulması gereken kurallardan ve hayatın en kesin kanunlarındandır. İnsan bunun üzerine yaratılmıştır. Bununla ilişkisini kesen kişi elbet sakıncalı işlere düşecek; adının sanını batması ve tembelleşmek belâsına düçar olacaktır. Kimse (evlenip çocuk sahibi olmaktan ötürü) fakir düşmekten korkmasın. Zira noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, evliliği; kişinin ilk bakışta hesap edemeyeceği bir rızk sebebi kılmıştır. İçinizden her biri evleneceği kişinin ahlâkına, dinine ve köküne (doğup yetiştiği ortama) dikkat etsin; güzelliğine ve işine verdiği önemde abartıya kaçmasın. Çünkü bu; hayat ciddiyetini ve sınavlarını açığa vurunca çarçabuk (iç yüzünü) belli eden bir aldanıştır. Hadîslerde sadece ve sadece güzelliğine bakılarak bir kadınla evlenmekten sakındırılmıştır. Bir kadın ile onun dini ve ahlâkı için evlenen kimse, onun için onda (eşinde) bir bereket kılınacağını bilsin.

Genç kızlar ve velîleri, bir meslekte çalışmayı aile kurmaya ve buna önem vermeye tercih etmekten sakınsın. Çünkü evlilik hayatın kesin bir kanunudur. Meslek ise nafilelere ve tamamlayıcılara daha çok benzer. Bunu ona (kariyeri evliliğe) tercih etmek de hikmete aykırıdır. Gençliğinin baharında bu manadan yüz çeviren kimse yakında pişman olacaktır. Ancak o zaman pişmanlık fayda etmeyecektir. Hayatın içinde buna şahit (kanıt) olacak tecrübeler vardır.

(Genç kızların) velîlerinin kızlarını evlenmekten men edip eve hapsetmesi ya da abartılı mehir, amcaoğullarını veya seyyidleri bekleme gibi Allah’ın (dininde kullarını) yükümlü kılmadığı örfî engeller koyması helâl değildir. Böyle şeylerde (velîlerin) vakıf olmadığı çok büyük fesatlar (zararlar, kötülükler) vardır. Şunu bilinsin ki, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah; babaları ancak onlara nasihatte bulunması ve onların salâhını (yararını) koruyup kollaması için kızlarına velî kılmıştır. Bir kadını salâhı için olmaksızın evlenmekten alıkoyan kimse; kadın onun yaptıklarının etkisinden eziyet çektiği sürece (günahı yazılmaya devam eden) bir suçu yüklenmiş ve kendine (cehennem) ateşinin kapılarından bir kapı açmıştır.

Altıncısı: İnsanlara hayır ve fayda sağlayan; özellikle de yetimleri, dulları ve yoksulları ilgilendiren çalışmalar için çaba harcamak ve kamu yararını gözetmek. Zira bunları yapmak imanın gelişmesine, nefsin (terbiye edilip) uslanmasına, kişiye verilen nimetler ile hayırların arındırılıp geliştirilmesine ve faziletler keskinleştirilmesine (açığa çıkarılmasına) sebep olur. Bunlarda; birr (hayır), takva ve sessizce gerçekleştirilen bir iyiliği emredip kötülükten sakındırma (emr-i bil maruf ve nehy an-il munker) vardır. Toplumsal düzenin korunmasına ve halkın yararının gözetilmesine vesile olduğu gibi toplumsal durumun daha iyiye doğru gideceği bir değişimi de beraberinde getirir. Öyleyse bu (işler); bu dünya için bereket ve ahret için de bir kredidir. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah; dayanışan, yardımlaşan ve kişinin kardeşlerinin, kendi gibilerin dertleriyle dertlenip kendisine yapılmasını sevdiği gibi başkalarına da hayırlar yapılmasını seven (bireylerden oluşan) bir toplumu sever.

Söz söyleyenlerin en azizi olan Allah şöyle buyurmuştur: “Memleketlerin halkı inansalar ve çekinselerdi gökyüzünden üstlerine bereket yağdırır, yeryüzünden bereket fışkırtırdık...” (Araf Suresi,96)

Ve yine şöyle buyurmuştur: “Gerçekten Allah, kendi nefislerinde olanı değiştirinceye kadar, bir toplulukta olanı değiştirmez.” (Rad Suresi, 11)

Hz. Peygamber (Allah O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) de şöyle buyurmuştur: “İçinizden hiçbiri; kendisi için sevdiği şeyi kardeşi için de sevmeden ve kendisi için nefret ettiği (sevmediği) şeyden kardeşi için de nefret etmeden iman etmez (etmiş sayılmaz).

Yine şöyle buyurmuştur: “Her kim güzel bir sünnet (gelenek) başlatırsa ona o (sünnetin) ve ona uyan herkesin ecri yazılır.”

Yedincisi: Herkes gerek aile içerisinde gerekse de toplum içerisinde üzerine aldığı sorumluluğu güzelce yerine getirmelidir. Babalar evlatlarına ve eşler de ailelerine güzelce baksın; hikmet gereği ve aileyi ve toplumu korumak adına kararlı (sert, taviz vermeyen) bir tutum sergilenmesi gereken durumlarda bile şiddetten ve acımasızca davranmaktan kaçınsınlar. Çünkü sert olma yöntemleri sadece bedeni incitmek ve yaralayıcı sözlerle kısıtlı değildir. Aksine başka terbiye verme araçları ve yolları vardır. Bu konuda tecrübe ve bilgelik sahibi olanlarla görüş alışverişinde bulunan kimse bunları bulacaktır. Hatta acımasız (katı) yöntemler çoğu zaman; istenenin aksi yönünde sonuçlar vererek çözülmesi istenen (sorunun) daha da köklere inmesini ve ıslah edilmesi istenen kişinin (kişiliğinin) kırılmasına yol açar. Zulmedilmesini gerektiren bir kararlılıkta da, yanlışı başka bir yanlış ile çözen bir çözümde de hayır yoktur.

Toplumun bir işinin başına geçirilen (yönetici olan) kimse işine önem göstersin; bu hususta topluma karşı samimi olsun ve onların göremediği (ya da farkında olmadığı) yükümlülükleri hususunda topluma ihanet etmesin. Zira noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah onların da onun da üzerinde yöneticidir ve kıyamet gününde onu çarçabuk hesaba çekecektir. Öyleyse halkın malını helâl olmayan mecralarda harcamasın ve onlara samimi (ihlaslı) olmanın dışında başka bir yönde kararlar vermesin. Makamını kötüye kullanıp da; bazılarını diğerlerinden saklayacak (ayrı tutacak), kendi aralarında tehlikeli menfaatler ve ne idüğü belirsiz mallarla alışverişte bulunmalarını sağlayacak ve başkalarını hak ettikleri yerlerden indiren ya da başkalarını hak ettiği hizmetlerden alıkoyan bir kesim ve bir parti meydana getirmesin. Çalışması halkın tümü için tek (aynı) yönde olsun. Makamını kendi yakınlarının özel haklarını eda etmek, onları ödüllendirmek ve onlara ihsanda bulunmak içn bir araç haline getirmesin. Kişinin üzerindeki özel hakları umumi (halkın geneline ait) haklardan eda etmesi zulüm ve fesattır (bozgunculuktur, yolsuzluktur). Şayet (kanunen) iki (kişi) arasında tercihte bulunmana izin verilmişse de bu tercihini; zayıf, arkasında kimse olmayan, elinden bir şey gelmeyen ve hakkını almada noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tan başka yardımcısı olmayan kimseden yana kullan. Kimse yaptıklarını mazur göstermek için bir dini ya da mezhebi araç olarak kullanmaya kalkmasın. Çünkü hak din ve mezheplerin temelinde; adaleti gözetme, ihsanda bulunma, emaneti sahibine verme vb. hak ilkeler yatmaktadır. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. ” (Hadid 25) Hz. İmam Ali (O'na selâm olsun) şöyle buyurmuştur: “Resûlullah’ın (Allah O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) birçok yerde şöyle buyurduğunu işittim: “Zayıfın dili dolaşmadan (irkilmeden) güçlüden hakkını alamadığı bir ümmet asla kutsanmaz. (bereketli kılınmaz)”

Öyleyse bunun dışında bir temel üstüne bir şeyler yapmaya kalkışan kimse; nefsinin ona sahte dileklerini ve yalan umutlarını süsleyip (aldattığı) bir kimsedir. Hz. Resulullah’a (Allah O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin), İmam Ali’ye (O'na selâm olsun) ve Hz. Huseyn-i Şehîd’e (O'na selâm olsun) en yakın olan adil önderler; onların sözleriyle en çok amel eden ve onların yaşantısını en çok takip edenlerdir. Yönetici halkın işlerini ele alırken Hz. İmam Ali’nin (O'na selâm olsun) Malik-i Eşter’e onu Mısır’a atadığı zaman yazdığı mektuptaki vasiyetini okumaya bağlı kalsın. Çünkü o (vasiyet) adaleti ve emaneti eda etmeye dair ilkeleri bir arada barındıran bir reçetedir. Yöneticiler için de diğerleri için de faydalıdır ve herkesi kendi durumuna uygun (bir şekilde ele almıştır). Kişinin yönetimi ne kadar geniş kapsamlı olursa (vasiyeti okuyup ona uyması) onun için o kadar gerekli ve kesin olur.

Sekizincisi: Kişinin öğrenme ruhuna sahip olması. Kişi hayatının her aşamasında ve (yaşadığı) birbirinden farklı hallerde bilgeliğini ve marifetini (bilişini) pekiştirme azmini taşısın.Yaptıkları, huyları ve bunların etkileri üzerine düşünsün; etrafında gerçekleşen olaylara ve bunların sonuçlarına baksın. Böylece her gün yeni bir biliş, deneyim ve erdem kazanır. Zira bu hayat çok boyutlu ve pek derin bir okuldur. Kişi bu okulda bilgi, biliş ve tecrübe edinmeye muhtaçtır. Her eylemde ve her hadisede bir işaret ve bir ibret vardır. Her vakıada da bir mesaj ve bir maksat vardır. (Bunlar) üzerinde düşünüp kafa yoran kimseye; hangi olguya, hangi yasaya bağlı olduklarını ve hangi nasihatlerin, hangi ibretlerin onlara uygun olduğunu açığa vurur. Öyleyse noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah ile buluşuncaya dek herkes bilgi, biliş ve tecrübe edinerek (ahret) azığı biriktirsin ve bundan yüz çevirmesin. Kişi ne kadar çok hakikatleri tanır ve olayların iç yüzüne ne kadar çok vakıf olursa; denemelere girişip yanlışlar yapma ihtiyacı da o kadar çok ortadan kalkar.Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuş: “...Her kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir...” (Bakara 269) ve Peygamberi’ne (Allah O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) de şöyle demiştir: “...Ve de ki: “Rabbim, ilmimi arttır!”” (Taha 114)

Kişi üç kitap ile dostluk kurmalı ve düşünüp tefekkür etmek için onlardan beslenmelidir.

İlki ve en öncelikli olanı: Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın yarattıklarına gönderdiği en son risale (mesaj) olan Kur’ân-i Kerîm. Allah-u Teâlâ onu onlara gizli saklı akıl hazinelerini açığa çıkarmak ve hikmet pınarlarını fışkırtmak için göndermiştir. Onlarla (akıl hazineleri ve hikmet pınarları) vesilesiyle katılaşan kalpleri yumuşatır. Allah-u Teâlâ (Kur’ân-i Kerîm’de) örnek vermek için bazı hadiseler beyân etmiştir. Öyleyse kişi nefsi için Kur’an-i Kerîm tilavet etmeyi terk etmemeli; noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın konuşmasına kulak verdiğini (nefsine) hissettirmelidir. Zira Allah-u Teâlâ kitabını; O’ndan tüm alemlere bir mesaj olarak indirmiştir.

İkincisi: Nehc-ul Belâga (Belâgatin yolu). Zira o genel hatları itibari ile Kur’ân-i Kerîm’in konularını ve işaret ettiklerini beyan eder; çok belâgatli bir üslupla kişinin düşünme, tefekkür, nasihat ve hikmet ruhunu harekete geçirir. Öyleyse kişi, eline boş vakit veya fırsat geçtiğinde onu okumayı terk etmesin. Kendini İmam’ın (O'na selâm olsun) konuşma yaptıklarının arasında (O’nun muhatap aldıklarından biri) olarak hissetsin. O da bunu dilerdi. Hz. İmam’ın (O'na selâm olsun) oğlu Hz. Hasan’a (O'na selâm olsun) yazdığı mektuplara da önem versin. Çünkü onlar buna benzer bir gaye doğrultusunda (yazılmıştır).

Üçüncüsü: Sahife-i Seccadiye. Çünkü içerisinde konularını Kur’ân-i Kerîm’den alan çok üst seviyede bir belagate sahip dualar vardır. İçeriğinde insanı olması gerektiği gibi (kılmaya) yönelik talimatlar, kaygılar, vizyonlar ve arzular yer almış; nefsini nasıl hesaba çekeceği, eleştireceği ve nefsinin gizli saklı yönleri ile sırlarını nasıl açığa çıkaracağı beyan edilmiştir. Özellikle de “Mekârim-ul ahlâk /Güzel ahlak” duası (bu özellikleri bir arada bünyesinde barındırır.)

İşte bu sekiz tavsiye; hayatta istikamet üzere olmanın ve bunun dayanaklarının esaslarıdır. Bunlar sadece birer hatırlatmadır. Kişi bu (tavsiyelerde) bir hak nuru, hakikat ışığı, fıtrî (iç dünya) saflığı ve hem akıldan çıkarsanmış, hem de hayat tecrübelerinden edinilmiş deliller bulur. (Bunlar aynı zamanda) ilahi mesajların ve basiretli kimselerin nasihatlerinin de daha önce dikkat çekmiş olduğu hususlardır. Öyleyse her bir kişi; bunları benimsemeli ya da bunları yerine getirmek için gayret sarfetmelilerdir. Özellikle de gençler. (Çünkü gençler) hem bedensel hem de fiziksel enerjilerinin ve potansiyellerinin tazelik çağındadır. Bu onların bu hayattaki sermayesidir. Şayet bu (tavsiyelerin) bir kısmını ya da üst seviyesini (yerine getirme fırsatını) kaçırmışlarsa yine de amel etsinler. Zira azı almak, çoğu terk etmekten daha hayırlıdır. Aynı şekilde bir kısmına yetişmek, hepsini kaçırmaktan daha hayırlıdır. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah şöyle buyurmuştur: “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlemişse, onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlemişse, o da onu görür.” (Zilzal 7-8)

Allah’tan sizi; ahrette de dünyada da sizleri saadet ve istikamete eriştirecek işlere muvaffak kılmasını niyaz ederim. Şüphesiz O başarının mutlak sahibidir.”

28 Rebiulevvel 1437

Address

`Abbas

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uluslar Arası El-Kefîl Ağı / Mukaddes Hz.Ebelfezl Abbas Türbesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share