13/12/2022
MEDİNE MÜDAAFASI FAHREDDİN PAŞA’NIN ASKERLERİNDEN İDRİS SABİH GEZMEN’İ DUYDUNUZ MU HİÇ?
1916’nın sonundan 1919 yılının başlarına kadar Medine, İngiliz destekli Şerif Hüseyin birlikleri tarafından kuşatılmıştı. Bu ağır kuşatma şartlarında Fahreddin Paşa ve Osmanlı Askerleri kahramanca bir mücadele sergilemişler ve Medine’yi korumaya çalışmışlardır. Bu müdafaa sırasında ciddi açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalacak ve kumandanlarının (Fahreddin Paşa) emri ile çekirge yemek zorunda kalacaklardır. Müdafaanın son günlerinde İngilizler sinsi bir plan neticesi Medine’ye girerler. Askerlerimiz esir edilir. Fahreddin Paşa ve Askerlerimiz esir düşer ve İngilizlerin kontrolünde Medine’den ayrılırken, bir yandan göz yaşı dökmekte, bir yandan gözlerini ikide bir geriye çevirerek Efendimiz’in yeşil kubbeli türbesine bakmaktaydılar. Fahreddin Paşa Malta’ya sürgüne giderken Diğer askerler Osmanlıya teslim edilir. Fahreddin Paşa’yı neden sürgüne gönderdiklerine gelince.. Paşamızın efendimize olan Hürmetini görünce bu Kadar Peygamberine bağlı bir paşayı Osmanlıya verirsek İngiltereyi başımıza yıkar diye korkarlar. Bu şiir, kuşatma altında, Fahreddin Paşa’nın ihtiyat mülazımı (üsteğmen) İdris Sabih Bey tarafından uzun yolculukta yazılır. İstanbula dönüşü sonrası çeşitli devlet kurumlarında çalışan İdris Sabih Bey. Soyadı kanunu çıkınca Gezmen soyadını alarak İdris Sabih Gezmen adını almıştır. Ayrıca Kardeşi Ahmet Tefik Çanakkale Şehididir. İdris sabih Gezmen Komutanımızın Kabri 2017 yılına kadar berbat durumdaydı. Mezar taşı dahi yokmuş kırılmış. Mezarının içinde kocaman bir ağaç. Bir Hayırsever mezar taşını yaptırmış bari gelen geçen dua etsin diye. İdris Sabih Gezmen Komutanımızın Kabri Silivrikapı aile kabristanındadır . Hz Peygamberimize yazdığı Şiirin tamamı aşağıdadır.
Medine müdafasındaki askerlerden biri olan İdris Sabih bey tarafından Hz Peygamberimize, Fahrettin paşa, silah arkadaşları ve Türk milletine ithafen yazılmıştır.
Bir ulü’l-emr idin emrine girdik
Ezelden bey‘atli hakanımızsın
Az idik sâyende murâda erdik
Dünya ve ahiret sultânımızsın
Unuttuk İlhan’ı Kara Oğuz’u
İşledik seni gözbebeğimize
Bağışla ey şefî‘ kusurumuzu
Bin küsur senelik emeğimize
Suçumuz çoksa da sun‘umuz yoktur
Şımardık müjde-i sehâbetinle
Gönlümüz ganîdir, gözümüz toktur
Doyarız bir lokma şefâatinle
Nedense kimseler dinlemez eyvâh!
O kadar saf olan dileğimizi
Bir ümmî isen de ya rasûlallah
Ancak sen okursun yüreğimizi
Suları tükendi gülâbdânların
Dinmedi gözümüz yaşı merhamet
Külleri soğudu buhurdanların
Aşkınla bağrını yakmada millet
Gelmemiş Türkçede Lebîd, Hassan’ın
Yok bizde ne Bürde ne Muallaka
Yolunda baş veren âl-i Osmân’ın
Lâl ile yazdığı tarihten başka
Ne kanlar akıttık hep senin için
O ulu Kitâb’ın hakkı için azîz
Gücümüz erişsin ve erişmesin
Uğrunda her zaman dövüşeceğiz
Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz
Cân verir cânânı veremez Türkler
Ebedî hâdimü’l-harameyniniz
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler