05/05/2026
Açıklama; Gerçek Ehli Sünnet çizgisini en sahih şekilde temsil edenler, ihlas ve takva üzere olan sûfîlerdir. Sufi kimse, Ehli Sünnet dışı biri olarak görülmez; aksine hakiki tasavvuf ehli, Ehli Sünnet’in manevi derinliğini temsil eden kimseler olarak kabul edilir. Tasavvufun özü, Kur’an ve Sünnet’e bağlı kalarak nefsi tezkiye etmek, kalbi arındırmak ve Allah’a yönelmektir.
Bu anlayışa göre “sufi” denildiğinde, sünnete bağlı, ilim ve ameli birleştiren, ahlak ve ihlas sahibi kişiler anlaşılır. İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn gibi eserlerde İmam Gazali, tasavvuf ehlinin adalet sahibi, ahlaklı ve dinin hakikatini yaşamaya çalışan kimseler olduğunu ifade eder. Bu çerçevede hakiki sûfilere fısk veya benzeri ağır isnatların yapılmasının doğru olmadığı vurgulanır.
Bu yüzden bazı kimselerin “şu sufi fasıktır” demesi, oldukça ağır ve ölçüsüz bir ifadedir; tıpkı “bu Müslüman Yahudidir” demek gibi, bir kimliğin özünü tamamen zıt bir nitelikle birleştirmek anlamına gelir. Böyle bir yaklaşım ne ilmîdir ne de insaflıdır. Çünkü İslam’da hüküm, genelleme ile değil delil, adalet ve hakkaniyet ile verilir.
Hatta bu bakış açısına göre, bir kimse hakkında “fasık sufi” gibi ifadeler kullanmak, hem çelişkili hem de yanlış bir genellemedir. Tasavvuf ehli, İslam geleneğinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) manevi varisleri olarak görülmüş; ilim, ahlak ve ihlası birlikte yaşamaya çalışan kimseler olarak tanımlanmıştır.
Dolayısıyla onları, bazı sapkın fırkaların yaptığı gibi “ğulât” veya “ehli batıl” şeklinde topluca yaftalamak doğru değildir. Bu tür ifadeler hem tarihî gerçeklikle hem de İslam’ın adalet ve hakkaniyet anlayışıyla bağdaşmaz. Her grup ve yol, kendi içinde Kur’an ve Sünnet ölçüsüne göre değerlendirilir; topluca tekfir veya tahkir dili ise İslam’ın ruhuna aykırıdır.