31/05/2026
Nazarın en çok etkilediği 4. grup ise Allah’ın korumasına değil, batıl yöntemlere sığınanlardır.
Kur’an’da defalarca Allah’a sığınmak ve tevekkül etmek emredilir. Nazar gibi görünmeyen tehlikeler karşısında da bu böyledir. Buna rağmen insanlar boncuklara, muskaya, tütsüye, bilinçaltı telkinlere ya da enerji uygulamalarına yönelerek korunmaya çalışırsa; Allah’ın yardımı yerine kendi uydurdukları yollara güvenmiş olurlar.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir şey takarsa, Allah onu o taktığına havale eder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/310) Bu, Allah’ın korumasını reddedip nesnelere güvenmenin manevi sonucudur: Kişi, kendini savunmasız bırakır ve musibetlere açık hâle gelir.
Allah’ın isimlerinden biri de “Hafîz”dir; yani koruyandır. Allah, her insanı melekleriyle korur. “Onun (insanın) önünden ve arkasından, Allah’ın emriyle onu koruyan (melekler) vardır.” (Ra’d, 13:11) Bu ayette doğrudan “insan” ifadesi kullanılmış, “mümin” veya “kâfir” şeklinde bir ayrım yapılmamıştır.
İbn Abbas (r.a.), insanı gece ve gündüz koruyan meleklerin bulunduğunu, bu meleklerin kişinin takdir edilmiş eceli gelinceye kadar onu koruduklarını; ancak kader gelip çattığında bu korumanın kalktığını belirtmiştir.
İbn Kesîr, bu meleklerin hem mümin hem de kâfir insanları koruduğunu; ancak müminlerin bu korumadan daha fazla istifade ettiğini, zira dua, zikir ve ibadetle melekleri cezbedip yönlendirdiklerini ifade eder. Bu melekler, Allah’ın emriyle kişiyi bela ve musibetlerden muhafaza eder. Ancak Allah, o kişiye bir zarar murat ederse, melekler çekilir ve o zarar isabet eder.
Şevkânî ise bu korumanın Allah’ın iradesine bağlı ve sınırlı olduğunu vurgular. Koruma meleklerinin ancak Allah’ın dilediği ölçüde müdahale edebileceğini, kulların durumlarına göre bu desteğin artıp eksilebileceğini ifade eder. Melekler görevle memur edilmiş varlıklardır; insanın hâline göre görevlerini icra ederler.
Konu hakkında daha detaylı bilgiye web sayfamdaki makaleden ulaşılabilir.