SaHaBe HaYaTLaRi iSLaM

SaHaBe HaYaTLaRi iSLaM SaHaBeLeRiN HaYaTii

GuNuN SaHaBeSi Kâ’B BiN ZüHeYRPeygamberimizin hırkasını verdigi şâir Sahâbî.Kâ’b bin Züheyr, Müzeyne kabîlesinden olup, ...
05/07/2017

GuNuN SaHaBeSi Kâ’B BiN ZüHeYR

Peygamberimizin hırkasını verdigi şâir Sahâbî.

Kâ’b bin Züheyr, Müzeyne kabîlesinden olup, onbir şâir yetiştiren bir âileye mensuptu. Babası Züheyr bin Ebî Sülemî ve kardeşi Büceyr de şâir idi. Kâ’b bin Züheyr’in babası Hristiyan ve Yahûdi âlimlerinin yanlarına gider, onları dinlerdi. Onlardan âhir zamanda bir Peygamber gönderileceğini işitmişti.

İşâreti anlamıştı
Züheyr, bir gece rüyâsında, gökten bir ip uzatıldığını, o ipten tutmak için elini uzattığı hâlde yetişemediğini görmüştü. Bu rüyâsının, âhir zamanda gelecek olan Peygambere yetişemeyeceğine ve ömrünün o gönderilmeden biteceğine işâret olduğunu anlamıştı.

Fakat oğulları Kâ’b ve Büceyr’e, âhir zaman Peygamberi gönderilince, Ona îman etmelerini vasiyet etmişti.

Kâ’b bin Züheyr ve kardeşi Büceyr, İslâmiyet gelince, Peygamberimizle görüşmek üzere Medîne-i Münevvereye doğru yola çıkmışlardı. Ebrak-ul Azzâf denilen yere geldiklerinde, kardeşi Büceyr dedi ki:
- Sen burada bekle, ben Medîne’ye gidip, O Peygamberi bir göreyim. Söylediklerini dinleyeyim.

Büceyr Medîne’ye gidince, Peygamberimiz ona, İslâmiyeti anlattı ve Müslüman olmasını söyledi. O da hemen kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu.

Kâ’b bin Züheyr, kardeşi Büceyr’in Müslüman olduğunu öğrenince, ona çok kızdı. Bunu dile getiren bir şiir yazdı. Şiirinde, Peygamberimize ve İslâmiyete karşı hoş olmayan sözler söylemişti. Kardeşi Büceyr, buna tahammül edemeyip, durumu Peygamberimize arz etti. Bunun üzerine Peygamberimiz buyurdu ki:
- Kâ’b’a kim rastlarsa, onu öldürsün!

Kardeşi Büceyr, Kâ’b’a bir mektup yazıp gönderdi. Mektupta, “Başının çâresine bak!” diye yazarak durumu bildirdi. Kâ’b’in yazdığı kötüleyici şiire karşılık bir de şiir yazdı. Bu şiirinde özetle şöyle dedi:
- Ey Kâ’b! Kabûl etmeyip, yerdiğin bu İslâm dîninden daha gerçek ve daha sağlam bir din olamaz, var sende? Kurtulmak istiyorsan putları bırak, bir olan Allaha îman et, Müslüman ol ki, kurtulabilesin! Kıyâmet gününde kaçılamayacak olan Cehennem ateşinden, Müslüman olup, îman edenlerden başkası kurtulamayacaktır.

Resûlullahın yanına gel!
Büceyr, kardeşi Kâ’b’a yazdığı mektubun bir kısmında da şöyle yazmıştı:
- Resûlullahı şiir yazarak hicvedip üzen Mekkelilerden bâzıları öldürüldü. Kureyş şâirlerinden sağ kalan İbni Zibâra ve Hubeyre bin Ebî Vehb ise başlarını alıp kaçtılar. Eğer sağ kalmak istiyorsan, acele Resûlullahın yanına gel!

O, yaptığına pişman olup, tevbe ederek yanına gelen kimseyi öldürmez. Böyle tevbe ederek, gelip Müslüman olanların hepsini kabûl etti. Bu mektubumu alır almaz Müslüman ol ve hemen buraya gel! Eğer bu dediğimi yapmayacak olursan, yeryüzünde başını al, nereye gideceksen git!

Kâ'b bin Züheyr, kardeşi Büceyr'in mektubunu alınca, sanki yeryüzü ona dar gelmişti. Zaten kabîlesi arasında bulunan düşmanları, onun için, "O, artık öldürülmüş demektir!" diyerek dedikodu yayıyorlardı.

Kâ'b bin Züheyr, bu durum karşısında derin derin düşünmeye başladı. Yavaş yavaş gönlü aydınlanıyordu. Nihayet Müslüman olmaya karar verdi. Medîne yollarına düştü. Peygamber efendimizi metheden ve kendisinin de tevbe edip, Müslüman olduğunu bildiren uzun bir şiir yazdı.

Sohbetini dinliyorlardı
Medîne'ye varınca, gizlice Cüheyni kabîlesinden olan bir arkadaşının evine gidip, misâfir oldu. Ertesi gün sabah, evine misâfir olduğu kişi, onu, Peygamberimizin yanına götürdü. Peygamberimiz o sırada, Eshâb-ı kirâm arasında idi. Eshâb-i kirâm etrafinı sarmış, sohbetini dinliyorlardı.

Kâ'b bin Züheyr, devesini mescidin önüne çöktürüp, içeri girdi. Peygamberimizin yanına yaklaşıp, kendini tanıtmadan dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Kâ'b bin Züheyr yaptıklarına pişman ve Müslüman olarak aman dilemeye gelmiş bulunuyor. Ben onu sana getirsem, aman verip, Müslüman olmasını kabûl eder misiniz?

Peygamberimiz buyurdu ki:
- Evet.
- Yâ Resûlullah, ben şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur. Sen de O'nun Resûlüsün!
- Sen kimsin?
- Ben Kâ'b bin Züheyr'im.

Eshâb-ı kirâm onun Kâ'b bin Züheyr olduğunu anlayınca, Ensârdan biri ayağa kalkıp dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Müsaade et, boynunu vurayım!

Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Vazgeç ondan! O, içinde bulunduğu hâlden pişman ve Hakka dönmüş olarak gelmiştir.

Bu sırada Kâ'b bin Züheyr, Müslüman olduğunu bildiren bir kaside okumaya başladı. Bu kasîdesinde uzun bir girişten sonra, asıl mevzuya geçip, Müslüman olduğunu, tevbe ettiğini ve af dilediğini dile getirdi. Son kısmında da Peygamberimizi ve Eshâb-ı kirâmı metheden beyitleri okudu.

Hırkasını hediye etti
Peygamberimiz, Kâ'b bin Züheyr'in, "Banet süâdü= Sevgili uzaklaştı" sözleriyle başlayan bu kasîdesini beğenip, çok memnun oldu. Onu affetti. Bürdesini (hırkasını) çıkarıp, onun omuzlarına koydu. Bu sebeple Kâ'b bin Züheyr'in kasîdesi, "Kasîde-i Bürde" ismi ile meşhur olmuştur. Hazret-i Kâ'b 645 senesinde Şam'da vefât etti.

Resûlullahın hediye ettiği bu hırka, Hazret-i Muaviye tarafından Kâ'b bin Züheyr'in vârislerinden satın alınıp, muhafaza edilmiştir. Sırasıyla Emevîlere, onlardan Abbasîlere, daha sonra da Mısır'ın fethinde Mekke Şerifi tarafından diğer kutsal emânetler ile birlikte Yavuz Sultan Selim Han'a teslim edilmiştir. Günümüze kadar korunan bu hırka, "Hırka-ı Saadet" ismi ile meşhur olmuştur. Bugün hâlâ İstanbul'da Topkapı Müzesinde "Hırka-ı Saadet" odasında muhafaza edilmektedir.

Geri dön

👀  ---  GüNüN SaHaBeSi : MuS'aB B. UMeYR (ö. 3)    ---  Ailesi onu bu yeni dinden vazgeçirmek için her çareye başvurmuşt...
26/06/2017

👀 --- GüNüN SaHaBeSi : MuS'aB B. UMeYR (ö. 3)

--- Ailesi onu bu yeni dinden vazgeçirmek için her çareye başvurmuştu. Ama Mus'ab, ailesini de, servetini de, Mekke'yi de terkedip Habeşistan'a hicret etti.

--- Mekke'nin en zengin ve asil ailesine mensup olan Mus'ab, refah ve bolluk içinde yetişmiş, kılık kıyafetiyle, nezaketiyle ve fiziki yapısı ile herkesin beğenisini kazanmış, son derece zeki, akıllı, aynı zamanda güzel ve açık konuşmasıyla da herkesin gıpta ettiği bir gençti. Mus'ab'ın erişemediği herhangi bir dünya nimeti yoktu.
--- Ancak manevi bir boşluk, ruhi bir bunalım içerisindeydi. Neticede Erkam'ın evinde bulunan Rasûl-i Ekrem'in yanına geldi ve Müslüman oldu.

--- Ailesi onu bu yeni dinden vazgeçirmek için her çareye başvurmuştu.
--- Ama Mus'ab, ailesini de, servetini de, Mekke'yi de terkedip Habeşistan'a hicret etti. I. Akabe bey'atında Medineliler, kendilerine İslamiyet'i öğretecek bir öğretmen isteyince, Rasûlullah derhal onu bu göreve tayin etti. Medine'de birçok kişi İslam'a onun çabasıyla girdi, birçoğu İslam'ı ondan öğrendi.

--- Medine'nin muallimi Mus'ab, Uhud Savaşı'nda şehid düştüğünde, üzerindeki şal ile başını örttüklerinde ayakları, ayakları örtüldüğündeyse başı açık kalmaktaydı. Nihayet Peygamberimiz'in emriyle şal ile başı örtülmüş, ayaklarına da izhır otu konulmuştu.(7)

Yusuf Miroglu

GüNüN SaHaBeSi : ÜSaMe B. ZeYD (ö. 54)   ---  Medine'de kalmasına ihtiyaç duyduğu Ömer için komutanı Üsame'den izin iste...
26/06/2017

GüNüN SaHaBeSi : ÜSaMe B. ZeYD (ö. 54)

--- Medine'de kalmasına ihtiyaç duyduğu Ömer için komutanı Üsame'den izin isteme nezaketi gösteren Halife Hz. Ebû Bekir olmak üzere, gerek Hz. Peygamber'in atamasında ve gerekse vefatından sonra halifenin onaylayıp göndermesinde Üsame'ye itaat eden pek çok sahabe, hem İslam'ın, hem de kendilerinin ne denli erdemli olduklarını burada bir kez daha ispatlamışlardır.

--- Üsame, Peygamberimiz'in evlatlığı ve azadlısı olan Zeyd b. Harise'nin oğludur.
"Hıbbu Rasûlullah" yani Allah Rasûlu'nun mahbubu, ahbabı, sevdiği bir gençtir.

--- Hz. Peygamber, vefatından kısa bir süre önce, Üsame'yi, aralarında Hz. Ebû Bekir ve Ömer'in bulunduğu Mute'ye gönderilen sahabe ordusunun komutanlığına atamıştı.
--- Bunun üzerine bazıları, bu atamadan dolayı Hz. Peygamber'i eleştirmeye, endişe ve hoşnutsuzluklarını dile getirmeye başladılar. Onların eleştirilerini işiten Hz. Peygamber onlara bir hutbe îrad ederek, bazı kimselerin, Üsame'nin atanmasını eleştirdiklerini, onların daha önce de (H. 8 yılında yine Mute seferinde tayin edilen komutanlardan biri olan ve şehid düşen(3) babası Zeyd'i (ö. 8) dile doladıklarını, oysa kendisinin ikisini de çok sevdiğini ve bu iş için onları liyakatlı bulduğunu, ona hayırlısını tavsiye etmelerini ve emrini uygulamalarını istemişti.(4)

--- Şüphesiz Hz. Peygamber genç bir mevali (Arap olmayan) olan Üsame'yi, ileri gelen yüzlerce sahabenin üzerine komutan tayin ederken İslam'ın öngördüğü yönetim anlayışında sınıf ve yaş farkının değil, ehliyet ve liyakatın asıl olduğunu fiilî olarak göstermek istemişti.
--- Elbette Üsame'nin ordusu içinde, kendisinden daha tecrübeli büyük sahabeler de vardı.
--- Ancak Hz. Peygamber'in özellikle bir mevaliyi komutanlığa ataması, hem yönetimde sınıf ve kabile faktörünün hiçbir öneminin olmadığının zihinlere yerleştirilmesi bakımından, hem de hangi kesimden olursa olsun gençlere imkanlar tanınması, onların yetiştirilmesi bakımlarından oldukça mühimdir.
--- Bu tayinden dolayı ortaya atılan eleştiri sahiplerinin kimler olduğunu bilmiyoruz.(5)

--- Ancak iyimser bir tahmin yürütecek olursak, bunlardan bir kısmı tamamen Hz. Peygamberin vahy dışı ictihadî bir tasarrufu olan bu atamaya, sırf genç ve tecrübesi az olan(6) bir komutanla girecekleri savaşta muhtemelen bazı olumsuz sonuçlara maruz kalma endişesiyle karşı çıkmış olabilirler.

--- Eleştirilerin bir kısmı ise henüz -
Hz. Peygamber de tayin etse - azadlı bir kölenin oğlunun, çocuk denecek yaşta genç bir mevalinin emri altına girmeyi içlerine sindirememiş İslam'a yeni girenlerden veya bedevilerden, ya da sahip oldukları mizaçlarıyla, cahiliyye kültür ve taassubunun etkisinden hâlâ kurtulamamış, İslami öğretileri tam özümseyememiş bazı kimselerden gelmiş olabilir.

--- Zaten bu kesimlere mesaj vermek isteyen Hz. Peygamber ise, onların ortaya attığı söylentilere aldırış etmemiş, emrini uygulamıştır.
--- Buna mukabil başta, Medine'de kalmasına ihtiyaç duyduğu Ömer için komutanı Üsame'den izin isteme nezaketi gösteren Halife Hz. Ebû Bekir olmak üzere, gerek Hz. Peygamber'in atamasında ve gerekse vefatından sonra halifenin onaylayıp göndermesinde Üsame'ye itaat eden pek çok sahabe, hem İslam'ın, hem de kendilerinin ne denli erdemli olduklarını burada bir kez daha ispatlamışlardır.

Yusuf Miroglu

👀  ---  CaFeR B. EBi TaLiP  (ö. 8)    ---  "Rasûlullah'ın peygamberliğini isbat için hiçbir mucize olmasa dahi, sadece O...
23/06/2017

👀 --- CaFeR B. EBi TaLiP (ö. 8)

--- "Rasûlullah'ın peygamberliğini isbat için hiçbir mucize olmasa dahi, sadece O'nun (sav) ashabı bile (bunun isbatına) yeter."

--- Hz. Cafer, Peygamberimiz'in amcası Ebû Talib'in oğlu, Hz. Ali'nin ağabeyidir. Mekkelilerin baskıları sonucu Habeşistan'a hicret ettiklerinde Cafer b. Ebû Talib'in Necaşi'ye hitaben söylediği şu sözler, bir genç olarak onun bilgi ve özgüvenini ortaya koymaktadır:

--- "Ey Kral! Biz putlara tapan, ölü eti yiyen, her türlü fuhşiyatı yapan, akraba ilişkilerini koparan, komşuya kötü davranan cahili bir toplum idik.
--- Bizden güçlü olan, zayıf olanı ezerdi.
--- İşte Allah bize içimizden nesebini, doğruluğunu, güvenilirliğini ve iffetini bildiğimiz bir Rasûl gönderinceye kadar bu haldeydik.
--- Oysa gönderilen bu Rasûl, bizi, Allah'ı birlemeye, O'na kulluk etmeye, O'ndan gayrı babalarımızın taptığı taş ve putları terketmeye çağırdı.
--- Bize doğru sözlülüğü, emaneti yerine getirmeyi, akrabalarla ilişkileri devam ettirmeyi, iyi komşuluğu, haramlardan ve kan dökmekten el çekmeyi emretti ve bizi fuhşiyattan, yalan sözle şahitlikten, yetim malı yemekten, iffetli hanımlara iftira etmekten menetti.
--- Bize yalnızca bir Allah'a kulluk etmemizi ve O'na hiçbir şeyi şirk koşmamayı emretti, namazı, zekatı ve orucu emretti."
--- Daha başka İslam'ın emirlerini saydıktan sonra devamla "biz de onu derhal tasdik ettik, O'na inandık ve Allah'tan getirdiğine uyduk. Yalnızca Allah'a kulluk ettik ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmadık. O'nun bize haram kıldığını haram, helal kıldığını da helal kıldık..."(1)

--- Gerçekten de Hz. Cafer'in çok öz bir biçimde ifade ettiği gibi, Hz. Peygamber, asırlardır süregelen bir cahiliyye toplumunu, 23 yıllık peygamberliği süresince Asr-ı Saadet toplumuna çevirmeyi başarmıştır.
--- Allah'ın hidayeti ve Hz. Peygamber'in tezkiyesi neticesinde cahiliyye döneminin zorba ve müşrik insanlarının, çok kısa sürede gerçekleşen bu toplumsal değişimle, nasıl örnek bir nesil olduklarına tarih şahittir.
--- İşte bu sebeple olmalıdır ki, bazı usûl alimleri, "Rasûlullah'ın peygamberliğini isbat için hiçbir mucize olmasa dahi, sadece O'nun (sav) ashabı bile (bunun isbatına) yeter." demişlerdir.(2)

--- Yani, O'nun (sav) tezkiyesiyle oluşan bu yeni ve medeni toplumun, bir Ashab-ı Kiram toplumunun vücuda gelmesi âdetâ mûcizevî bir değişimdir ve yalnızca böyle bir neslin oluşumu bile O'nun (sav) Peygamberliğini isbat eder.

Yusuf Miroglu

👀  ---   GüNüN SaHaBeSi EBu D-DaRDa            ❤  ---  Ebû’d-Derdâ (r.a.)💚 --- Ebû’d-Derdâ, ailesi içerisinde en son İsl...
09/05/2017

👀 --- GüNüN SaHaBeSi EBu D-DaRDa
❤ --- Ebû’d-Derdâ (r.a.)

💚 --- Ebû’d-Derdâ, ailesi içerisinde en son İslam’a girmesine rağmen, kısa zamanda gayretleriyle, feragatiyle, takvasıyla ve cihat meydanlarında gösterdiği kahramanlıklarıyla temayüz etmiş bir sahabidir.

❤ --- Asıl ismi “Uveymir” olup, “Ebû’d-Derdâ,” künyesidir. İslam’a girişi çok gariptir… Hanımına varıncaya kadar herkes Müslüman olduğu hâlde, o bir türlü İslam’a giremiyordu. Onun İslam’a girmesi için çok gayret sarf eden Abdullah bin Revâha (r.a.), her defasında yumuşak bir üslupla reddedilmişti. Ama Abdullah, Ebû’d-Derdâ’nın bir gün mutlaka İslamiyet’le müşerref olacağını ümit ediyor, gecikmesinin sebebinin araştırıcı birisi olmasından kaynaklandığına inanıyor­du.

💛 --- Bir gün Ebû’d-Derdâ’nın evden çıktığını gören Abdullah, arka kapıdan eve girdi ve onun devamlı taptığı putu kırıp parçaladı. Ebû’d-Derdâ’nın hanımı mâni olmaya çalıştıysa da, Abdullah (r.a.) bir defa onu parçalamaya ahdetmişti.
--- Bir müddet sonra eve gelen Ebû’d-Derdâ, putun parçalarının her birinin bir tarafa dağıldığını görünce çok kızdı. Fakat kendi kendine düşünmeye başladı. Bir müddet sonra, “Eğer bu putta bir hak ve hayır olsaydı, kendisini müdafaa eder­di.” dedi. Hemen Re­sû­lul­lah’ın (a.s.m.) huzuruna gitti. Hz. Abdullah da oradaydı. Onu görünce heyecanlandı. Hidayete ermesi için dua etti. Onun Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olduğunu görünce çok sevindi.[1]

💚 --- Ebû’d-Derdâ (r.a.), İslamiyet’e girdikten sonra öylesine bir şevk ve gayretle İslam için çalıştı ki, birçoklarını kendisine imrendirdi. Ebû’d-Derdâ (r.a.) henüz Müslüman olmadığı için Bedir Savaşı’na katılamamıştı. Fakat Bedir’den sonra bütün harplere ve seferlere iştirak etti. Uhud’daki kahramanlıklarıyla, Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) “Uvey­mir ne kadar mükemmel bir süvaridir!” iltifatlarına mazhar oldu.

❤ --- Selmân-ı Fârisî Müslüman olduktan sonra, Ebû’d-Derdâ onunla çok iyi kay­naştı. Birbirlerini çok iyi seven bu iki fedakâr sahabiyi Peygamberimiz (a.s.m.) kardeş ilan etti.

💛 --- Ebû’d-Derdâ (r.a.), Müslüman olmadan önce ticaretle uğraşıyordu. Müslüman olduktan sonra, Peygamberimizden daha fazla feyiz almak ve daha çok ibadet edebilmek için ticareti bıraktı. Peygamberimizin sohbetlerine devam etme­ye başladı. Zaman zaman Re­sû­lul­lah’a sualler sorardı. Bir defasında şöyle bir sual sordu:

💚 --- “Yâ Re­sû­lal­lah! Zenginler dünyayı da ahireti de kazandılar. Onlar hem na­maz kılıyor, hem oruç tutuyorlar, hem de sadaka veriyorlar. Fakat biz fakir ol­duğumuz için sadaka veremiyoruz…”

❤ --- Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurdu:

💛 --- “Sana bir şey söyleyeyim mi? Sen onu yaptığında kavuştuğun şeye, ancak onu yapan­lar kavuşabilirler; yapmayanlardan hiçbiri de başka bir yolla ona yetişemezler.
Her na­mazdan sonra 33 defa Sübhanallah, 33 defa El­hamdülillah, 34 defa da Allahü ekber de.”[2]

💚 --- Hz. Ebû’d-Derdâ, gördüğü her şeyden ibret alırdı. Herkese iyilik ederdi. Kim­seyi incitmezdi. Güler yüzlüydü. Bilhassa hadis rivayet ettiğinde gülümserdi. Sebebini soranlara, “Re­sû­lul­lah da bir söz söylerken tebessüm ederdi.” derdi.

❤ --- Cömertti. Ziyaretine gelenlere ikramda bulunurdu. İnsanların arasını bulma­yı çok se­verdi. Bir defasında dişi kırılan biri, Hz. Muâviye’ye gelerek davacı ol­muştu. Muâ­vi­ye (r.a.) ne kadar ısrar ettiyse de, davacıyı ısrarından vazgeçire­medi. Ebû’d-Derdâ da (r.a.) oradaydı,
--- “Ben Re­sû­lul­lah’ın şöyle buyurduğunu işittim: ‘Herhangi bir Müslüman bir ezaya maruz kalır da eza vereni affederse, Cenâb-ı Hak onu bir derece yükseltir, bir hatasını affeder.’” Ebû’d-Derdâ’dan bu hadisi işiten davalı, dişini kıran adamı affetti.[3]

💛 --- Ebû’d-Derdâ (r.a.) fevkalade liyakatli, mütevazi, derin ilim sahibi, idarecilik kabiliyetine sahip ve bütün kuvvetiyle Müslümanların hizmetine koşan, fakat buna karşılık gayet basit bir hayat süren bir zat idi.
--- Bu vasıflarından dolayıdır ki, Hz. Ömer (r.a.) ona mühim bir devlet vazifesi vermek istiyordu. Ancak Hz. Ömer’in her teklifini, Ebûd-Derdâ reddediyordu. .

💚 --- Bir müddet sonra Ebû’d-Derdâ, Şam’a gitmek için Hz. Ömer’den izin istedi. Hz. Ömer ise, “Sen hükûmette bir vazife kabul etmedikçe ben senin Şam’a gitmene izin ver­mem!” diyerek ona izin vermedi.
--- Ancak Ebû’d-Derdâ’nın bütün ar­zusu, Şam’a gidip oradaki Müslümanlara İslamiyet’in hakikatlerini anlatmaktı.
--- Tekrar Hz. Ömer’e gidip, “N’olur, bana müsaade et, oraya gidip onlara Re­sû­lul­lah’ın sünnetini öğreteyim, namaz kıldırayım, bildiğim hakikatleri söyleyeyim!” dedi. Hz. Ömer onun Şam’a gitmesine izin verdi.

❤ --- Hadis, tefsir ve fıkıh ilimlerine derin vukufu olmakla birlikte, Ebû’d-Derdâ’nın asıl ihtisas sahası Kur’ân-ı Kerim idi.
--- Hz. Peygamber’in sağlığında Kur’ân’ın tamamını ezberlemiş nadir sahabilerden birisiydi. Şam’a gittikten sonra artık onun sevincine ve saadetine sınır yoktu.
--- Gayet basit yaşıyor, fev­kalade basit bir evde oturuyordu. Mescide gittiğinde ise hemen etrafı sarılır, Kur’ân’a, hadise ve fıkha dair sorular sorulur, o da bunlara şevkle cevaplar verir­di. Onun ilmi gerçekten çoktu. Sahabenin ileri gelen âlimlerinden Muâz bin Cebel, vefatı ânında onun için şöyle demişti:

💛 --- “Ey Ebû’d-Derdâ! Gökyüzü sen­den daha âlim birisini gölgelendirmedi, yeryüzü de senden daha âlim birisini taşımadı…”

💚 --- Ebû’d-Derdâ, yetiştirdiği talebeler temayüz edince, hemen onların etrafında yeni bir halka teşkil ettirir, kendisi de hepsini teftişle meşgul olurdu. Sabah na­mazlarından sonra, Ebû’d-Derdâ’nın talebelerinden teşekkül eden ilim halkaları Şam Camii’nde öyle ulvi bir manzara arz ederdi ki, bu halkalara girmeyen bir­çok kimse, bir köşeden zevkle bunları seyrederdi. Ebû’d-Derdâ (r.a.) bir köşede durur, muhtelif halkalardan gelen sualleri cevaplandırırdı.
--- Bu halkaların içeri­sinde birçok mümtaz sahabe de bulunurdu. Ebû’d-Derdâ’nın bu şekilde Kur’ân ilimlerini hakkıyla bilen 2000’e yakın talebe yetiştirdiği rivayet edilir.

❤ --- Ebû’d-Derdâ (r.a.), kutsi ilim hizmetine devam ederken, gerek Şam valisi ge­rekse Ye­zîd bin Ebî Süfyân, Müslümanların derdinden uzak bir şekilde, lüks ve debdebe için­de bir hayat sürüyorlardı.
--- Bu durumu öğrenen Hz. Ömer (r.a.), hem Ebû’d-Der­dâ’nın kutsi hizmetlerini görmek hem de valisini yerinde cezalan­dırmak için Şam’a git­me­ye karar verdi.
--- Yanında hizmetçisi Yerfe de vardı. Hz. Ömer, onları denemek için ön­ce Yerfe’yi içeri gönderdi. Yerfe bir desturla Yezîd’in konağına girdikten sonra peşin­den de Hz. Ömer içeri girerek, bütün kadi­fe yastıkların, ipekli eşyaların ve sair ihtiyaç fazlası eşyaların bir araya toplan­masını, bunların Beytülmâl’e alınacağını söyledi.

💛 --- Valinin durumu bundan farksızdı. Aynı muameleyi ona da tatbik ettikten sonra, “Haydi, şimdi öz kardeşimizin yanına gidelim.” dedi. Ebû’d-Derdâ’nın evine geldiler. İtil­diğinde açılabilen kilitsiz kapıdan içeri girdiklerinde evi aydınlatacak bir lamba dahi yoktu. Ebû’d-Derdâ ise, karanlıkta bir keçe parçası üzerinde oturmuş, gelenlerin kim olduğunun farkına varmaksızın bekliyordu. Nihayet karanlık içerisinde birbirlerini buldular ve hasretle kucaklaştılar.

💚 --- Ebû’d-Derdâ, Hz. Ömer’in âni gelişinin sebebini tahmin edebiliyordu. Şöyle dedi:

“Ey Ömer! Re­sû­lul­lah’ın ne buyurduğunu biliyorsun. ‘Sizin dünyadan na­sibiniz, bir yolcunun azığı kadar olsun.’”

O gece sabaha kadar dertleşip hasret gi­derdiler.

Hz. Ömer zamanında bütün sahabeye maaş bağlanmıştı. Bedir gazilerinin tahsisatı diğerlerinden farklıydı. Ancak Hz. Ömer gibi adaletli bir halife, Ebû’d-Derdâ’yı da, Bedir Savaşı’na katılamadığı hâlde, bu maaşa layık görmüştü.

❤ --- Ebû’d-Derdâ (r.a.), Peygamberimizden (a.s.m.) 100 civarında hadis rivayet etti. Bunlardan bazılarının meali şöyledir:

“Kıyamet günü insanın mizanında en ağır basan şey, güzel ahlaktır.”[4]

“Kim bir mümin kardeşinin aleyhinde konuşulduğunda, onun şeref ve namu­sunu sa­vunursa, Allah da kıyamet günü onu cehennem eteşinden korur.”[5]

“Yumuşak huylu ve yumuşak sözlü olma nimetine mazhar olan kimse büyük bir hay­ra mazhar olmuş, bundan mahrum olan da büyük bir hayırdan mahrum kalmış demektir.”[6]

“Kim ilim öğrenmek maksadıyla yola koyulursa, Allah o kimseye cennet yo­lunu kolaylaştırır. Melekler, ilim öğrenen kimselerden memnuniyetlerinden do­layı, kanatlarını yerlere sererek kuşatırlar. Yerde ve gökte bulunan her şey, hattâ sudaki balıklar bile ilimle, meşgul olan kimsenin affını isterler. Bir âlimin nafile ibadetle meşgul olan kimseye üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Muhakkak ki âlimler, peygamberlerin mirasçılarıdırlar. Gerçekte pey­gamberler ne altın ne de gümüş miras bırakmazlar; onların mirası ancak ilim­dir. Bu bakımdan, kim bu peygamber mirası olan ilimden ne kadar elde ederse, o derece mertebe kazanmış olur.”[7]

💛 --- Ebû’d-Derdâ (r.a.), Hicret’in 32. yılında Şam’da vefat etti. Onun güzel ve manalı sözlerinden birkaç tanesini zikredelim:

“Halkın hoşlanmadığı üç şey vardır ki, ben onları severim! Biri fakirlik, biri hastalık, biri de ölüm… Rabb’ime kavuşmayı arzu ettiğimden ölümü, beni mütevazi yaptığı için fakirliği, günahlarıma keffaret olduğu için de hastalığı seve­rim.”

“İnsan, başına gelen felaketlerden şikâyet etmemeli, acı ve kederlerini şuna buna söylememeli, diliyle kendini temize çıkarmaya çalışmamalıdır.”

”Benim en çok korktuğum şey, kıyamet günü, ‘Ey Uveymir, dinini öğrendin mi, öğrenmedin mi?’ diye sorulmasıdır! ‘Öğrendim.’ desem, Kur’ân-ı Kerim’de iyiliği tavsiye eden ve kötülükten nehyeden ne kadar âyet varsa, ‘Sana yap dedi­ğimiz hiçbir şeyi yap­madın, yapma dediğimiz şeylerden de vazgeçmedin.’ diye, o ayetlerin aleyhimde şa­hitlik etmeleridir…”

Yusuf Miroglu

👀  ---  SaHaBe-i iKRaM       💚 ---  ---  GüNüN SaHaBeSi       ❤ ---  ---  ---   SA'D B. EBİ VAKKAS ❤  --- Sa'd b. Ebî Va...
02/05/2017

👀 --- SaHaBe-i iKRaM
💚 --- --- GüNüN SaHaBeSi
❤ --- --- --- SA'D B. EBİ VAKKAS

❤ --- Sa'd b. Ebî Vakkas Malik b. Vuheyb b. Abdi Menaf b. Zühre. Babası Malik b. Vuheyb'dir. Malik'in künyesi Ebî Vakkas olup, Sa'd bu künyeye nisbetle İbn Ebî Vakkas olarak çağrılırdı. Rasûlüllah (s.a.s)'in annesi Zuhreoğullarından olduğu için, anne tarafından da nesebi Rasûlüllah (s.a.s) ile birleşmektedir. Sa'd'ın annesi Hamene binti Süfyan b. Ümeyye'dir. Sa'd (r.a), ilk iman edenlerden biridir. Kendisinden yapılan rivayetlere göre o İslâmı üçüncü kabul eden kimsedir.
Ancak, Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekr, Hz. Ali ve Zeyd b. Harise'den sonra müslüman olmuşsa beşinci müslüman olmuş oluyor. Sa'd (r.a), müslüman olduğu gün henüz namazın farz kılınmamış olduğunu ve o zaman on yedi yaşında bulunduğunu söylemektedir (İbn Sa'd, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).

❤ --- Sa'd (r.a) İslâma girişine sebep olan olayı şöyle anlatır: "Müslüman olmadan önce rüyamda kendimi hiç bir şeyi göremediğim karanlık bir yerde gördüm. Bu arada ay doğdu ve ben onun aydınlığına tabi oldum. Benden önce bu aya kimlerin uymuş olduğuna bakıyordum. Onlar, Zeyd b. Harise, Ali b. Ebî Talib ve Ebû Bekir'di. Onlara ne kadar zamandan beri burada olduklarını sorduğumda, onlar; "Bir saat kadardır" dediler. Araştırdığımda öğrendim ki, Rasûlüllah (s.a.s) gizlice İslâm'a davette bulunmaktadır. Ona Ecyad tepesi taraflarında rastladım. İkindi namazını kılıyordu. Orada İslâmı kabul ettim. Benden önce bu kimselerden başkası imân etmemişti" (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 368).

❤ --- Sa'd'ın müslüman olduğunu öğrenen annesi, buna çok üzülmüş ve oğlunu atalarının dinine döndürebilmek için çareler aramaya başlamıştı. Sa'd'a, eğer girdiği dinden dönmezse, yemeyip içmeyeceğine dair yemin etmişti. Sa'd, annesine, bunu yapmamasını, çünkü dininden dönmeyeceğini söyledi. Yeminini uygulamaya koyan annesi, bir zaman sonra açlık ve susuzluktan bayılmıştı. Ayıldığında Sa'd ona; "Senin bin tane canın olsa ve bunları bir bir versen, ben yine de dinimden dönmeyeceğim" demişti. Onun kararlılığını gören annesi yemininden vazgeçmişti (Üsdül-Ğabe, aynı yer). Sa'd (r.a) annesine çok düşkündü ve ona bir zarar gelmesini asla kabul edemezdi. Ancak imanla alakalı bir konuda Rabbine isyan edip başkalarının heva ve heveslerine de tabi olamazdı. Sa'd (r.a) ve benzerlerinin karşılaşacağı bu gibi durumları çözümlemek ve iman edenleri rahatlatmak için Allah Teâlâ şu âyet-i kerimeyi göndermişti: "Bununla beraber eğer, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşmak için seninle uğraşırlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dünya işlerinde onlara iyi davran..." (Lokman, 31 / 15).

❤ --- Sa'd (r.a), Medine'ye hicrete kadar Mekke'de kalmıştır. Dolayısıyla müşrikler tarafından uğradıkları bütün saldırı ve işkencelere diğer müslümanlarla birlikte Mekke dönemi boyunca muhatab olduğu muhakkaktır. Mekke'de müslümanlar, Mekke zorbalarının saldırılarından emin olmak için ibadetlerini gizli ve tenha yerlerde ifa ediyorlardı. Bir gün Sa'd (r.a) arkadaşlarıyla birlikte ibadet ederlerken müşriklerden bir grup onlara sataşarak İslâmla alay etmişler ve onlara saldırmışlardı. Sa'd eline geçirdiği bir deve sırt kemiğini alıp müşriklere karşılık vermiş ve onlardan birini yaralayarak kanlar içerisinde bırakmıştı. İşte İslâm'da Allah için ilk akıtılan kan budur (Üsdü'l-Ğâbe, II, 367).

❤ ----Sa'd (r.a) kardeşi Ümeyr (r.a) ile Medine'ye hicret ettiği zaman, kan davası yüzünden Mekke'den kaçıp buraya yerleşmiş olan diğer kardeşleri Utbe'nin evinde kalmaya başlamışlardı. Muahat olayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa'd'ı Mus'ab b. Umeyr ile kardeş ilân etmişti. Başka bir rivayete göre de kardeş ilân edildiği kimse Sa'd b. Mu'az'dır (İbn Sa'd, a.g.e., III, 139-140).

Medine'ye hicretle birlikte İslâm devlet olmuş ve kendini tehdit eden güçlere karşı askerî faaliyetler başlamıştı. Bu çerçevede Mekke kervanlarına yönelik askerî birlikler (seriyye) sevkediliyordu. İlk seriyye, Hicretin yedinci ayında Mekke kervanının yolunu kesmek için otuz kişiden oluşan Hz. Hamza komutasındaki seriyyedir. Sa'd (r.a)'da bu ilk askerî birliğe katılanlardandır (İbn Sad, aynı yer) Bir ay sonra Ubeyde b. Haris komutasında gönderilen seriyye Kureyş kervanıyla karşılaştığında ilk oku Sad b. Ebi Vakkas (r.a) atarak çatışmayı başlatmıştı. Mekke'de Allah yolunda ilk kan akıtan kimse olma şerefi Sa'd (r.a)'a ait olduğu gibi, yine Allah yolunda ilk ok atma şerefi de böylece ona nasip olmuştur. Sa'd (r.a) şöyle demektedir: "Araplardan Allah yolunda ilk ok atan kimse benim" (İbn Sa'd, aynı yer).

Aynı yılın Zilkade ayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa'd b. Ebi Vakkas'ı yirmi kişilik bir askerî birliğe komutan tayin ederek el-Harrar mevkiine göndermişti. Bu seriyyenin gayesi de Mekkelilere ait kervanı vurmaktı. Ancak kervan bir gün önceden bu yerden hareket etmiş olduğu için, bir çatışma çıkmamıştı. Rasûlüllah (s.a.s), sadece seriyyeler göndermekle yetinmiyor, bizzat ordusunun başına geçerek seferler düzenliyordu. Bunlardan biri olan ve II. Hicrî yılın Rebiu'l-Evvel ayında gerçekleştirilen Buvat gazvesinde, ordu sancağını Sa'd taşımaktaydı (Taberi, Tarih, Beyrut 1967, II, 407). Peşinden tehlikeli bir görevle Mekke ile Taif arasındaki Nahle mevkiine keşif maksadıyla gönderilen Abdullah b. Cahş seriyyesine katılan Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a)'ın bütün cihad faaliyetlerine aktif bir şekilde iştirak ettiği görülmektedir.

Bedir savaşında müşrik süvari birliğinin komutanı olan Sa'id b. el-As'ı öldürüp kılıcını Rasûlüllah (s.a.s)'e getirmişti. O, Zülkife adındaki bu kılıcı ganimetlerin dağıtılışında Sa'd'a vermişti.

Uhud savaşında, müşriklerin üstünlüğü ele geçirdiği ve müslümanların paniğe kapılarak dağıldığı esnada Rasûlüllah (s.a.s)'in yanından ayrılmayıp gövdelerini siper ederek onu korumaya çalışan bir kaç kişiden birisi Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a) idi. O, cesaretinden hiç bir şey kaybetmeden ok atmaya devam ediyordu. Sa'd (r.a) ok atmakta mahirdi ve hedefini şaşırmıyordu. Rasûlüllah (s.a.s) ona ok veriyor ve şöyle diyordu: "At Sa'd Anam babam sana feda olsun " (Müslim, Fezâilü's-Sahabe, 5; İbn Sa'd, a.g.e., III,141; İbnül-Esîr, el-Kâmil,)i't-Tarih, Beyrut 1979, II, 155). Rasûlüllah (s.a.s), övgü, rıza ve hoşnutluğu ifade eden bu kelimeleri, ana ve babasını bir arada zikrederek başka hiç kimse için kullanmamıştır (İbn Sa'd, aynı yer).

Sa'd (r.a)'ın Uhud günü gördüğü hizmet ve gösterdiği kahramanlık gerçekten çok büyüktü. Onun bu günde tek başına bin ok attığı rivayet edilmektedir (Üsdül-Ğâbe, II, 367).

O, Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke'nin fethi ve diğer gazvelerin tamamına katılmıştır (İbn Sa'd, a.g.e., 111, 142).

Rasûlüllah (s.a.s)'in vefatından sonra Hz. Ebu Bekir (r.a)'a bey'at eden Sa'd (r.a), Hz. Ömer döneminde aktif olarak devlet idaresinde görevler almıştır. Bu dönemde onun en önemli görevlerinden birisi, asrın emperyalist süper güçlerinden birisi olan İran imparatorluğunu çökerten Kadisiye ordusunun kumandanlığıdır.

Bizansa yönelik askerî faaliyetler sürerken, İran topraklarına da seferler yapılıyordu. Hz. Ebû Bekir (r.a) döneminde İranlıların elinde olan Irak'ın büyük bir bölümü fethedilmişti. Hz. Ömer (r.a) iş başına geçtiği zaman İran'a karşı kapsamlı ve netice alıcı bir askerî sefer düzenlenmesi için çalışmalara başladı. Yapılan istişareler sonucunda Sa'd b. Ebî Vakkas'ın hazırlanan orduya komutan tayin edilmesi kararlaştırıldı. Havâzin kabilelerinden zekât toplamak için bu bölgede bulunan Sa'd, Medine'ye çağrılarak ordu ona teslim edildi. Sa'd ordusuyla Irak'a doğru yürüyüşe geçerek Kadisiye mevkiinde kârargah kurdu. İran şahı, müslümanlara karşı savaşmak üzere ünlü komutanı Rüstem'i görevlendirmişti. Yapılan savaşı müslümanlar kazanmış ve İran toprakları İslâm tebliğine açılmıştı. Sa'd hasta olduğu için bizzat savaşa iştirak edememiş ve yüksekçe bir yerden, savaştın orduyu idare etmişti. Kadisiye ıaleri İslâm ordularının kazandığı en parlak ve kesin zaferlerden biri olarak tarihe geçmiştir.

Daha sonra Sa'd (r.a), Celula'ya yönelmiş ve burasını fethetmişti (H 16). Celula'nın fethi bölgede büyük bir ihtida hareketini de peşinden getirmişti. Daha sonra İran imparatorluk merkezi olan Medâin iki aylık bir kuşatmadan sonra düşmüş, büyük meblağlarda ganimet ele geçmiş ve Kisra III. Yezducerd buradan Hulvan'a kaçmıştı. Sa'd b. Ebi Vakkas, bir ordu göndererek sulh yoluyla burayı fethetmişti. Yezducerd ise İsfahan bölgesine kaçarak orada tutunmaya çalışmıştır.

❤ --- Sa'd (r.a), Medâin'e yerleşerek, fethedilen toprakların idarî yapısını oluşturmaya çalıştı. Medâin'in havası, askerlerin sıhhatini olumsuz yönde etkilediği için, Hz. Ömer (r.a)'ın onayı alınarak yerleşime ve ordunun askerî stratejisine uygun bir konumda olan Küfe, ordugâh şehir haline getirildi. Sa'd bölge valisi olarak Kûfe'de üç buçuk yıl kalmıştır. O, tekrar toparlanıp kaybettikleri yerleri geri almak için hazırlıklara girişen İranlıların hareketlerini takip ediyor ve gerekli askerî önlemleri almaya çalışıyordu. Ancak tam bu sıralarda Kûfe'de bir topluluk, Hz. Sa'd'ı ganimetleri adil dağıtmadığı ve gaza işlerinde gevşek davrandığı yolunda iddialarla Hz. Ömer (r.a)'a şikayet etti. Ayrıca onun namaz kıldırış tarzını da beğenmiyorlardı. Hz. Ömer (r.a) meseleyi inceletmiş; yapılan şikayetlerin asılsız olduğunu anlamış olmakla birlikte, maslahatı gözeterek onu geri çağırmıştı (Asr-ı Saadet, I, 432 vd.).

Hz. Ömer (r.a), kendisinden sonra halife seçimini gerçekleştirmek için altı kişilik bir şûra oluşturmuştu. Sa'd (r.a) da bunlar arasındaydı. Hz. Ömer (r.a)'in vefatından sonra halife tayini için müzakereler başladığı zaman Sa'd, Abdurrahman b. Avf lehine adaylıktan çekildiğini açıklamıştır.

Hz. Osman (r.a), halife seçildiği zaman; Ömer (r.a)'in vasiyetine uyarak Sa'd'ı Küfe valiliğine tayin etti. Ancak, bu seferki Küfe valiliği de fazla sürmemiştir. O, hazineden borç olarak almış olduğu bir miktar parayı geri ödemekte zorluk çekince, hazine emini Abdullah İbn Mes'ud tarafından Halifeye şikayet edilmiş; bu şikayet üzerine Osman (r.a), onu Küfe valiliğinden azletmişti. Bunun üzerine Sa'd (r.a) Medine yakınlarındaki Akik vadisinde bulunan çiftliğindeki evine yerleşmiş ve ziraatle uğraşmaya başlamıştır.

❤ --- Sa'd (r.a), Hz. Osman (r.a)'ın şehid edilişiyle başlayan fitne ve ihtilaflardan tamamen uzak kalmaya gayret etmiştir. O, müslümanlar arasında kan dökülmesinden çok rahatsız oluyor ve taraflardan kendisine gelen teklifleri geri çeviriyordu. O, ümmetin üzerinde anlaştığı bir halife ortaya çıkıncaya kadar kendisine hiç bir şeyden bahsedilmemesini istemişti. Sa'd (r.a), gruplar arasında verilen mücadelelerde kimin haklı kimin haksız olduğunun açıklığa kavuşturulmasının mümkün olmadığını bildiği ve haksız yere bir müslümanın kanını akıtmaktan çekindiği için böyle davranıyordu. O, kendisine gelenlere şöyle diyordu: "Bana, iki gözü, dili ve iki dudağı olan ve şu kâfirdir, şu mü'mindir diyen bir kılıç getirilinceye kadar asla kimseyle savaşmam" (İbn Sa'd, a.g.e., III,143; Üsdül-Ğâbe, II, 368).

❤ --- Sa'd (r.a), güçlü bir kişiliğe ve siyasî desteğe sahip olduğu halde, riyaset çekişmelerinin içine girmekten ömrünün son günlerine kadar kaçınmıştır. Oğlu Ömer ve kardeşinin oğlu Haşim gidip ona; "Yüz bin kılış sahibi var ki, hepsi seni hilafet için en liyakatli adam tanıyor" dediklerinde onun buna verdiği cevap şu olmuştu:

"Bu sizin yüz bin kılıcınızdan daha kuvvetli tek bir kılıç, mü'mine çekilince onu kesmeyen, kâfire karşı sıyrılınca onu kesen kılıçtır" (Asrı Saadet, I, 436). Onun bu anlamlı sözleri, müslümanların birbirlerine zarar vermelerine karşı ne kadar hassas olduğunu ifade etmektedir.

❤ --- Sa'd (r.a), Hicrî 55 yılında ikâmet etmekte olduğu Medine'nin dışındaki Akik vadisinde vefat etmiştir. Onun vefat tarihi hakkında, 54 ila 58 tarihleri arasında değişen farklı rivâyetler bulunmaktadır (Üsdül-Ğâbe, II, 369).

❤ --- Sa'd (r.a)'ın cenazesi Medine'ye on mil kadar uzaklıkta olan Akik vadisindeki evinden alınarak Medine'ye getirilmiş ve Mescid-i Nebi de kılınan namazdan sonra, Bâkî mezarlığına defnedilmiştir (İbn Sa'd, III,148). Cenaze namazını Emevilerin Medine valisi Mervan b. Hakem kıldırmıştır. Rasûlüllah (s.a.s)'in zevceleri de namaza iştirak etmişlerdi (Üsdül-Ğâbe, aynı yer).

❤ --- Sa'd (r.a), vefat edeceğini anladığı zaman yünden mamül cübbesini getirtmiş ve ölünce onunla kefenlenmesini vasiyet etmişti. Bunun sebebi olarak, Bedir gününde müşriklerle karşılaştığı zaman onu giymekte olduğunu ve bundan dolayı bu cübbesini çok sevdiğini söylemiştir (Üsdül-Ğâbe, aynı' yer). İbnül Esir'in kaydettiği, Sa'd (r.a)'ın oğlu Âmir'den nakledilen rivayete göre Sa'd (r.a) Muhacirlerden en son vefat eden kimsedir (Üsdül-Ğâbe, aynı yer).

❤ --- Sa'd (r.a), Ashabın seçkinlerinden biri olup sağlığında Cennetle müjdelenen on kişi arasındadır. Yine tarihe şûrâ olayı olarak geçen ve Hz. Osman (r.a)'ın halife seçilmesini gerçekleştiren Hz. Ömer (r.a)'ın oluşturduğu altı kişilik şûrânın içinde bulunmaktaydı. O, ilk iman eden bir kaç kişiden biri olarak Mekke döneminin sıkıntılarına Rasûlüllah (s.a.s)'in yanından ayrılmayarak göğüs germişti. Kıyamete kadar devam edecek olan cihad hareketi için, müslümanları taciz eden kâfirlere saldırarak ilk kanı akıtan odur. Yine Medine döneminin başlarında kâfirlere karşı ilk oku atan kimse olma şerefi de ona aittir. Sa'd (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'in bütün gazalarına, katılmış, Bedir'de büyük yararlılıklar göstermiştir. Allah yolunda, İslâm dışı nizamları yok etmek için canını feda etmeye her zaman hazır olduğunu pratik bir şekilde ortaya koymuştur. Uhud gününde müslümanlar dağıldığı zaman Rasûlüllah (s.a.s)'i canlarını feda etme pahasına sonuna kadar korumaya çalışan bir kaç kişiden biri de odur. O, müşriklerin Rasûlüllah (s.a.s)'i öldürmek için yaptıkları hamleleri, attığı oklarla sonuçsuz bırakmıştı. İşte Rasûlüllah (s.a.s) bu kritik anda onun gösterdiği sebat ve yararlılıktan dolayı onu başka hiç bir kimseyi övmediği bir şekilde "Ânam babam sana feda olsun, At" (Müslim, Fezailu's-Sahabe, 5) diyerek övmüş ve bunu defalarca tekrarlamıştı. Ve yine onun için dua ederek şöyle demişti: "Allahım! Sa'd dua ettiği zaman onun duasını kabul et ". Bu dua çerçevesinde Sa'd (r.a)'ın yaptığı bütün dualar gerçekleşmekteydi (Üsdül-Ğâbe, II, 366-369; İbn Sa'd, III,139 vd.).

❤ --- Sa'd (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'i korumak ve ona gelebilecek zararları engellemek için sürekli gayret içerisinde bulunmaktaydı. Aişe (r.an) şöyle anlatmaktadır: "Rasûlüllah (s.a.s) Medine'ye gelişinde bir gece uyuyamadı ve; "Keşke ashabımdan Salih bir zat bu gece beni korusa"dedi. Biz bu durumda iken dışarıdan bir silah hışırtısı duyduk. Rasûlüllah (s.a.s); "Kim o?" dedi. Gelen zat; "Sa'd b. Ebi Vakkas'ım" karşılığını verdi. Rasûlüllah (s.a.s), ona; "Neden buraya geldin?" diye sorduğunda Sa'd, şöyle cevap verdi: "İçime Rasûlüllah (s.a.s) hakkında bir korku düştü de onu korumak için geldim". Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) ona dua etti ve sonra da uyudu" (Müslim, Fedâilu's-Sahabe, 5). İşte Rasûlüllah (s.a.s)'in kendisi için duyduğu endişeyi Allah Teâlâ bu seçkin insanın kalbine ilham etmiş ve onu Rasûlünü korumak için harekete geçirmişti. Buradan, Sa'd (r.a)'in, İslâm davasını yüceltmek ve düşman güçlerin ona karşı komplolarını engellemek için o kadar büyük bir özveriyle çatıştığı açıkça anlaşılmaktadır. Onun Rasûlüllah (s.a.s)'e karşı duyduğu sevginin sınırsızlığı, Uhud'da olduğu gibi daha sonraları da onu kendi nefsini feda ederek korumaya sevketmiştir.

❤ --- Sa'd (r.a), hakkında âyet nazil olan sahabilerden biri olma şerefine de sahiptir. O, "Benim hakkımda dört âyet nazil olmuştur" (Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5) demektedir. Bu âyetlerden bir tanesi, Mekkeli müşriklerin Rasûlüllah (s.a.s)'den yanındaki, ona iman etmiş güçsüz kimseleri kovmasını istemeleri üzerine nazil olan, Allah rızasını dileyerek akşam sabah ona dua eden kimseleri kovma" ayetidir (el-Enam, 6/52; Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5; diğer âyetler şunlardır: el-Enfal, 8/1; Lokman, 31/15; el-Maide, 5/9).

❤ --- Sa'd (r.a), devrin putperest-müşrik süper güçlerinden biri olan İran İmparatorluğunu çökerten ve böylece İslâmın kitlelere tebliği önündeki büyük engellerden birisini ortadan kaldıran İslâm tarihinin en önemli savaşlarından biri olan Kadisiye savaşının komutanıydı. O, kendisine verilen görevi hakkıyla yerine getirip, Kisranın saraylarını ve hazinelerini ele geçirmiş ve yapılacak fetih hareketlerine yeni bir boyut kazandırmıştı. Böyle güçlü bir askerî yeteneğe ve siyasî güce sahip olmasına rağmen; bu, onun sade ve zahidâne yaşayışına hiç bir tesirde bulunamamıştı. Her zaman, ümmetin gerçek temsilcileri olan idarecilerin verdiği görevleri hakkıyla yerine getirmeye çalışmış, bu görevlerden azledildiği zaman kalbinde hiç bir eziklik ve kırgınlık hissetmeden köşesine çekilmiştir. Şunu söylemek mümkündür ki; Sa'd (r.a), İslâm binasının sağlam temeller üzerine oturtulmasındaki temel taşlardan birisidir.

❤ --- Sa'd (r.a)'dan çok sayıda hadis rivayet edilmiştir. Ondan, İbn Ömer, İbn Abbas, Cabir b. Semure, Sâib b. Yezid, Aişe (r.a), Said İbn Müseyyeb, Ebu Osman en-Nehdî, İbrahim b. Abdurrahman b. Avf, Kays b. Ebi Hazm ve diğerleri hadis rivayet etmişlerdir. Ayrıca, Amir, Mus'ab, Muhammed, İbrahim ve Aişe'de babaları olan Sa'd (r.a)'dan hadis rivayetinde bulunmuşlardır (Üsdül-Ğâbe, II, 369). O hadis rivayeti konusunda çok itimat edilenlerden birisidir. Rasûlüllah (s.a.s)'e atfedilen hadisler hakkında çok titiz ve hassas davranan Hz. Ömer (r.a)'ın oğluna söylediği; "Oğlum, şa'd, Rasûlûllah'dan bir rivayette bulundu mu, artık o meseleyi bir başkasına sorma" sözü onun bu konudaki güvenilirliğini açıkça ortaya koymaktadır (Asrı Saadet, I, 437-438). Sa'd (r.a), orta boylu, güçlü, büyük kafalı, sert elli bir vücud yapısına sahip olup, sempatik bir kişiliği vardı (Asrı Saadet, I, 440; farklı bir rivayet için bk. Üsdü'l-Ğâbe, II, 368).

❤ --- Sa'd (r.a), sekiz evlilik yapmış olup; bu evliliklerinde, on yedisi kız, on yedisi de erkek olmak üzere otuz dört çocuğa sahip olmuştu (Asr-ı Saadet, I, 441).

Yusuf Miroglu

Adres

Amersfoort

Telefoon

0031652388826

Website

Meldingen

Wees de eerste die het weet en laat ons u een e-mail sturen wanneer SaHaBe HaYaTLaRi iSLaM nieuws en promoties plaatst. Uw e-mailadres wordt niet voor andere doeleinden gebruikt en u kunt zich op elk gewenst moment afmelden.

Delen