Islam

Islam Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Islam, Samsun.

08/05/2016

Ehl-i sünnet itikadından, önemli olanlardan bazıları şunlardır:

1- Amentü’deki altı esasa inanmak. [Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah’tan olduğuna inanmak. İnsanda irade-i cüziye vardır. İşlediği günahlardan mesuldür.]

2- Amel, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen veya günah işleyen mümine kâfir denmez. [Vehhabiler, (amel imanın parçasıdır, namaz kılmayan ve haram işleyen kâfirdir) derler.]

3- İman ya vardır ya yoktur, artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]

4- Kur’an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir.

5- Allah mekândan münezzehtir. [Vehhabiler, (Allah gökte veya Arşta) derler. Bu küfürdür.]

6- Ehl-i kıble tekfir edilmez. [Vehhabiler, kendilerinden başka herkese kâfir derler.]

7- Kabir suali ve kabir azabı haktır.

8- Gaybı yalnız Allah bilir, dilerse enbiya ve evliyasına da bildirir.

9- Evliyanın kerameti haktır.

10- Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, (Beşi hariç sahabenin tamamı kâfirdir) derler. Halbuki Kur’anda, tamamı cennetlik deniyor.] (Hadid 10)

11- Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en üstünüdür.

12- Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.

13- Öldürülen, intihar eden eceli ile ölmüştür.

14- Peygamberler günah işlemez.

15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.

16- Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. [Vehhabiler, Hazret-i Âdem’in, Hazret-i Şit’in, Hazret-i İdris’in peygamber olduğunu inkâr ederler. İlk peygamber Hazret-i Nuh derler. Liderlerine resul [Peygamber] diyen bazı gruplar da, (Nebi gelmez, ama resul gelir) derler. Bunun için de Resulüm diyen zındıklar türemiştir.]

17- Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.

18- Ruh ölmez. Kâfir ve Müslüman ölülerin ruhları işitir.

19- Kabir ziyareti caizdir. İstigase, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip, onların hürmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek caizdir. [Vehhabiler ise buna şirk derler. Bu yüzden Sünnilere ve Şiilere müşrik, yani kâfir derler.]

20- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hazret-i Mehdi’nin geleceğine, Hazret-i İsa’nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak.

İmam-ı a’zam hazretleri (Kıyamet alametlerine tevilsiz inanmalı) buyuruyor. (Fıkhı ekber)

Bir hadis-i şerif meali:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama iman artık fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

Güneşin batıdan doğmasını, (Avrupa Müslüman olacak) diye tevil etmek, imam-ı a’zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi tevil etmemiştir. Hâşâ Resulullah, bilmece gibi mi söz söylüyor? Böyle tevil etmek, (elma dersem çık, armut dersem çıkma) demeye benzer. Nitekim (Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. O zaman ortada din diye bir şey kalmaz. Bir de Avrupa Müslüman olunca, iman niye fayda vermesin? Güneşin batıdan doğması, ilmen de mümkündür. Dinsizler itiraz eder diye zoraki tevile gitmek gerekmez. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır, başka yörüngeye koyar. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olur.

21- Ahirette Allahü teâlâ görülecektir.

22- Kâfirler Cehennemde sonsuz kalır ve azapları hafiflemez, hatta gittikçe artar.

23- Mest üzerine mesh etmek caizdir.

24- Sultana isyan caiz değildir.

(Bu bilgiler, Fıkh-ı ekber, Nuhbet-ül-leali, R. Nasihin, Mektubat-ı Rabbani, F. Fevaid’den alınmıştır.)

13/02/2016

Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki düşüncelerini anlatan Murat Kekilli; “Bana göre 2. Abdulhamit’ten sonra gelmiş en yetenekli insanlardan birisidir. Bugüne kadar medeniyetimizin başına gelmiş en nadir insanlardan birisidir. Dünyada Müslümanlardan sanatçı, sporcu, siyasetçi, doktor, mühendis olamayacağı konuşuluyordu ama Erdoğan bu algıyı yıktı. Tam tersine dünyadaki bütün Müslümanlara umut verdi. Bu adamdan korkan insanları anlayamıyorum” diye konuştu. Kekilli; “Osmanlı yedi düveli rahatsız eden bir kelimedir. Çünkü hakkaniyetten, doğruluktan, dürüstlükten ve özgürlükten küresel güçler rahatsız olur. Emperyalistler rahatsız olur. Sömürücüler böyle bir şeye razı olmazlar. Çünkü Osmanlı ruhu dirilirse dünya kurtulur” şeklinde konuştu.
2000 yılında “Bu Akşam Ölürüm” adlı albümüyle adından söz ettiren Sanatçı Murat Kekilli ile sanat camiasını, sosyal sorumluluk projelerini, Gezi Parkı olaylarını ve Fetullah Gülen grubunu konuştuk…
“İSRAİL. BÜTÜN DÜNYAYI SÖMÜREN, ÇOCUKLARI ÖLDÜREN BİR REJİMDİR”
İsrail’in Gazze’ye saldırması üzerine İstanbul’da İsrail Başkonsolosluğu’nun önündeki eyleme katıldınız. Sizi, İsrail Başkonsolosluğu’nun önündeki eyleme getiren duygu nedir?
Filistin’de insanlar yıllardır açlığa, yokluğa mahkum edildi. İsrail, bütün dünyayı sömüren bir rejimdir. Gazze’de sahilde oyun oynayan çocukları öldüren bir rejimdir. Bir sanatçı olarak bu sömürüye karşı durmak için eyleme katıldım. Orada haksıza karşı dik durdum. Bu noktada ben duyarlı olmayacağım da kim duyarlı olacak?
Sanatçıların Filistin, Suriye gibi konularda değil de genelde hayvan hakları ve çevre hakları konusunda eylemlere katılmasını nasıl görüyorsunuz?
Sanatçılar genelde bu tür eylemlere nedense katılmıyorlar. Müziğini yap, paranı kazan ve kenara çekil mantığındadırlar. Sanatçıların bilinç altına bu durum işlenmiştir. Çevre ve hayvan hakları konusunda çalışma yapabilirler. Bu noktada bir sıkıntı yoktur. Bunlar asıl sorunlarımızı görmezlikten gelmek için yapılmış küçük oyunlardır.
“MEDYA BÜTÜN DÜNYADA YAHUDİ LOBİLERİNİN ELİNDEDİR”
Ortadoğu ve Afrika gibi konulara ise giremezler. Bilindiği üzere medya bütün dünyada Yahudi lobilerinin elindedir. İsrail Başkonsolosluğu’nun önüne giden bir sanatçı için muhtemelen bu Müslümanlardan taraftır, bunun ipini kesin denir. Bu durumda ne dizilerde, ne de filmlerde rol alamazlar ve popülerliğini korumaları engellenir yani popülerliğini kaybetmesi sağlanır. Sanatçıların özgür olduğunu düşünmeyin. İçlerinde neler kopar, ama yapamazlar. Hiç kimse inancını rahat rahat deklare edemez. Sanatçılar, her türlü milliyetçilik akımının arkasına saklanıp fikirlerini söylediğinde desteklenir ama “Müslümanım” dediğinde ciddi problemler oluşur, medya ile anlaşma bozulur ve savaş başlar.
“SANAT CAMİASINI, DEPREM BÖLGESİNDE GÖRMEYİ İSTERİM”
Van depremi olduğunda da İHH aracılığıyla Van’a gittiniz. Van’da neler yaptınız?
Van depremi sırasında iki arkadaşımla beraber bir hafta Van’da kaldık. Depremde zarar görmüş insanların dertleriyle dertlendik. Beraber yemek yedik, yattık, üşüdük, kamyonlardan yük indirdik. Van’da televizyonlarda sanatçıların yardım kampanyalarını izledik. Sanatçılar, evlerinde, sıcak yataklarından televizyonlara telefonla bağlanarak, Van’a para gönderdiklerini söylüyorlardı. Ben ise sanat camiasını, direkt deprem bölgesinde görmeyi isterdim. Bu arada çok gariptir, o paraların Van’a geldiğine de şahit olmadık.
İsrail Başkonsolosluğu ve Van’daki deprem gibi başka ne tür sosyal sorumluluk alanlarında yer aldınız?
Suriye’ye yardım konvoyuna katıldım ve Cilvegözü Sınır Kapısı’na kadar konvoya eşlik ettik. Filistin’e düzenlenen konvoya da eşlik ettim. Hatta Mavi Marmara gemisini yolcu edenlerden birisiydim. Mavi Marmara gemisinde yolculuk yapmak istedim ama nasip olmadı. Ben Mavi Marmara’da hayatını kaybedenlere şehit dedim. Başka birileri de, “İsrail otoritedir, otoriteden izin almak gerekir. Hatta bazıları da boşu boşuna öldü” şeklinde açıklamalar yaptı. Bunlara da katılmıyorum.
“ŞÖHRET AFET GETİRİYOR”
Sanatçılar arasında alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olmasının sebebi nedir?
Özellikle sanat camiasının bilinçaltına, “İçkisiz ve dumansız olmaz” anlayışı yerleştirilmiştir. Örneğin; Hollywood filmlerinde oyuncuların elinden sigara, puro, alkol ve uyuşturucu eksik olmaz. Dikkat ederseniz Kovboy filmlerinde hep bar sahnesi vardır. Ellerinde viski kadehleri vardır. Dans eden kadınlar ve üst katta uyuşturucu sahneleri vardır. Bunlar neredeyse her filmin değişmez kareleri olmuştur. Bu bilinçaltı ile beraber çevrenin de etkisiyle sanatçılar alkol ve uyuşturucu kullanıyor. Bir de şöhrete ulaşınca bunu çoğu insan taşıyamıyor. Şöhret afet getiriyor.
“PRESTİJİM İÇİN GEZİ PARKI'NA GİTMEMİ İSTEYENLER OLDU”
Birçok sanatçı Gezi Parkı olaylarına katıldı. Siz Gezi Parkı olayını nasıl görüyorsunuz?
Gezi Parkı olayını, 31 Mart Vakası’na benzetiyorum. Benim için Gezi Parkı olayları, tarihteki 31 Mart Vakası’ndan zerre kadar farkı yoktur. Elin sömürgeci İngiliz’inin, Alman’ının, Yunan’ının ne işi var lan benim ülkemde? Gezi Parkı’na giden sanatçıların çoğunun daha sonra şov dünyasında çok daha özel yeri oldu. İş arkadaşlarımın içinde bile prestijim için Gezi Parkı’na gitmemi isteyenler oldu. Gezi’ye katılmamın şahsıma prestij getireceği söylendi. Ben ise onlara, “Aman, Allah’ın yanında prestijli olalım” dedim. O prestijin peşinde koşsaydım bunu en başında yapardım. Hatta benim için ortalama bir yaşam, elime de, yüzüme de çoktur.
“BUGÜN MÜSLÜMANLAR BOYNU BÜKÜK DEĞİL”
Tamer Karadağlı ve Emre Kınay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan korktuğunu söyledi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence bu sanatçılar korkmak için yanlış yeri ve yanlış kişiyi seçmiştir. Bu sanatçılar korkmak için Batı’ya baksın… Yeryüzünde 2 milyara yakın insan şu anda emperyalizme karşı dik duran Erdoğan’a teşekkür ediyor. Erdoğan sayesinde bugün Müslümanların boynu bükük değil. Sürekli yurtdışına gidip gelen bir kişiyim. 2000 yılındaki yurtdışına çıkışım ile bugünkü çıkışım arasında fark var.
Bu fark nedir?
2000 yılında Yunanistan’a gittiğimde bir kadını Yunanlıların tartakladığını gördüm. O an orada kaos çıkardım. “Benim insanıma nasıl bağırırsınız” dedim. Arkadaşlarım vizem iptal olur diye karışmamamı söylediler. Eskiden böyleydi. Bugün ise Yunanistan’a gittiğimizde, “Hoşgeldin komşu” diyorlar. Aradaki farkı farkedebiliyor musunuz?
“MEDENİYETİMİZİN BAŞINA GELMİŞ EN NADİR İNSANLARDAN BİRİSİDİR”
Siz Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bana göre 2. Abdulhamit’ten sonra gelmiş en yetenekli insanlardan birisidir. Bugüne kadar medeniyetimizin başına gelmiş en nadir insanlardan birisidir. Dünyada Müslümanlardan sanatçı, sporcu, siyasetçi, doktor, mühendis olamayacağı konuşuluyordu ama Erdoğan bu algıyı yıktı. Tam tersine dünyadaki bütün Müslümanlara umut verdi. Bu adamdan korkan insanları anlayamıyorum.
Erdoğan’ın Çankaya’da düzenlediği ilk resepsiyona da katıldınız. Ne hissettiniz?
Çankaya’da bir davete katılacağım daha önce aklımın ucundan bile geçmiyordu. Kimse bizi o güne kadar oraya davet etmemişti. Sayın Erdoğan ise bize hem kalbimin, hem de Köşk’ün kapılarını açtı. Bu arada inancımla ilgili yaptığım açıklamalarımdan dolayı olsa gerek CHP’li belediyeler tarafından, yaklaşık 10 yıldır yasaklıyım.
“ERDOĞAN NE YAPMIŞ Kİ DİKTATÖR OLMUŞ”
Mehmet Ali Alabora ve Levent Üzümcü gibi sanatçılar, Erdoğan hakkında hakarete hatta küfre varacak düzeyde sözler sarfediyor. Bunları nasıl yorumluyorsunuz?
Bu kişiler yıllar boyunca boyunduruk altında yaşamaya alışmış olduğu için özgür kalmanın ne demek olduğunu bilmiyorlar galiba… Erdoğan’a diktatör diyorlar. Ya, Erdoğan gerçekten diktatör olsa sen Erdoğan’a böyle sövebilir misin? Erdoğan ne yapmış ki diktatör olmuş. Müziğini mi engellemiş, programlarını mı engellemiş? Rahat rahat da şeytanı bile kıskandıracak şekilde Erdoğan’a sövüyorsun… Eski Türkiye’de Cumhurbaşkanına sövseler bunları idam ederlerdi.
“OSMANLI RUHU DİRİLİRSE DÜNYA KURTULUR”
Erdoğan için, 2. Abdülhamid’den sonra gelen bir lider dediniz. Osmanlı kelimesi konuşulduğunda insanlar ürküyor. Bunun sebebi nedir?
Osmanlı yedi düveli rahatsız eden bir kelimedir. Çünkü hakkaniyetten, doğruluktan, dürüstlükten ve özgürlükten küresel güçler rahatsız olur. Emperyalistler rahatsız olur. Sömürücüler böyle bir şeye razı olmazlar. Çünkü Osmanlı ruhu dirilirse dünya kurtulur.
“PENSİLVANYA'YA DAVET ETTİLER AMA GİTMEDİM”
Fetullah Gülen grubuyla ilişkiniz nasıl… Pensilvanya’ya gittiniz mi?
Çevremde o gruba mensup birçok arkadaşım var. Hatta birkaç kere beni Pensilvanya’ya davet ettiler ama gitmedim.
17 Aralık’tan sonra ilişkiniz nasıl oldu?
Bu gruba mensup kişiler tarafından “Bize bu olayda destek olur musun?” dediklerinde olaya çok hakim olmadığım için destekte bulunmadım.
Fetullah Gülen grubu sizi bir davete ya da toplantıya çağırsa gider misiniz?
Muhtemelen gitmem. Çünkü Gezi Parkı olayları ve 17 Aralık sürecinde ülkeme, Müslümanlara, polisimize, askerimize, belediyemize, kısacası insanımıza verilen zarar çok büyüktü. Bu durum bende derin izler açtı. Kim gitmek ister ki?
“ÜLKEM YIKILIRKEN, BAYRAĞIM İNDİRİLİRSE TABİİ Kİ TARAF OLACAĞIM”
Gülen veya Erdoğan arasında yaşanan bu olayda taraf olmanız gerekirse kimden yana taraf olursunuz?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda haklı olduğunu düşünüyorum. Mısır, Suriye ve diğer ülkeler gibi karışıklığa sebep vermeden ülkeyi derleyip, toparladı, kaosa götürmedi. Ülkeme, vatanıma, milletime zeval gelmesin diyorum ve bu konuda da kendilerini destekliyorum.
Erdoğan’ın, “Bîtaraf olan bertaraf olur” sözüne önceden katılmıyordum ama şimdi düşündüğümde yerden göğe kadar haklı olduğunu anladım. Ülkem yıkılırken, vatanım elden gidip, bayrağım indirilirken tabii ki taraf olacağım. Mısır’da, Suriye’de, Filistin’de zulüm olurken, tabii ki taraf olacağım.
“KOYU CHP'Lİ BİR AİLEDEN GELİYORUM”
Nasıl bir çevrede büyüdünüz, aileniz nasıldı, muhafazakâr mı, solcu mu?
Solcuydu. Koyu CHP’li bir aileden geliyorum. O zaman herkes Bülent Ecevit’çiydi. Adana’da bizim mahallede zaten başka bir parti tutman söz konusu değildi. Tek parti gibiydi.
“RIZKIMI VEREN ALLAH'TIR”
Sanatçıların medya ile savaşından bahsettiniz. Bu nedir?
Şimdi 2000 yılında “Bu Akşam Ölürüm” albümümün ardından o dönemde medyanın birçok kanadından bana ciddi ve büyük teklifler geldi. İlk teklif getiren kişiler, bir çanta dolusu dolarla geldiler. Bir dizi çekeceğimizi ve bölüm başına 50 bin dolar vereceklerini söylediler. Bu paranın bugüne kadar verilmiş en büyük miktar olduğunu söylediler. Bende boyunduruk altına girmeyi istemediğim için ne bir dizi film, ne de herhangi bir görüşün içinde yer almak istemediğimi belirttim. Çünkü kabul etseydim onlar ne derlerse onu yapmak zorunda kalcaktım. Kısaca rızkımı veren Allah’tır, kula mihnet eylemem dedim. O medya grubunun gazetesi birkaç ay sonra Buca’daki konserim kalabalık olmasına rağmen konserden önce veya sonra salondaki boş yeri çekerek, “Murat Kekilli’nin balonu söndü” diye haber yaptı. Onların dümen suyuna girmediğim için beni yıpratmaya çalıştılar.
Başka neler yaşadınız?
Bir gün Taksim’de eşimle beraber sinemaya gitmiştik. Sinemanın çıkışında magazin muhabiri, şak şak şak fotoğraflarımızı çekiyor. Ben de latife olsun diye, “Baba niye çekiyorsun fotoğraflarımızı, namahrem diye bir şey kalmadı” dedim. Bunun üzerine muhabir, “Murat Kekilli seni biz yarattık. Niye böyle mırın kırın diyorsun” dedi. “Höst, ağzını topla. Beni kimin yarattığını ben çok iyi biliyorum” dedim.
“ALLAH'TAN TEK İSTEĞİM MÜSLÜMANLARA İYİLİK VE GÜZELLİKLER İHSAN ETMESİDİR”
İslami hassasiyetlere yönelik dönüşünüz nasıl oldu, eskiden beri mi böyleydiniz?
Yok eskiden beri değil. Konservatuar yıllarımdan sonra Murat Göğebakan ile beraber bir grup çalışmamız oldu. Adana’nın en ünlü barlarında beraber çalıyorduk. Her ne hikmetse dedelerimizin, ninelerimizin duasını mı aldık nedir daha sonra Allah lutfetti. İstanbul’a geldikten sonra çok iyi insanlarla karşılaştım. Bu durum; Allah’ın bana bir lütfuydu. Şimdi, Allah’tan tek isteğim Müslümanlara iyilik ve güzellikler ihsan etmesidir.

Serendib

04/02/2016

Herkese hayirli cumalar

04/02/2016

Namazı nasıl kılacağım

Sual: Namaza yeni başladım. Nasıl namaz kılacağımı örnekle açıklar mısınız?
CEVAP
Sabah namazının sünneti şöyle kılınır:
1- Kıbleye karşı dönülür. Ayaklar birbirinden dört parmak kadar açık tutulur. Ellerin baş parmakları kulak yumuşaklarına değdirilir, avuç içleri kıble istikametine açılır. Niyet ettim. Allah rızası için bu günün sabah namazının sünnetini kılmaya dedikten sonra Allahü ekber diyerek göbek altında sağ el sol elin üzerine bağlanır. O anda kıbleye döndüğünü de bilmek lazımdır.

2- Önce Sübhaneke okunur. Euzü Besmeleden sonra Fâtiha ve Besmele çekmeden veya çekilerek bir zammı sûre okunur.

3- Zammı sureden sonra Allahü ekber diyerek rükuya eğilinir. Ellerle diz kapakları kaplanır, bel düz tutulur ve gözler ayaklara bakar, üç defa Sübhane Rabbiyel-azim denir.

4- Semi'allahü limen hamideh diyerek doğrulur. Doğrulurken, pantolonu çekmemeli ve gözlerini secde yerinden ayırmamalı. Tam dik durunca Rabbena lekel hamd denir.

5- Ayakta biraz durup, Allahü ekber diyerek secdeye gidilir. Secdede üç defa Sübhane Rabbiyel-a'lâ denir.

6- Sonra, Allahü ekber diyerek sol ayak yere yayılır, sağ ayağın parmakları kıble istikametinde bükülür, uylukların üzerinde oturulur. Avuçlar, dizin üzerine konur ve parmaklar kendi haline bırakılır.

7- Sonra Allahü ekber diyerek, tekrar secdeye varılır.

8- Secdede üç defa Sübhane Rabbiyel a’lâ dedikten sonra Allahü ekber diyerek ayağa kalkılır.

9- Ayakta besmele çekilip Fatiha ve bir zammı sure okunup, Allahü ekber diyerek rükuya eğilinir.

10- İkinci rekat da, birinci rekatta tarif edildiği gibi tamamlanır. Yalnız ikinci secdeden sonra (Allahü ekber) diyince ayağa kalkmayıp uyluklar üzerine oturulur, Ettehıyyatü, Allahümme salli, Allahümme barik ve Rabbena âtina dualarını okuduktan sonra önce sağa, sonra sola Esselamü aleyküm ve rahmetullah diye selam verilir ve Allahümme entesselam ve minkesselam tebarekte ya zel-celali vel-ikram denir.

Sonra hiç konuşmadan, hiçbir şey okumadan sabah namazının farzını kılmaya kalkılır. Sabah namazının farzı da aynen sünneti gibi kılınır.

Namazdan sonra, 3 kere istigfar yani Estagfirullah okunur, sonra, Âyet-el-kürsi, 33 er defa sübhanallah, elhamdülillah ve Allahü ekber ve bir kez (Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerike leh lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir) okunur. Daha sonra dua edilir.

Dört rekatlı sünnetlerin ikinci rekatından sonra oturduğunda sadece tehıyyat okuyup, [yani yukarıda tarif ettiğimiz gibi ilk iki rekatı kılıp] üçüncü rekata kalkılır. Üçüncü ve dördüncü rekatlarda Fatiha ve zammı sure okuyarak, rüku ve secdelerini yapıp oturur. Ettehıyyatü, Allahümme salli, Allahümme barik ve Rabbena âtina dualarını okuduktan sonra önce sağa, sonra sola selam vererek namazı tamamlar.

Dört rekatlı farzların da ikinci rekatından sonra oturduğunda sadece tehıyyat okuyup, [yani yukarıda tarif ettiğimiz gibi ilk iki rekatı kılıp] üçüncü rekata kalkılır. Ancak, üçüncü ve dördüncü rekatlarda sadece Fatiha okuyarak, rüku ve secdelerini yapıp oturur. Ettehıyyatü, Allahümme salli, Allahümme barik ve Rabbena âtina dualarını okuduktan sonra önce sağa, sonra sola selam vererek namazı tamamlar.

Akşamın farzı da böyledir. Yani üçüncü rekatında zammı sure okunmaz.

Vitrin üç rekâtında da, Fâtiha’dan sonra zammı sûre okunur. Üçüncü rekâtta zammı sûreden sonra, eller, kulaklara kaldırılır, tekbir getirilerek göbek altına bağlanır, sonra, Kunut duaları okunur.

İkindinin ve yatsının ilk sünnetleri, diğer 4 rekâtlı sünnetler gibidir. Ancak ilk teşehhütte Ettehıyyatü’den sonra salli barikler, üçüncü rekâta kalkıldığında ise önce Sübhaneke okunur.

Kadın ise namaz kılarken, elleri erkekler gibi kulaklara getirmez, elleri omuz hizasına kaldırıp, niyet eder, elleri göğsü üzerine bağlar. Rükuda tam düz durmaz. Secdede dirsekleri yere yayar. Tehıyyatta uylukların üzerine oturur. Yani, ayaklarını sağa çıkararak yere oturur. El parmakları birbirine yapışık olur.

17/01/2016

Masonluk (Farmasonluk)

Sual: Masonluk nedir?
CEVAP

Daha çok Yahudilik temelleri üzerine dayalı olarak, millî ve manevî değerleri bozmak gayesiyle kurulduğu bildirilen, idealleri çok gizli, fakat örgütleri açık bir teşkilattır. Eski Mısır’dan alınmış bazı sembollerle birlikte, Yahudi tarih, din ve sembolleriyle çok yakın bir bağlantısı vardır.

1877 Mason Locaları Genel Toplantısında üyelerin yeminlerini kutsal kitaplar üzerine değil, namus üzerine yapmaları kararlaştırıldı. Masonların 1900’de bir toplantıda aldıkları kararla ilgili zabıtların 102. sayfasında, (Dindarlara ve mabetlere galip gelmek kâfi değildir, asıl maksadımız dinleri yok etmektir) yazılıdır. Bu yönleriyle komünistlere çok benzerler. Masonlar, komünist ülkelerde komünist olarak, kapitalist ülkelerde kapitalist olarak çalışırlar. Yani bulundukları yerin rengini alırlar.

Masonlar, İslâmiyet’i mason localarının direktiflerine uygun olarak anlatan din kitapları, Kur’an-ı kerim tefsirleri, ilmihaller yazdırdıkları gibi, bu kimselere, “büyük İslâm âlimi, müctehid, müceddid” gibi isimleri yakıştırarak Müslümanları gerçek İslâmiyet’ten uzaklaştırmaya çalışmışlardır. C. Efgani, M. Abduh, Reşit Rıza gibi kimseler, bunun önemli misalini teşkil ederler. Les Franco-Maçons kitabında bunlar övülerek 127. sayfasında, (Mısır’da kurulan mason localarının başına C. Efgani ve ondan sonra M. Abduh getirildi. Bunlar Müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler) denilmektedir. Bu üç mason ile çömezleri, mezhepleri yıkmak için çok önemli faaliyetler göstermişlerdir. F. Bilgiler kitabında (Hindistan’daki dinde reformculardan, İngiliz casusu Mevdudi İskoç masonu idi) deniyor.

Osmanlının son döneminde İttihatçılar, Musa Kazım ve Ürgüplü Mustafa Hayri efendi gibi masonları Şeyhülislam yaparak, bunlar vasıtasıyla dinde reform yapmaya çalışmışlardır. Bunlara, diş dolgusu gusle mani değil dedirtmişler, Mâlikî veya Şâfiî’yi taklit etmelerine mâni olarak milleti cünüp gezdirmişlerdir. Masonluğun gizlilikle ilgili genel prensibi özetle şöyledir: (Masonluk kendini her yerde hissettirmeli, her yere hâkim olmaya çalışmalı, fakat hiç bir yerde görünmemelidir.)

En yaygın olan mason kulüpleri, Rotary ve Lions’tur. Zengin, devlet adamı, bilim adamı gibi şöhret ve itibar sahibi kimseleri veya ileride mevki ve makam kazanabilecekleri tercih edip üye kaydederler. Kadın erkek eşitliğini savunur görünmelerine rağmen, kendileri kesinlikle bir kadını masonluğa üye yapmamışlardır. Son zamanlarda, bu intibaı yıkmak için, telefon sekreterliği gibi görünen yerlere kadınları almışlardır. Bu kadınlar, içeride olan gizli toplantılardan kesinlikle haberdar olamazlar. (Rehber Ansiklopedisi, F. Bilgiler)

17/01/2016

Hazret-i İsa gökten inmeyecek mi?

Sual: Hazret-i İsa öldürüldü mü yoksa göğe mi kaldırıldı?
CEVAP
İsa aleyhisselam öldürülmedi, göğe kaldırıldı. Allahü teâlâ, Nuh aleyhisselamı tufandan, İbrahim aleyhisselamı ateşten kurtardığı gibi, İsa aleyhisselamı da, yahudilerin elinden kurtarmış, Hazret-i İsa’ya ihanet ederek bulunduğu yeri haber veren, yahudi casusu bir münafığı, Hazret-i İsa’ya benzeterek onu öldürtmüştür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Yahudiler, İsa’yı öldürmek için, tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların, hilekârlığa karşı ceza verenlerin, en güçlüsü, en hayırlısıdır.) [Al-i İmran 54]

(Allah buyurmuştu ki: Ey İsa, seni nezdime yükselteceğim) [Al-i İmran 55]

(Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]

(Doğrusu Allah onu [İsa aleyhisselamı] kendi nezdine kaldırmıştır.) [Nisa 158]

Sual: İsa aleyhisselamın öldüğü Al-i imran suresinin 55. âyetinde yazmıyor mu?
CEVAP
Ziyaulkulub (Cevap veremedi) kitabında diyor ki:
Al-i imran suresinin 55.âyetinde mealen buyuruldu ki:
([Hatırla ki] Allah, İsa’ya muhakkak ben seni yerden [en mükemmel şekilde] alıp, meleklerin makamına yükselteceğim [dedi])

Bu lafız sıfattır, Müteveffike yani seni öldüreceğim manasına değildir.
[El-müncid lügat kitabında teveffa kelimesine Hakkını tam olarak almak manası verilmiştir. Bu, şanına layık olanı vermek demektir. Öldürmek manasında mecazen kullanılmaktadır.]

Yani bu âyet-i kerimenin meali, (Ben seni öldürürüm ve yükseltirim) demek değil, (Ben senin şanına layık olanı yaparım, meleklerin makamına yükseltirim) demektir.

17/01/2016

İsrail oğulları

Sual: Yahudiliğin aslı nedir?
CEVAP
Yahudiler, Yakub aleyhisselamın on iki oğlundan türemiştir. Hazret-i Yakub’un adı İsrail olduğu için, bunlara Beni İsrail, yani İsrail oğulları denildi. Hazret-i Musa, Tur dağına gidince, bunlar dinden çıktı, buzağıya taptı. Sonra pişman olup tevbe ettikleri için, Yahudi denildi. Yahudi, doğru yolu bulucu demektir.

Yahudiler, Hazret-i Musa’ya çok eziyet etti. Sonra gelenleri, bin Peygamberi şehit etti. Hazret-i İsa’yı babasız çocuk diye kötülediler. Annesi Hazret-i Meryem’e iftira ettiler. Bunları öldürmek için saldırdılar.

Ahir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselamı zehirlediler. Hazret-i Osman zamanında, fitne çıkararak, halifenin şehit edilmesine sebep oldular. Hurufiliği meydana çıkarıp, müslümanları parçaladılar. Asırlarca, Allah’ın gönderdiği dinleri, peygamberleri yok etmeye uğraştılar. Dinleri yok etmek için masonluğu kurdular. 1918’de biten I.Cihan Harbinden sonra, din düşmanı olan komünist devletler kurdular. Bir yandan da, önce İstanbul, sonra Mısır’da hahambaşı olan Hayım Naum, dünyanın biricik İslam devleti Osmanlıyı yıkmak için, kapitalist ve emperyalist devletler arasında fırıldaklar çevirdi. Neticede, İslam âleminin liderliğini yapan koca devlet parçalandı. (H.S.Vesikaları)

17/01/2016

Sual: Günümüzdeki yazarlara ve profesörlere, âlim denir mi?
CEVAP
Âlim, çok kitap okuyana, çok bilene, diploma sahibi olana değil; dinini doğru bilene, hakkı bâtıldan ayırabilene denir. Kıyamet yaklaştıkça ilim azalır, din adamlarına güvenilemez. İki hadis-i şerif meali:
(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace]

(Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur.) [Hadika]

Din âlimi olmak için, Kur’an-ı kerimi ve manalarını ezbere bilmek, binlerle hadis-i şerifi ve manalarını ezbere bilmek, İslam’ın 20 ana ilminde mütehassıs olmak ve bunların kolları olan 80 ilmi iyi bilmek, dört mezhebin inceliklerine vakıf olmak, bu ilimlerde ictihad derecesine yükselmek, tasavvufun en yüksek derecesinde olmak lazımdır. (S. Ebediyye)

Sultan ikinci Abdülhamid hanın tahttan indirilmesiyle din işlerine de fesat karıştı. İttihat ve terakki fırkasına kayıtlı olan cahiller, hatta masonlar, din işlerinde yüksek mevkilere getirildi. İlk iş olarak, sultan Abdülhamid hanın son şeyhülislamı Muhammed Ziyaüddin efendi, görevinden alındı. Bu yüksek makama 1910’da Musa Kazım getirildi. Bu zat, koyu ittihatçı ve masondu. İslamiyet’e uymayan hareketlerinden ve sapık yazılarından dolayı, ikinci Abdülhamid han tarafından Irak’a ve Fizan’a sürülmüş olan bölücü kimseler, İstanbul’a getirilip, kendilerine din işlerinde vazifeler verildi. Bu cahil ve partizan kimseler, bozuk, sapık din kitaplarının yazılmasına, yayılmasına, önayak oldular. İkinci Abdülhamid han zamanında yazılan din kitapları, bir ilim heyeti tarafından kontrol edilirdi. Tasdik edilip, izin verilenler bastırılırdı. Böylece, o tarihlerde basılan din kitaplarına güvenilir. 1909’dan sonra, din kitapları yetkili âlimler tarafından kontrol edilmez oldu. Bu kitaplardan, ancak önceki muteber kitaplardan vesikalar vererek yazılanlara güvenilir. (E. Kiram kitabı)

17/01/2016

GÜNÜN SOHBETİ

İsyan etmek ne demek?

Sual: Bir belaya, bir hastalığa isyan etmek nasıl olur? Hastayım demek isyan mıdır?

CEVAP
İsyan etmek günah işlemek demektir. Her günah, Allahü teâlâya isyandır.

(Allahü teâlâ bu hastalığı bana niye gönderdi) diye bağırıp çağırmak isyan olur. Şakik-i Belhî hazretleri,(Musibete sabretmeyip feryat eden, Allahü teâlâya isyan etmiş olur. Ağlamak, sızlamak, bela ve musibeti geri çevirmez) buyuruyor. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allah’ın sevdikleri, belaya uğrar. Sabreden mükâfata, sızlanan cezaya kavuşur.) [İ. Ahmed

(Derdini açıklayan sabretmiş olmaz.) [İ. Maverdi]

(Uğradığı belayı gizleyenin günahları affolur.) [Taberani]

Âcizliğini belirtmek, dua almak, doktora hâlini belirtmek gibi hususlar için hasta olduğunu söylemek isyan olmaz.

Belaya sabretmek, hattâ şükretmek lazımdır. Allahü teâlâdan gelen her şeyi severek kabul etmeliyiz.

16/01/2016

YEMEKTE DÖRT ŞEY FARZDIR

Denilir ki, yemekte dört şey farzdır:
1- Ancak helâlden yemek,
2- O nimetin Hazret-i Allah'dan olduğunu bilmek,
3- Yediklerine râzî olmak,
4- Hazret-i Allah'a asla isyan etmemektir; bu yemeğin kuvveti kendisinde olduğu müddetçe (o gıdanın kuvvetiyle günah işlememektir.)

YEMEKTE DÖRT ŞEY SÜNNETTİR

1- Yemeğin başında besmele çekmek,
2- Yemeğin sonunda Hazret-i Allah'a hamd etmek,
3- Yemekten önce ellerini yıkamak ve yemekten sonra ellerini ve ağzını yıkamak,
4-Yemekte otururken (eğer yer sofrasında ise) oturma esnasında, sol ayağını yere koyup sağ ayağını dikmektir.

YEMEĞİN EDEPLERİ DÖRTTÜR

Yemekte dört şey edeplerdendir:
1- Kendi önüne gelen taraftan yemek,
2- Lokmalarını küçük yapmak,
3- Yemekleri tam çiğnemek,
4- Yemek esnasında başkasının lokmalarına (ve ağzına) bakmamaktır.

YEMEKTE ŞİFÂ

İki şey şifâdır:
1- Sofraya dökülen ekmek kırıntılarını yemek,
2- Tabağı sünnet etmek.

YEMEKTE MEKRUH OLAN ŞEYLER

Yemekte iki şey mekruhtur:
1- Yemeği koklamak,
2- Yemeğe üflemektir.

SICAK YEMEK

Yemeği sıcak olarak yememelidir. Ta ki yemeği soğutup öyle yemelidir. Muhakkak ki yemeğin lezzeti sıcaklıkta ve bereketi de soğuk (ılık) olmasındadır.

AKILLI KİŞİNİN İŞİ

Hazret-i Allah'ın rızâsını talep etmek için çalışan akıllı kişiye düşen vazife:
1- Helal gıda tahsil etmeli,
2- Nimet ve fazileti veren Hazret-i Allah'a çok şükretmeli,
3- (Ve asla unutmamalı ki) Hazret-i Allah'ın kulun üzerinde zahirî ve bâtinî bir çok nimetleri, gizli ve aşikâr bir çok lütufları bulunmaktadır.

İsmail Hakkı Bursevî, Ruhu’l-Beyan Tefsiri

16/10/2015

Address

Samsun

Opening Hours

Monday 08:00 - 17:45
Tuesday 08:00 - 17:45
Wednesday 08:00 - 17:45
Thursday 08:45 - 17:45
Friday 08:00 - 17:45
Saturday 08:00 - 17:45
Sunday 08:00 - 17:45

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Islam posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share